ERDOĞAN VE GÜL YOL AYRIMINDA

Onlar mahşerin dört atlısıydı: Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç ve Abdüllatif Şener. Birlikte yıllardır adı Erbakan’la anılan Milli Görüş Hareketi’nden koptular. Kendilerine “Yenilikçi” diyerek yeni bir yola çıktılar. İlk firelerini Şener’in 2007 yılında ayrılışıyla verdiler. “Adayımız Abdullah Gül kardeşimdir” diye Çankaya’ya uğurlanan Abdullah Gül ile Erdoğan’ın arası zamanla açıldı. Gözden uzak olan gönülden de ırak oldu. Aralarındaki sınırlar ne kadar uğraşılsa da gizlenemiyor.

Bugünlerde karşılıklı atışmaları sıkça gündeme gelse de asıl hesaplaşma 2014’te yaşanacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerini bekliyor. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimlerine belki de Başkan adayı olarak gireceği kesin. Gül’ün vereceği tepkiyse her şeyi belirleyecek. Erdoğan’la uzlaşan Gül, 2014’ün Başbakanı olabilir. Uzlaşamamanın bedeli Erdoğan’a Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde rakip olmak ya da yeni bir partiyle siyasete girmek. Erdoğan-Gül geriliminde Türkiye’nin önümüzdeki döneminin fotoğrafı gizli.

ESKİ YOL ARKADAŞLARI

Başbakan Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Gül’ün arkadaşlığı lise yıllarına kadar uzanıyor. 1960’lı yıllarda yükselen sola karşı sağ kesimin gençlik hareketi olarak kurulan Milli Türk Talebe Birliği, Gül ile Erdoğan’ın yollarının birleştiriyordu.

Yalnız bu iki isim değil, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve AKP’ye beyin takımına dahil olan Numan Kurtulmuş ve Gazeteci Fehmi Koru gibi bir çok isim de o yıllarda bu örgüte üyeydi. MTTB’de Erdoğan’la Gül’ün yollarının kesişmesini Erdoğan’ın uzun yıllardır çalışma arkadaşı olan Hüseyin Besli şöyle anlatıyor: "Abdullah Bey’le ilişkisi ta gençlik yıllarına dayanan ve ikisinin de siyasetle ilişkilerinin olmadığı yıllarda. O zaman parti falan yok, o zamanda ortak payda Milli Talebeler Birliği. Abdullah Bey, üniversiteye gider gibi MTB’ye gidermiş, Tayyip Erdoğan da lise yıllarında yani İmam Hatip’e giderken MTB ile ilişkisi başlamış durumda Abdullah Bey’in ifadesiyle.”

Erdoğan ve Gül yollarına Milli Görüş Hareketi’nde devam etti. İslam Kalkınma Bankası’nda uzmanlık yapan Abdullah Gül, 1991’de Refah Partisi’nde milletvekili ve 1996’da Refah-Yol hükümetinde Devlet Bakanı oldu. Erdoğan ise başka bir yol izleyecekti. 1976 yılında Millî Selâmet Partisi (MSP) Beyoğlu Gençlik Kolu Başkanlığı’yla başlayan siyasi serüvenini, Refah Partisi Beyoğlu İlçe Başkanlığı ile sürdürdü. İki kez milletvekili adayı olduğu halde seçilemeyen Erdoğan, Refah Partisi kariyerinin zirvesine 1994’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile ulaştı.

BİRİ ÖRGÜTÇÜ BİRİ BÜROKRAT

Aynı siyasi hareket içindeki bu işbölümü Erdoğan ve Gül arasında farklılığa yol açtı. Erdoğan, Milli Görüş teşkilatının nabzını tutan bir örgütçü, Abdullah Gül ise devletin işleyişini bilen yönetici olarak ön plana çıktı. Erdoğan toplumun alt sınıflarıyla ilişki kurma yeteneğiyle, Gül elitlerle diyalog kurma becerisiyle tanındı. Erdoğan mahallenin dilini konuşuyor, Gül daha seçici bir üslubu tercih ediyordu. Erdoğan öfkeli, Gül ise sakindi. Kuşkusuz iki isim birbirini her açıdan tamamlayacaktı.

Her ikisi de Milli Görüş Hareketinde Erbakan’dan ayrılık çizgisini savunan “Yenilikçiler” içerisinde yer alıyordu. Hareketin 90’lı yıllara damga vuran son partisi Fazilet’in kapatılması Yenilikçiler’in kendi yolunu çizmesi için bir fırsat olacaktı.

2001 yılında Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç ve Abdüllatif Şener öncülüğünde AKP kuruldu. Erdoğan’ın Siirt’te yaptığı konuşma nedeniyle aldığı siyaset yasağı 3 Kasım 2002 seçimlerinde milletvekili olmasını engelliyordu. Erdoğan ve Gül arasındaki işbölümü burada da devreye girdi. Erdoğan, Meclis dışında partinin doğal lideri olurken, Gül Meclis içinde AKP’nin ilk Başbakanı olacaktı. Birkaç ay sonra Erdoğan’ın siyasi yasağı kalkınca Gül, Siirt Milletvekili Erdoğan’a koltuğunu teslim etmekte tereddüt etmedi.

Erdoğan ile Gül arasındaki bu uyum geri planında birçok dedikodu biriktirse de 2007 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar sürdü. Kendi önünde biriken muhalefeti gören Erdoğan, “adayımız Abdullah Gül kardeşimdir” diyerek Gül’ün önünü açtı. Artık Abdullah Gül devletin tepesindeki Cumhurbaşkanlığı koltuğunda, Erdoğan ise siyasetin tepesindeki Başbakanlık koltuğunda oturuyordu. İki isim arasındaki gerginlik iddiaları işte bu tarihten sonra başladı.

İLK GERGİNLİK: CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ

Erdoğan ve Gül kamuoyu önünde doğrudan hiç tartışmıyorlar. Ancak dolaylı da olsa birbirlerine mesaj vermekten de vazgeçmiyorlar.

Bu atışma bazen Erdoğan’ın söylediği gibi "Devlette çift başlılık olmaz" ifadelerine kadar gidiyor.

Erdoğan ve Gül gerginliğinin ilk fısıltıları Gül’ün Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde başladı. Erdoğan’ın adaylığına karşı yükselen muhalefet Erdoğan’ı kendisinden başka bir isim düşünmeye zorluyordu. Adı geçen birçok isim vardı. Köksal Toptan, Vecdi Gönül gibi askerlerin de onayını alacaklar koltuğa en yakın olanlardı.

Ancak sürece Erdoğan’la aynı fikirde olmayan Gül’ün isteğiyle Bülent Arınç müdahil olacaktı. “Dindar bir Cumhurbaşkanı olacak” diyen Arınç, Erdoğan’la baş başa yaptığı görüşmede “siz aday olmuyorsanız Gül olsun” dedi. Erdoğan, Gül’ün adını partinin adayı olarak açıkladı. Artık Erdoğan Başbakan, “Kardeşim Abdullah Gül” ise “Sayın Cumhurbaşkanı”ydı.

ANAYASA GERİLİMİ

Erdoğan için “yeni anayasa” demek “Başkanlık” demek. Sır değil, Erdoğan yapacağı anayasa değişikliğinde Başkanlık sistemini getirmek istiyor. Buna karşın Gül daha 2010 yılında Hindistan uçağında Erdoğan’ı kızdıran şu sözleri etti: “Yeni bir Anayasa fırsatı kaçtı. Bu Meclis’e yakışırdı, ta başından bunu yapmak. Ama olmadı bu”. Erdoğan, Gül ile aynı fikirde olmadığını yeni anayasa çalışmalarını hızlandırarak ortaya koydu. Gül birkaç ay sonra, 2011 yılının Ocak ayında bu kez Strasbourg uçağında Başkanlık sistemine yönelik soruları “Şüphesiz ki çekincem var. Ama avantajları da çok, dezavantajları da var Başkanlık sisteminin. Ama bilerek biz bunu istiyoruz diye karar verilirse tabii…” ifadeleriyle yanıtlıyordu. Gül yeni anayasayı kimin yazacağı konusunda “Ergun Özbudun bu ülkenin bu anlamda vizyonu açısından en seçkin anayasacılarından biri” yanıtını veriyordu. Kuşkusuz uçan kuşlar bile Özbudun’un Başkanlık sistemine karşı olduğunu biliyordu.

Gül’ün uçaktaki bu sözlerine yandaş medyada en az yeri Erdoğan’a yakın Sabah’ın en fazla yeri Gül’e yakın Zaman’ın vermesi tesadüf değildi.

GÜL’ÜN GÖREV SÜRESİ

Erdoğan ve Gül arasındaki gerginlik dedikoduları Cumhurbaşkanlığı görev süresi tartışmalarında zirveye çıktı. AKP’nin Haziran 2012’de Meclis’ten geçirdiği yasa Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesini, görev süresinin 5 yıl olmasını ve Cumhurbaşkanı’nın iki dönem görev yapmasını sağlıyordu.

Ancak tüm bu haklar sadece bir kişiye tanınmamıştı: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e. Yasanın geçici maddesi mevcut Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin 7 yıl olarak kalmasını ancak bir kez daha aday olamamasını öngörüyordu. Yasa Abdullah Gül’ün 2014’te aday olmasının önünü tamamen kapatıyordu.

Gül, bu durumdan rahatsızlığını ve atılmasını beklediği adımı “anayasaya aykırılığı iddia ediliyorsa tabii ki Anayasa Mahkemesi’ne herhalde ana muhalefet partisi gidecektir" sözleriyle ifade ediyordu. Öyle de oldu. CHP yasayı Anayasa Mahkemesi’ne götürdü. Mahkeme Gül’ün görev süresinin 7 yıl olmasını uygun bulurken, yeniden aday olamayacağı yönündeki hükmü iptal etti.

GÜL ÜZÜLDÜ VE KIRILDI

Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen isimler bu süreçte arka arkaya Gül’ün bir daha aday olmamasını öneren açıklamalar yaptılar. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ “Bana göre Anayasa Mahkemesi’nin Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin 7 yıl olduğuna ilişkin kararı Anayasa’ya uygundur ve doğrudur. İkinci kez seçilme hususunun iptaline ilişkin hususu ise Anayasa’ya aykırıdır" derken, Çalışma Bakanı Faruk Çelik "Abdullah Gül çok iyi bir cumhurbaşkanı oldu. Ancak Erdoğan aday olursa, Sayın Gül’ün aday olacağını sanmıyorum" ifadelerini kullandı.

Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış Gül’e yeni görev bile bulmuştu: "NATO, Sayın Cumhurbaşkanımızdan daha iyi bir genel sekreter bulamaz. Bundan hiçbir endişem yok. Ama Sayın Cumhurbaşkanımız böyle bir görevi kabul eder mi, etmez mi, onu bilemiyorum". AKP Grup Başkanvekili Nurettin Canikli ise Erdoğan’ın adaylık konusunda karar vermesi durumunda Gül’ün bir öneminin olmadığını şöyle anlatıyordu: "2014 yılındaki cumhurbaşkanı seçiminde adaylık konusunda takdiri olursa, karşısında kimin olup olmadığının çok önemi yok".

Kuşkusuz Gül, kendisini arka arkaya hedef alan bu açıklamalardan rahatsız oldu. Rahatsızlığını kendisi değil ama Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Ahmet Sever üzerinden dile getirdi. Sever, Ruşen Çakır’a mahkeme kararından sonra AKP içerisindeki önemli isimlerin Gül’ün yeniden adaylığına karşı açıklamalar yapmasının Cumhurbaşkanı’nı "üzdüğünü ve kırdığını" söyledi. Aynı söyleşide Sever, Erdoğan’a yakın gazetelerde yer alan ve Gül’ü Erdoğan karşısında yok sayan anketleri de eleştirmekten geri durmadı. Kamuoyu böylece Erdoğan-Gül gerginliğini şah ve vezir üzerinden olmasa da piyonlar üzerinden izlemiş oldu.

GÜL TASFİYESİ

Erdoğan ve Gül rekabeti bunlarla sınırlı kalmadı.

Wikileaks belgelerine kadar giren iddialara göre Erdoğan girdiği her seçimde kurduğu her kabinede Gül’e yakın isimleri tasfiye etti. Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’na çıkışını AKP’yi “Erdoğanize” etmek için kullandı.

Şike operasyonu Erdoğan ve Gül arasındaki gerilimin bir başka dışavurumu oldu. 3 Temmuz 2011’de başlayan ve Fenerbahçe yönetiminin baş hedef olduğu şike operasyonun ardından Erdoğan’ın isteğiyle Meclisten şike ve teşvik suçlarına indirim getiren yasa geçti. Yasa, Gül tarafından veto edildi. Gül’ün vetosunun ardından AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, “Cumhurbaşkanının görüşlerine saygılıyız ancak Meclis’in iradesi öne çıkar” diyerek Cumhurbaşkanı’nı yanıtladı. Ardından Erdoğan’ın “aynen geçirin” çağrısıyla yasa değiştirilmeden Gül’e tekrar gönderildi. Gül yasayı istemeden de olsa onaylamak zorunda kaldı.

GÜL’ÜN ADI YOK

30 Eylül 2012’de Erdoğan’ın AKP Kongresi’nde yaptığı konuşma Hasan Cemal tarafından şöyle eleştirildi: “Erdoğan o uzun konuşmasında Abdullah Gül adını bir defa bile geçirmedi. Ak Parti tarihinde sanki Abdullah Gül diye bir isim yoktu.”

Hemen bir gün sonra…

Abdullah Gül’ün 1 Ekim 2012’de TBMM’nin açılışında yaptığı tutuklu vekillerin haklarında hüküm çıkana kadar yerinin Meclis olduğuna yönelik açıklamasına Erdoğan “Cumhurbaşkanıyla aynı düşünmüyorum” yanıtını verecekti.

Aynı günlerde Abdullah Gül’ün, BDP milletvekilleri Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder ile Bağımsız Mardin Milletvekili Ahmet Türk’le Kürt sorununun görüşüldüğü bir görüşme yaptığı basına yansımıştı. Erdoğan, bu görüşmeye jet yanıt verdi: “Teröristle kucaklaşanla bizim konuşacak bir şeyimiz yoktur.”

BARİKATI GÜL AÇTI

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda Ulus’ta toplanan büyük kalabalık polis barikatını aşarken Erdoğan öfkeliydi: “olaylar sırasında polisin görevini yapmadığını düşünüyorum”. Ancak ilginç gerçek akşamki resepsiyonda ortaya çıktı. Basınla sohbet eden Gül’ün sözcüsü Ahmet Sever, Cumhurbaşkanı’nın 27 Ekim’de Ankara Valisi Alaattin Yüksel’i makamına çağırdığını söyledikten sonra ekledi: “Sayın Cumhurbaşkanı, Vali’ye ‘Gerilim olmasın, kötü görüntüler oluşmasın, gerilim artarsa esnek davranın’ talimatını verdi. Gerginliğin arttığı saatlerde barikatların açılması bu talimata uygun.”

Kuşkusuz bu açıklamalar Erdoğan’ı kızdıracaktı. Erdoğan’ın "Devlette çift başlılık olmaz" açıklaması Gül’ün tavrına yanıt oldu.

KUVVETLER AYRILIĞI

Erdoğan ve Gül, bir başka atışmayı “kuvvetler ayrılığı” üzerinden Aralık 2012’de yaşadı. Başbakan Erdoğan’ın "kuvvetler ayrılığı denilen olay var ya o geliyor sizin önünüze bir engel olarak dikiliyor. Diyor ki ‘senin de bir oynama sahan var’ diyor” ifadelerine Gül “Kuvvetler ayrılığı demokrasinin temeli" yanıtını verecekti.

Aralık 2012’de Erdoğan kendisine ODTÜ’de yapılan protesto için açtı ağzını yumdu gözünü. Başbakan, ODTÜ’lü öğretim üyelerine “Sizin yetiştirdiğiniz öğrenciler bunlarsa ülkemiz batmış, gitmiş" diye seslenirken Erdoğan’ın protesto edildiği TÜBİTAK’ın toplantısına çağrılmayan Gül’e mikrofonlar uzatıldığında "Bilim dünyasını kısır tartışmaların dışında tutmalıyız" yanıtı duyuldu.

Liste uzayıp gidiyor.

Ama unutulmaması gereken bir ayrıntı daha var.

İmralı müzakerelerinin basına sızmasının ardından Erdoğan’ın gösterdiği tepki Hasan Cemal’in gazetedeki işine mal olmuştu.

Cumhurbaşkanı Gül, geçtiğimiz günlerde bu kez Letonya uçağında konuştu. “Açıkçası Hasan Cemal’e karşı yapılan çok büyük bir ayıptır. Yani fikirlerini tutarsınız, tutmazsınız o ayrı, ama bunları samimiyetle yazıyor. Yani eğer gazetesine varsa bir empoze, gazetesi de orada direnecek kardeşim” diyen Gül’ün sözlerinin Erdoğan’ı pek de mutlu etmediği açık.

SON RAUND 2014’TE

Günden güne ısınan Erdoğan-Gül geriliminde son perdeyi 2014 yılında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde göreceğiz. Anayasa değişikliğine göre o gün ya Başkan ya Cumhurbaşkanı seçilecek. Adaylardan birinin Erdoğan olacağı kesin. Buradan sonra iki soru önem kazanıyor.

İlki Gül Erdoğan’a rakip olacak mı? Bu ihtimal gerçekleşirse Erdoğan ile Gül’ü Cumhurbaşkanlığı/Başkanlık seçimlerinde rakip olarak görebiliriz. Gül böyle bir durumda AKP içinden Erdoğan’a karşı destek bulabileceği gibi muhalefetten de Erdoğan’a karşı kendisini desteklemesini isteyecek.

İkinci soru, Erdoğan Cumhurbaşkanı/Başkan olursa Başbakan ve dolayısıyla AKP Genel Başkanı kim olacak? Erdoğan’ın bu koltuğu beklendiği gibi Gül’e teslim etmeyeceği, yerine Numan Kurtulmuş, Ömer Dinçer hatta Hakan Fidan’ı düşündüğü konuşulan senaryolar arasında.

Bu durumda Gül’ün önünde iki seçenek olacak. Ya köşesine geçerek oturacak. Ya da yeni bir partiyle her şeye baştan başlayacak.

GÜL PARTİSİ

Bu ikinci senaryo bugünlerde birçok farklı ağızdan dile getiriliyor. Konuyu geçtiğimiz günlerde gazetesine taşıyan Cumhuriyet yazarı Orhan Bursalı, Gül’ün yeni parti çalışmasını başlattığını söyledikten sonra ekledi: “Yeni bir siyasi parti temaslarını sürdürenin ise Gül’ün önemli danışmanlarından, RTE’nin milletvekili yapmadığı Ahmet Ertürk’ün olduğu belirtiliyor. Ertürk, eski TMSF Başkanı!”
Bursalı dahil bu senaryoyu dile getirenler böyle bir durumda Cemaat’in de Erdoğan’a karşı Gül’ü destekleyeceği konusunda hemfikir.

Aynı kişiler Bülent Arınç’ın Gül’ün yolundan gideceği inancında.

Görünüşe göre Türkiye’nin 2014’ü nasıl bitireceğini Erdoğan-Gül geriliminin sonucu belirleyecek.