İSLAMİ ENGİZİSYON’A CUŞ ZAMANI

Türkiye’den 21.yüzyılın başında değeri ve yaratıcılığı dünya çapında kabul gören TEK bir müzisyen besteci çıktı : Fazıl Say.

Sen misin Londra’dan Tokyo’ya, Paris’ten New York’a, Berlin’e, dünyanın en prestijli konser afişlerine, orkestralarının başına bir Türk adı yazdıran? Sen misin uluslararası medyada sayfalarca yer işgal eden, beş kıt’a, yedi düvelde « Türk piyanist », « Türk besteci » diye anılan?

Sen misin Türkiye’nin reklamını, milyarlar döküp yabancı futbolcular, huri mankenler, gılman modeller ve bittabi Dede Efendi’nin ulvi dümtekiyle yapmak dururken; TEK başına, iki bileğin, üstün yeteneğin ve bestelerinle bedava yapan?

Al sana ödül, on ay hapis Fazıl Say! Beş yıl konuşmazsan, içeri tıkmayacağız, bunu da şefkat say… dedi, adaletin pençesi.

Şansı yaver gitti, Fazıl’ın. Dava sırasında okumaktan ayrı, yayın yoluyla paylaşmaktan ayrı ceza aldığı dizeleri kendisinin yazmadığını, Ömer Hayyam’ın yazdığını söylemişti. Davacılar da “suç aleti” rubainin Ömer Hayyam’a ait olmadığını iddia etmişlerdi. Ya mahkeme heyeti Ömer Hayyam’ın tanıklığına başvursaydı? Ayıkla pirincin taşını…

***

Dalga mı geçtiğimi sanıyorsunuz? Haşa!

Türkiye, 20.yüzyılda da değeri ve yaratıcılığı dünya çapında TEK bir şair çıkarmıştı: Nazım Hikmet.

Nazım Hikmet, yıllarca hapiste yatmasıyla sonuçlanan sayısız davalardan birinde, “suç” oluşturan bazı sözleri için “Ben söylemiyorum bunları, Marx söylemiş!” dediğinde; mahkeme heyeti bir sonraki duruşma için Karl Marx’a celp çıkarmaya kalkmıştı!

İşte size cinnet ülkemizin 1930’lardan 2013’lere, ifade özgürlüğünde aldığı yol, kaydettiği ilerleme: Suç unsuru ifadeyi ilk kullanan ölmüşse mahkemeye çağrılmıyor, kullanırken yakalanan cezalandırılıyor, artık. Büyük olasılıkla Karl Marx’ın hayatta olmadığı duyuldu, Ömer Hayyam’ın da mezarı bulunamayacak kadar eskiden yaşadığı biliniyor. Eh, bu da bir şey, elbet…

Ne var ki Nazım Hikmet’in dizeleri hala netameli. Okumak yasak mı, serbest mi açıklığa kavuşamadı. Adaletin pençesi, kararsız. Daha doğrusu Başbakan okuduğu zaman sakıncasız, sade vatandaş okuduğunda suç sayılıyor!

***

2010’da adalet dağıtan bazı yargıçların Nazım Hikmet’e 2009’da iadeyi itibar yapıldığından ve eserlerinin serbest bırakıldığından henüz haberi olamamıştı.

Mehmet Pekinoğlu, ülkemizin geçen yüzyıldan bu yana kişi başına düşen gayrı safi milli ifade özgürlüğü artışından nasibini alamadı!

2008 yılında Adana’da düzenlenen 8 Mart Kadınlar Günü kutlamalarında, Nazım Hikmet’in “Akın var güneşe akın, güneşin zaptı yakın” dizelerini yüksek sesle okuduğu için Özel Yetkili Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “örgüt propagandası yapmak” tan yargılandı ve 2010’da, tıpkı Fazıl Say gibi 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Suç işlediği tarihte 24 yaşında ve işçiydi. Şimdi 29 yaşında ve mahkum.

Abdülkerim U. Adlı genç, daha da bahtsız çıktı. Facebook sayfasında Muhammed’e hakaret ettiği iddiasıyla İstanbul 29. Sulh Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Abdülkerim U., sanırım Fazıl Say’la aynı gün, aynı “Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılamak” suçundan, 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Üstelik mahkeme, sanığın yeniden suç işlemeyeceğine dair olumlu kanaat oluşturmadığından, ceza indirimine de gitmedi!

***

Bütün bunları alt alta yazıp üstüne Diyanet’ini, Hizbullah’ını, henüz okuma bilmeyen bebelere dağıtılan “Dinimizi Öğreniyoruz” kitaplarını, Alevilere yönelik ayrımcılık ve tehditleri; harem selamlık Kutlu Doğum mitinglerini, Apo’nun din kardeşiyiz barışalım mesajını, Ömer Çelik’in “İnsanları Allah’a doğru koşan, sokaklarında Allah’ın adı zikredilen ülke” hayalini eklediğimiz zaman tablo açıktır:

20.yüzyılda yasaklı komünist ideolojiyi karalamaya yarayan “dinsizlik”, 21.yüzyılda İslami ideolojiye karşı suç gerekçesine dönüşmüştür.

Türkiye için milli entegrasyondan ümmi engizisyona intikal ve İslami şeriatın cuş* zamanıdır.

Ne var ki dünyada komünizmi bitiren tam da yasakçı ve baskıcı bir rejime dönüşmesidir. Hristiyan engizisyonu da Orta Çağ’ı kapatan özgürlükçü isyan bitirmiştir.

Başka bir deyişle Türkiye’yi saran iman ceberrutları, aslında İslami şeriatın altını oymakta, çöküşünü hazırlamaktadırlar. Ama toplumsal devinim, ağır işler. Düşünce özürlü insan toplulukları, sabrın dibine vurana kadar derin karanlıklara dalmak ve özgürlüğü, kuşaklar boyu çile çekerek hak etmek zorundadır.

*Çoşmak

Din, zihin tembelliğinin yorucu bir çözümüdür.

EMİL MİCHEL CİORAN

«G» NOKTASI

“Beni özene bezene yaratan kim? Sen!
Ne yapacağımı da yazmışsın önceden.
Demek günah işleten de sensin bana:
Öyleyse nedir bu cennet cehennem?”

ÖMER HAYYAM