SÜRECİ KİM YÖNETİYOR?

Şeffaf olmayan, kimin ne dediğinin tam olarak anlaşılmadığı, doğru ile yalanın birbirine karıştığı garip bir “barışçı çözüm! süreci” yaşıyoruz.

Bu süreci sorgulamak suçların en büyüğü olarak kabul edilirken, sorup soruşturmadan savunmak ve kamuoyuna sokuşturmaya çalışmak da “akil” davranış olarak sunulmaya çalışılıyor.

Başbakan süreci kendisinin yönettiğini söylüyor. Öcalan’ın ne karşılığında örgütünün sınır dışına çekilmesine razı olduğu sorusuna ise, onun İmralı’daki koşullarının düzelmesi ve 12 kanallı bir televizyon karşılığında buna razı olduğunu söylüyor.
Yersen, yerseniz yersek!

Sahneyi siyasette artık böyle dönüyor çarkı felek.

Eskiden adları terörist iken, artık gerilla olmuş olan PKK militanlarının, çekilme sürecinin nasıl olacağı konusunda da henüz bir açıklık yok.

Başbakan önceleri, nasıl girdilerse öyle çıksınlar diyordu.

Eh süreci o yönettiğine göre, uygulamanın da öyle olması bekleniyordu.

Peki ya güvenlik, güçleriyle karşılaşırlarsa ne olacaktı?

Böyle bir olasılıkta nazik bir durum ile karşılaşılacak demekti.

Bir yanda , Öcalan’dan emir alanlar, karşı tarafta, bir zamanlar , şu anda terörden hüküm giymiş hapiste bulunan İlker Başbuğ’dan emir almış olanlar.

***

Burada çözümü zor bir soru ile karşı karşıyayız. Öcalan’ın yolunu izleyenler, barışçı çözüme hizmet etmek için çekilen gerillalar. Peki, bir zamanlar şimdi terörden hüküm giymiş olup da hapis yatan İlker Başbuğ’un komutası altında olanlar, onlar ne?

Terörist değil mi?

Terörist başından emir alan ne olur?

Neyse bu işi fazla karıştırmanın anlamı yok, çünkü içindan çıkmak mümkün değil.

Zaten bu Öcalan – Başbuğ konularına girdiğinizde, kimin kahraman, kimin hain olduğunu kararlaştırmak da çok güç. Karar yurdun dört bir yanında başka, Silivri’de başka.

Ne var ki, Başbuğ’un akıbeti. Yurdun bağrında değil, Silivri’de belli oluyor.

Her neyse, PKK militanlarının sınır dışına çekilmeleri konusuna dönelim tekrar.

Bu alanda ne yapılacağı konusunda Başbakan’ın Kırgızistan’dan dönüşte polis ve askerin rahat çalışabilmelerini temine yönelik bir adım atacaklarının sinyalini verdi.

Utku Çakırözer 15 nisan tarihli yazısında, Tayyip Bey’in giderken ve dönerken söyledikleri arasındaki çelişkilere dikkati çekiyor ve” öyle anlaşılıyor ki, hükümet PKKlilerin çekilme sürecine ilişkin valilikler kanalıyla polis ve askere bir talimat verme noktasına gelmiş durumda”diyor.

Peki bu talimat konusundaki karar nerede alındı?

***

15 nisan tarihli Cumhuriyet’in alıp manşetten verdiği yazısında Utku Çakırözer bu durumu Selahhatin Demirtaş’ın şöyle değerlendirdiği yazıyor:

-Bu konu İmralı da, Öcalan ile devlet arasında konuşulmuş ve mesafe alınmış bir mevzuydu.

Demirtaş, bu sözleriyle Cumhuriyet’in 15 nisan günkü şu manşetini doğruluyordu.

-Karar İmralı’da alındı.

İmralı’nın bu karar için neden dayatmada bulunduğunu da şöyle açıklıyor Demirtaş:

-Bu işin gayrı ahlakı, gayrı meşru bir iş olmadığını ortaya koyması açısından idari bir düzenleme önemlidir.

Görüyorsunuz, İmralı çekilmesinin ahlaki ve hukuki meşruiyetini kabul ettireicek idari kararları devletin alması için dayatıyor. Başbakan önceleri nasıl girdilerse öyle çıksınlar, demiş olsa da çark ediyor.

Peki söyler misiniz bana bu durumda bu “barışçı çözüm sürecini” kim yönetiyor?

Eğer çözüm sürecini Öcalan yönetiyorsa, çözümün encamı Apo’nun insafına kalmış demek yanlış mı?

Acaba bunları söylerken, barışçı çözüme karşı çıkan bir ulusalcı konumuna mı düşmüş oluyorum?