DOMİNYON!

“Dominion” İngilizce bir sözcük olup, İngiliz emperyalizminin bir biçimini tarif için Latince “dominium” kökünden türetilmiştir. Büyük Britanya’nın doğrudan sömürgesi olmaktan çıkıp, imparatorluğun “Commonwealth of Nations” şemsiyesi altında toplanan özerk ülkeleri tanımlar.

Basit isim anlamında, bir üst kimliğin egemenliği altındaki mülk, toprak, ülke, demektir.

Dominyon sözcüğü, 1948’den beri kullanılmıyor. Ama dünyadaki ülkelerin ezici çoğunluğu, çağımızda da bir üst kimliğin, baskın bir egemenin adı konulmamış, bayrağı çekilmemiş dominyonu!

Bir elin beş parmağını geçmeyen “dominant”lar arasında şampiyon, elbette ABD. Ardından Rusya ve Çin geliyor. Üçüncü çemberde de sömürgecilik tarihinden gelen etki alanlarıyla Fransa, Hollanda, Belçika ile eski emperyal sınırlarına belli ölçüde hükmeden Almanya ve İspanya var.

***

Bugünkü AKP ve seçmenlerinin bir bölümü, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana Türkiye’nin eski Osmanlı sömürgelerini dominyona dönüştürememiş olmasına, kuşaklar boyu hayıflanan “şark ümmeti” gelenekçiliğinin çocuklarıdır.

On yıllık iktidar sürecinde bazen adım adım, bazen koşarak izlediği politika, AKP hükümetinin artık dominyon edinmek için geç kalınsa da, eski Osmanlı sömürgelerinde söz sahibi olmayı amaçladığını açıkça göstermiştir. Zaten böyle bir istem de meşrudur.

Başta İngiltere, tüm eski/yeni emperyalist devletler, adı dominyon olsun olmasın etkileri altına aldıkları ülkelere benzedikleri için değil, tam tersine ; onlara herhangi bir biçimde üstünlüklerini kanıtlayarak egemen olmuşlardır.

Bu üstünlük İngiltere özelinde dünyanın gıpta ettiği monarşik demokrasi geleneği, ABD ve diğerleri için süper güç hayranlığı, hatta düpedüz zorbalık olabilir. Ama her “dominant” devletin, baskı ya da etki kurduğu devleti hayran ya da korku içinde bırakan bir üstünlük farkı vardır.

***

AKP yönetimi, Osmanlı’nın eski sömürgelerine kendilerinden daha ileri, daha gelişmiş, çünkü Cumhuriyet değerleri içinde demokrasinin tüm özgürlükleriyle donatılmış olduğu için “dominant” bir Türkiye örneğiyle öncülük sunabilirdi. O toplumların yokluğunu ve özlemini çektiği herşey, en başta eşit yurttaşlık, inanç baskısını kaldıran laiklik elinin altında ; insan hak ve özgürlüklerinin garantisi gerçek, tam demokrasi bir adımlık mesafedeydi.

Oysa AKP, bütün bunları kurmak istediği üstünlüğe engel olarak görüyor. Türkiye’yi eski Osmanlı mülkünden menkul ve hepsi özgürlük yoksunu, zorbalıkla ayakta duran onun bunun uydusu bu devletlerden farklı kılan ne varsa yıkıyor. Laikliği bitirdi. Seçimlere indirgediği demokrasiyi, çoğunluk sultasına dönüştürdü. Kuvvetler ayrılığını fiilen yok sayan bir baskı rejimi oluşturdu. Yakında, yönder olmak istediği eski Osmanlı mülkünde biten devletlerden hiç bir farkı kalmayacak. Peki hangi üstünlüğüyle bu alanı etkisi altına alacak? Nesiyle “dominant” olacak?

Bu konuda, “Eskiden İslam halifesi bizim sultandı, Hilafetin yeni bayraktarı benim, gel sen de altına gir!” söyleminden başka nasıl bir gerekçe var elinde?

***

Kürt sorununu da aynı çözüme bağladı, Kerkük’e uzanacak sınır genişlemesini de… Misak-ı Milli haritasınının irisini şavulladığına Abdullah Öcalan da onay verdi diye ; yeni bir devlet yapılandırmak peşinde.

Her derde deva İslam şemsiyesini açabilmek uğruna, Türk demek zaten ırkçılıkla eşitlendi, Atatürk neredeyse vatan haini, T.C. tabelası da çöpe atılmak üzere.

Ne var ki ilk aşamada bağlayacağı ülke, şu andaki sınırlar içinde oluşuyor. Eyalet sistemi geldi mi, al sana gıcır gıcır Osmanlı dominyonu, Diyarbakır!

İyi de Suriye’de çıkarılan iç savaş ve besleme muhalifler falan, bölgeye hükmüne yetecek mi, yeni AKP devletinin?

Üstelik, ordusunu bile tasfiye etmiş, kalanı da NATO’ya teslim etmiş bir yönderliğin, telkinle kuramadığı hakimiyeti, tehditle alacak hali bile kalmış mıdır?

Hele ABD ile İsrail’in, oyundaki “dominant”lığına bakılırsa, AKP devletinin Dimyat’a dominyona giderken eldeki Osmancık baldosundan da olacağı açık değil midir?

Hakimiyet arzusu öyle yakıcı bir tutkudur ki, tüm duyguları boğarken aklı kül eder.

TACİTUS

«G» NOKTASI

ÖLÜME ÇIKAN NEHİRLER

Sana hangi şiirleri yazdıysam
yırt at hepsini
yollarımı geri döndürme
çok öncelerde kalayım artık
biriktire biriktire ekmek kavgalarını
nereye kadar
yaralanmadan harcamaya bak acılarını
sabahları bekleme
gecelerden otobüslerlerle de geçilir
trenlerle de
korkma hayat
sevdiğimiz şarkılar kadar uzun değildir
olsa olsa küçük nehirler
hem akarken gürültülü de çıkar sesleri
aldırma
bir tarafta ağlarlar bir tarafta gülerler
aldanma
sonunda önlerini ölümler keser.

A.KADRİ ERGİN