TÜRK OLMAK

“Vatandaşın tarifi türlü şekillerde yapılıyor.Bir millete mensup olmayı muayyen bir ırkın evsafıyla mukayyed kılan, ferdlerin kanında mikroskopik deliller aramağa kadar varan rejimlerin yanında, milliyeti ve vatandaşlığı inkar etmeğe çalışan nazariyeler de var.

Bu arada demokrat memleketler birbirine oldukça uygun neticeler elde etmiş bulunuyorlar. Fakat buna rağmen onlar da tam bir ahenk bulmuş değildirler.

-Fransız babadan, İtalyan anadan, Türkiye’de doğmuş bir adam İsviçre’li bir Almanla evlenmeğe kalkarsa hangi meselelerle karşılaşır?

Gibi sualler, hukukçulara ter döktüren karışık davalara sık sık yol açar.

Millet, vatan gibi, uğrunda ölmeğe hazır olduğumuzu iddia ettiğimiz yüksek manalı mefhumların yanında vatandaşı, yani kendimizi iyi bilmezsek o iddialar bir deli saçmasından başka bir şeye benzetilebilir mi?

Şu adamlara soylarını soplarını soralım:

-Ecdadıma su katılmamıştır, Türk oğlu Türküm.

-Büyük babam Arabdır.

-Annemin annesi Çerkesti.

-Ermeniyim.

-Yahudiyim.

-Fransa’da doğdum, anam Türk, babam Cezayir’liydi. Türkçe bilmiyorum.

Bu adamların hangisi Türktür hangisi değildir; münakaşaya kalkarsak senelerce uğraşırız ve gene bir neticeye varamayız. Türkiye Cumhuriyeti’nin demokrat bir zihniyetle yapılan vatandaşlık kanunu meseleyi kestirme bir şekilde hallediyor. İşte en mühim maddesi:

-Türk tabiyetinde bir babadan veya anadan olan çocuklar Türktürler.

Şu halde kanuna nazaran yıkarıda sorguya çektiklerimiz ve silsilesinde akla gelmeyen karışıklıklar bulunan daha birçokları da dahil, hepimiz Türk vatandaşıyız.

-Türk olmak ne basit işmiş!

Diyebiliriz. Bu şekilde hakikaten öyledir. Devlet, vatandaşın tarifini yapmış bulunuyor.Tarifteki şartları haiz bulunan herkes istisnasız Türktür. Üzerinde yaşadığımız topraklar aynı derecede hepimizin malıdır. Kanunun çerçevesini aşmamak şartile keyfimizin istediği gibi yaşamakta serbestiz. Devlet çok makuldür. Bizden feragat, fedakarlık, kahramanlık eserleri beklemez.Yalnız bazı vazifeler var ki onları yerine getirmekle mükellefiz. Asker oluruz, vergi veririz. Devlet bizim hislerimizi kontrole tenezzül etmez. Seve seve mi askerlik yapıyoruz ? Vergimizi can ve gönülden mi veriyoruz ? O bununla alakadar değildir.

-İster sev, ister sevme bu senin bileceğin şey: Çatlasan da patlasan da vazifeni yapacaksın.Üst tarafına karışmam.

Der.

Ve biz taahhütlerimizi yerine getirdikten sonra devlete ve millete karşı hiçbir vazife kaygusu duymaksızın yan gelir, keyfimize bakabiliriz.

***

Kanun sarihtir ve şekil itibarile Türk olmak işte budur.

Fakat sevgili kardeşlerim, bu memleketin hudutları içinde yaşıyan ağaçlar, tavuklar ve inekler de bu kadar Türktürler. Cemiyetçe ileri hamleler yapabilmek için şeklin içinde çırpınan bir ruh lazım. Bunu yanımızdaki vatandaşlardan değil, ancak kendi kendimizden isteyebiliriz. Ruh itibarile Türk olmak güç şey. Kimse senden bir şey istemediği halde, hiçbir mükafat beklemeksizin cemiyet uğrunda çalışacaksın. Aynı fedakarlığı göstermeğe lüzum görmeyenlerle bir hizada, ekseriya onlardan çok daha aşağı hayat şartları içinde yaşamağa katlanacaksın ve bundan azap duymıyacaksın.

-Yahu ben bu millete şu şu hizmetleri yaptım! Diyerek karşılık beklemek yok.

Yaptıklarını lütuf değil vazife telakki edeceksin. Bıkmıyan bir hevesle ömrünün son gününe kadar didineceksin. Türk olmak ancak içten gelen bir sevgiyle mümkün olabildiği içindir ki, kanun onu şekillendirmeyerek fertlerin istidadlarına bırakmıştır. Bir insan topluluğunun millet halinde ileri hamleler yapabilmesi, fertlerindeki bu ruhi kabiliyetin çokluğuna bağlıdır. İçinin bütün hızıyla kendini Türk duyan her adam, ırkı veya dini ne olursa olsun yalnız formalite olarak değil ruhuyla da tam manasıyla Türk sayılır.

Bu itibarla Türk olmak gençlikte iş, sonraları da eser demektir. Kalpleri cemiyet için çarpmıyan insanları bir ağaçtan veya bir inekten ayırd edemeyiz.”

NADİR NADİ

Cumhuriyet Gazetesi Başyazarı

5 Temmuz 1938

“Yurtseverlik, vatanını sevmektir. Milliyetçilik ise başkasının vatanından nefret etmek.”

CHARLES DE GAULLE

“G” NOKTASI

Osmanlı da zaten Türk dememek için, Osmanlı’yı icadetmişti. Sanki Anadolu’nun yetmiş iki milleti Osman’ın sülbünden inmiş gibi yaptı, üstüne Hilafet bayrağı çekip ümmeti Muhammed, ilan etti. Yetmedi Türkçe’yi Arapça ve Farsçayla karıştırıp Osmanlıca, dedi.

Ama Avrupalı, hiç aldanmadı. Osmanlı coğrafyasına bakıp, tarihe “Türkler…” yazdı. Uzaktan görünce, “Mamma li Turchi!” diye bağırıyordu.

Altıyüz yılda tek bir adam çıkıp, Türkleri onurlandırmaya ve Türkçeye değer vermeye çalıştı. Ona da gök gözlü kafir, zındık, dediler.

Vatan haini bellediler ; anısını linç, eserini yok ediyorlar.

Soysuzlar.