DÜŞMANI İYİ TANIYIN!

Yeryüzünü bir örümcek ağı gibi, ama toksik bağlarla saran çokuluslu biyokimya sanayi; insanları önce zehirleyip sonra tedavi ediyor.
Dünyanın biyokimya teknoloji devleri Monsanto, DuPont, Novartis ve Bayer, sahibi ya da ortağı oldukları değişik adlardaki kurumlarla birlikte yeryüzündeki insan soyunun kaderini ellerinde tutan, « şirket devletler ».

Kanser yapan hormonlu besi ve süt hayvanları, biyokimya endüstrisinin bir performansı. GDO’lu tohumlar bir biyokimya eseri. Yiyecekleri ve suları kirleten kimyasal tarım ilaçlarından deterjanlara, plastikten teflona, belli sayıda şirketin marifeti. Aspirinden en gelişmiş kanser ilacına, hasta ettikleri insan ve hayvanları “tedavi” eden ilaçlar da onların cüreti!

Çokuluslu biyokimya şirketlerinin, birkaç ülkenin bütçesini aşan korkunç kazançlarını sürdürmek için başvurmayacakları hiç bir hile yok. Çoğu zaman içinde zehirli oldukları anlaşılan “inovasyon” ürünlerini insanlık yararına diye yutturmak üzere rüşvete bağladıkları laboratuarlar, azgın ve baskın PR lobileri var. Hükümetleri parmağında oynatıyor, politikacılar ve bilimciler satın alıyor, yasalar bozduruyor, yasalar yaptırıyorlar.

***

Küresel çapta pazarladıkları son yalan, “yeryüzü kaynakları insan nüfusunu beslemeye yetmeyecek, GDO’lu tarım şart!” olan bu şirket devletlerin 21.Yüzyıl’daki birinci hedefi, bütün dünyadaki besin tedarikini ele geçirmek, binlerce yıldır ekilip biçilen doğal tohumlara patent alıp, kullanımını yasaklamak. Rüşvete bağladıkları politikacılar sayesinde Güney Amerika’daki tarım topraklarının çoğunu ele geçirdiler, zorla GDO’lu ürün ektiriyorlar. Meksika ve Brezilya’daki köylüler, geleneksel, doğal, dolayısıyla zararsız tohum savunmasında kahramanca direniyor.

Düşmanı iyi tanıyınız. Çünkü kanser hastalığının ne kadar yayıldığı belli olmasın diye 2005 yılından beri istatistik tutulmayan ve yayınlanmayan Türkiye’de, kanserli doğan her bebeğin kaderini, çevreyi kirleten, yiyecekleri zehirleyenler çiziyor. Erişkinlerde korkunç boyutlara ulaşan yumuşak doku (lenf, prostat, meme, yumurtalık vb.) kanserlerinde tarımda kullanılan kimyasal gübre, böcek ve zararlı ot ilaçlarının ; gıda sanayinde pancar şekerinin yerini alan mısır şurubunun ; besi ve süt hayvanlarına verilen zehirli katkı maddelerinin, hormonların, antibiyotiklerin etkisi var.

Türkiye’de MONSANTO var. Ülkemizde geleneksel pancar şekerinin feda edildiği, İznik gölü sularının peşkeş çekildiği CARGİLL, Monsanto’nun bir şirketi.

***

Ve Monsanto, biyokimya teknolojisinin lideri, demin saydığım devlerin en azmanı “şirket devlet” olup, bugün dünyadaki GDO’lu ürünlerin % 91’i Monsanto tarafından dağıtılmakta, zaten % 80’e yakını da Monsanto laboratuarlarında geliştirilmiş bir gen içermektedir.

Tarımcısının bilinçsiz, ama kısa vadeli kazanç bilincinin çok yüksek olduğu Türkiye’de, tarım ve hayvancılık sektöründe üretimden ithalata her aşamada Monsanto’nun kimyasalları, Monsanto’nun ilaçları, Monsanto’nun GDO’ları vardır.
Sizlere, bir sonraki yazımda bu çokuluslu şirket devletin, sofranızda kurduğu iktidarı anlatacağım. Söylediklerimin Türkiye’de Monsanto çalışanları tarafından nefretle karşılanacağını biliyorum. Kendilerinden, duyacakları nefreti ifade etmeden önce, bir belgesel izlemelerini rica ederim.

“Monsanto’ya Uygun Dünya/Dioksin’den GDO’ya İyiliğinizi İsteyen Bir Çokuluslu”: 2008 Fransa, Kanada ve Almanya televizyonları ortak yapımı (İngilizcesi: The World According to Monsanto)

Yemek midevi bir gereklilik, içmek ruhsal bir ihtiyaçtır.
CLAUDE TİLLİER

«G» NOKTASI

Türkiye’de sağlığımızı tehdit eden zararlı maddeler, sadece yediğimiz et, sebze ve meyvelerden vücudumuza geçenlerle sınırlı değil.

Yerüstü ve yeraltı sularına sızan tarım ilaçları sayesinde içtiğimiz, yıkandığımız sulara da zehirli maddeler bulaşıyor. Denize akıtılan kimyasal atıklar, ağır metaller balıklarda birikip, yemek yoluyla bizim kanımıza, kemiklerimize, organlarımıza işliyor. Peki bizim sağlığımızı çökertmekle son buluyor mu çevre kirliliğinin zararı? İnsanların bireysel ölümü, bu kötülük zincirinin son halkası mı? Hayır.

Ana karnında çocuklara aktarılıyor, zehir ve zararı. Bu yüzden giderek daha çok bebek kanserli doğuyor. Ölmeyip yaşayan pek çok çocukta görülen zeka ve gelişim bozukluğunun, belli kimyasallardan ileri geldiği, bu işe kafa yoran dürüst bilim adamları tarafından çoktan kanıtlandı. Böyle bilim insanları, ciddi raporlar Türkiye’de de var. Ama duyuramıyorlar seslerini.

Ve Turgut Özal’ın cenazesine yapılan otopsi sonucunda Adli Tıb’bın “normal düzeylerde” bulduğu zehir ile ağır metaller, bugün Türkiye’de ölen kime otopsi yapılsa hem de birkaç kat oranda çıkar!