GECİKMİŞ ARMAĞAN

Oktay Akbal iki hafta önce 90 yaşına bastı.Onu elli yıldır tanırım. Tanışıklığımız kitaplarıyla başladı, meslekdaş olunca vicahiye dönüştü.

Dostluğumuzdan onur duyarım, içim ısınır. Onda hep büyümemiş muzip çocuk ifadesi bulurum, bu tarafına da bayılırım.

Huzur veren bir insandır. Ayrı diyarlarda olduğumuz için, son zamanlarda çok seyrek görüşmemiz, onunla az vakit geçirdiğim anlamına gelmez. Sık sık anarım, ortak anılarımızı tekrar tekrar öne çıkarıp anımsarım.

Koca bir ömrü geçirdik birlikte, tabii ki, pek çok hoş anımız var.

Bugün bir anımızı, “çam sakızı çoban armağanı” kabilinden kendisine gecikmiş bir doksanıncı yaş günü armağanı olarak sunuyorum.

1980 li yılların ikinci yarısıydı.. Cumhuriyet Kitap Kulübü tarafından, Adana’da imza gününe çağrılıydık. Söyleşi ardından imza etkinliğinden ve tabii ki rakılı ve kebaplı bir akşam yemeğinden sonra, Adana bürodan arkadaşlar pavyona gitmeyi önerdiler.

Oktay Akbal da ben de “pavyoncu” tipler değildik. Ama Adana’ya gidince, pavyon sefası yapmamak olmazdı.

***

Pavyon sefası yapacaktık ama nasıl yapacaktık? Benim o güne kadar pavyona gitmişliğim iki ya da üçtü. Oysa Galatasaray’da ne pavyoncu arkadaşlarım vardı! Erken gelişmiş genç irileri haftada birkaç gece okuldan kaçar pavyon sefası yaparlar, sonra bize de ballandıra ballandıra anlatırlardı.

Neyse, arkadaşlar düştüler öne, girdik pavyondan içeri…

Loş ortamda, salonun dibine doğru yürürken, üstünde gazeteler yayılı üç dört de kitap bulunan bir masa ilişti gözüme. Başındaki, sigarasının külü uzamış önündeki kitaplardan birine dalmış adam, gürültüyü ve hareketliliği fark edince kafasını kaldırıp, Oktay Akbal’a baktı.

-Ooo dedi, Balzac gelmiş!

Bu sırlarda biraz ötemizde, henüz mihrap yerinde emektar bir konsomatris hanım Oktay Akbal’a bakarak yüksekçe bir tonda seslendi:

-Ooo Şair dostlarım!

Doğrusu pek üzerinde durmadım. Hatta seslenmenin Oktay Akbal’ın bir kitabının başlığı olduğunu bile fark etmedim.

Dipteki masalardan birine geçtik ,oturduk, Biraz önce bize laf atan Hanım da yanımızdaki masaya ilişmişti. Arkadaşlar hanımı masaya davet etmemiz gerektiğini, aslında çok entekelektüel olduğunu bütün Oktay Akbal kitaplarını okuduğunu söylediler, Ama o itiraz etti:

-Ne konuşacağız ki?…

Hanım arkadaki masadan ses verdi:

-Öyle demeyin Oktay Bey!İnsan bir ormandır.

***

Oktay Akbal çaresiz döndü ve kibar ifadeyle davet etti:

-Böyle buyurun Hanımefendi!

Neşeyle yanıtladı kadın kendisini:

-Yaşasın edebiyat!…

Sonra masamıza geldi, kalktık yer verdik Oktay Akbal ‘ın yanına oturur oturmaz,

-Biz de eskiden böyle değildik, sonra bozulduk, ama önce ekmekler bozuldu, deyiverdi.

Kadının, her biri Oktay Akbal’ın kitaplarından birinin başlığı olan sözlerini ağzım açık dinliyordum. O, hiçbirimize aldırmıyor Oktay Akbal’a odaklanmış sürdürüyordu:

-Suçumuz ne biliyor musunuz Oktay Bey? Suçumuz İnsan olmak

Artık söze girmek gerekiyordu. Sordum:

-Hanımefendi eviniz yakınlarda mı, nerede oturuyorsunuz?

Cevap hepimizi neredeyse sandalyeden düşürecekti:

-Garipler Sokağı’nda.

Gerçeği mi yaşıyorduk, yoksa bütün bunlar rüya mıydı?

Oktay Akbal da şaşırmıştı. Biraz da şöyle bir yayılmıştı.

Baktım ki, Tarzan güç durumda, çimdikler gibi uyardım:

-Oktay Bey aman dikkat sonra yarın Aylalar hesap sorar.

Gecenin sonrasını hatırlamıyorum.

Öyküyü anlatığımda kimileri inanmıyorlar. O kadar çok anlattım ki, artık ben de gerçekten mi oldu, düş mü kurdum bilmiyorum.

Ama ne fark eder? Olmamış olsa bile, olabilirdi ya!

Nice yıllara Sevgili Oktay Akbal!