KENT ESİR ALINDI

1 Mayıs – emekçinin işçinin bayramı…

Ama bu hükümet, tutumu ve tavrıyla; özellikle 1 Mayıs’la özdeşleşmiş, simgeye dönüşmüş Taksim Meydanını kapayarak; Başbakanın "Taksim ısrarı, AKP karşıtlığıdır" saptamasıyla , bir kez daha "Ya bendensin, ya da düşmanımsın" dayatmasıyla 1 Mayıs’ı daha da geniş anlamlara kavuşturdu:

Dünkü 1 Mayıs, emeğe saygı, emeğe değer vermenin ötesinde, birçokları gibi benim için de, düşünce özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne, örgütlenme özgürlüğüne dönüştü.

Dün İstanbul, benim kentim İstanbul esir alındı. Sadece Taksim Meydanı değil, tüm kent esir alındı.

Önceden kapatılacağı söylenen yolları kapatıldı. Önceden kapatılacağı söylenmeyen, kapatılacağına dair hiç ama hiç bir ipucu verilmeyen yolları, bulvarları kapatıldı. Köprüleri kaldırıldı. Sabahın erken saatlerinden başlayarak tüm toplu ulaşım araçları, kentteki kara ve denizdeki tüm seferler kaldırıldı. Kent dışından uçaklar dolusu polis getirildi. Yüzleri maskeli polisin şiddeti görülmemiş boyutlara ulaştı. Biber gazı tazzikli su her yeri istila etti. Beşiktaş, Şişli, Mecidiyeköy, Ok Meydanı, Taksim, Eminönü nasibini en çok alanlardı. Şişli Etfal Hastanesi bile gaz altı oldu. İnsanlar yaralandı. Yaralılar hasrtanelere taşındı. Apartmanlardan yaralılara atılan su ve limon etkisiz kaldı. Sokak hayvanları telef oldu.

Kent teslim alındı, esir alındı. Hastalar doktora, yolcular uçaklara, sıradan vatandaş gideceği yere ulaşamadı. kentte yaşam durdu. Kent işkenceye, ölüme takıldı.

Neden mi oldu bütün bunlar? Kimsenin AKP’ye karşı çıkmaya haddi olmadığı için… Karşı çıkanları sindirmek, cezalandırmak , yok etmek için… Bundan böyle karşı çıkacak olanlara gözdağı vermek, korkutmak, yıldırmak, vazgeçirmek için!

İşte AKP’nin "ileri demokrasi"sinden dünkü 1 Mayıs manzaraları!

Bu kentin Belleği Var

Bu yazıyı yazarken yarın (size göre bugün) yandaş basının ne yazacağını düşünüyorum. Olayları nasıl kamufle edeceklerini…

"Efendim onlar da inşaat alanı olan Taksim’e çıkmakta ısrar etmeselerdi…" diyecekleri şimdiden görür gibiyim. Suçu emekçilere, sendikalara atmak için yarışanları; kullanılan aşırı gücü görmezden gelenleri: en uç olayları "münferit olaydır" diye değerlendirenleri; üzerimizdeki baskıyı yok sayanları görür / duyar gibiyim.

Gelin görün ki bu kentin belleği var. Kent unutmuyor, unutmayacak… Tıpkı daha önceki 1 Mayıs’ları unutmadığı gibi, 1977’nin 1 Mayıs’ını unutmadığı gibi, yasaklı dönemleri unutmadığı gibi, ölümleri unutmadığı gibi, askeri faşist dönemleri unutmadığı gibi, sivil faşist dönemleri de unutmayacak… Ve bir gün mutlak hesabını soracak.

Kenti parselleyen AVM’ler, bağrına saplanan gökdelenler, adı şeriat ayaklanmasıyla özdeşleşmiş Topçu Kışla’sını yeniden inşa etmek; Çamlıca tepesine "Ennnn Büyük" camiyi inşa etmek ve de kentin siluetini değiştirmek, İstanbul’un belleğini, hafızasını yok etmeyecek, edemeyecek.

Kent her şeyi, dün yaşanan her anı anımsayacak. Ve hesap soracak!