BEYAZ TÜRKLER VE İTTİHATÇI GELENEK

90’lı yıllarla Türkiye’de İslamcılığın yükselişe geçmesiyle birlikte komplo teorilerinin etkisi de gözle görülür biçimde arttı. Aslında İslamcı hareketlerin komplo teorilerine teveccühü yaklaşık 100 yıllık bir hikâye. İkinci Meşrutiyet’in ilanının ardından İttihat Terakki geleneğine savaş açan İngiltere komplo teorilerine can simidi gibi sarılmış; “Sabetayistler-Yahudiler iktidarı ele geçirdiler” hurafesini Osmanlı coğrafyasında yaymak için elinden geleni yapmıştı. Söz konusu hurafeler İttihatçılara karşı mücadele eden ve İngiliz emperyalizmiyle emir-komuta ilişkisine girmeye pek hevesli İslamcılar tarafından da kısa sürede benimsenmişti.

Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizler “Yahudi İttihatçı” masalını daha da organize bir biçimde yaymaya başladılar. Bu durumun nedeni hiç kuşkusuz İttihatçıların İngilizlere karşı ilan ettiği “Cihad Fetvası”ydı. Cihad çağrısının Araplar ve Müslüman Hintliler arasında yankı bulmasından korkan Londra, bu hamleyi boşa çıkarmak için İttihatçıların aslında Yahudi oldukları, dolayısıyla da fetvalarının geçersiz olduğu propagandasına bel bağlamıştı. Bütün bu süreç İslamcı hareketin komplo teorileriyle tanışmasını ve bu hurafeleri canı gönülden benimsemesini sağlamıştı.

AKP’nin iktidara gelmesiyle komplo teorilerinin etkisi daha da güçlendi. AKP hükümeti Cumhuriyet’i tasfiye girişimini “Beyaz Türklere” karşı mücadele şeklinde sunuyordu. Nitekim Başbakan Erdoğan AKP’nin birinci kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmada partisinin “Zenci Türkleri” temsil ettiğini öne sürmüştü. Aslında yaşananlar çok basitti. Cumhuriyet’in tasfiyesi doğal olarak sermayenin el değiştirmesini de beraberinde getiriyordu. Söz konusu değişim “Yahudilere, Sabetayistlere ve bilumum şer güçlere karşı mücadele” biçiminde gösterilmeye çalışıldı. Böylelikle “Beyazlığın”, yani halktan kopuk, asalakça bir yaşamın asıl nedeninin sermayenin ve sistemin ta kendisi olduğu gerçeği gizleniyor; cumhuriyeti savunanlar da “nesebi belirsiz parazitler” olarak gösteriliyordu.

Süreç tam da bu şekilde ilerledi. Sermaye el değiştirirken, yani “beyazlaşıp, aklaşırken”, “Beyaz Türklere” karşı yürütülen hayali mücadele şiddetlendi. Bir süre sonra bu saçma sapan cereyan AKP’nin dışında da etkili olmaya başladı. Bu süreçte başı, tıpkı İkinci Meşrutiyet sonrası Osmanlı’da olduğu gibi, kişiliksiz liberaller çekti.

Örneğin Taraf eski başyazarı Ahmet Altan 16 Eylül 2009 tarihinde kaleme aldığı yazıda Atatürk’ün esas amacının Anadolu’da büyük bir Selanik kurmak olduğunu öne sürüyordu. Atatürk bu göstermelik Selanik’i memleketin bir parçasında büyük şehirlerin yeni zenginleri ve bürokratlarla kurmuş, geride kalanlarsa “Yeni Selaniklilerin” esiri durumuna düşmüştü. Ama Altan’a göre Anadolulular ile Selanikliler arasında mücadele yeniden başlamıştı ve bu mücadeleyi Selanikliler kaybedecekti.

İslamcısından liberaline hemen herkesin “Selanikli” avına çıktığı bu yeni dönemde komplo teorileri doğal olarak iyice yaygınlaştı.

Ergenekon ve Balyoz tertipleriyle birlikte bu süreç daha da ivmelendi. Komplo teorileri tarihimizin bu en büyük komplolarının tezgâhlanmasına yardımcı oldu. Bu süreçte ortaya atılan komplo teorileri aslında komplonun gerçek sahibinin kimliğini de ele vermekteydi. Birlikte hatırlayalım. Tertip önce Agarta ve Agartacılar laflarıyla başladı. Ama Agarta iddiası o kadar absürd kaçmıştı ki, kısa sürede terk edildi. Bir daha da kimse ağzına almadı.

Ardından sıra tertiplerle hapse atılanlara karşı yürütülen itibarsızlaştırma kampanyalarına geldi. Bu kampanyalar için öncelikle şecere avcılığına başvuruldu. Şimdilerde ırkçılığı, kafatasçılığı ayakları altına aldıklarını söyleyenler kendilerine karşı çıkan herkesi ya Ermeni ya Yahudi ilan ettiler. Söz konusu çevrelere göre Yüzüncü Yıl Üniversitesi eski rektörü Yücel Aşkın, Dokuz Eylül Üniversitesi eski rektörü Emin Alıcı, ÇYDD eski başkanı Türkân Saylan Ermeni; eski genelkurmay başkanlarından İlker Başbuğ ile Yaşar Büyükanıt Yahudiydi. Ara sıcak olarak tutuklananlar arasındaki masonlara göndermelerde bulunularak “Masonluk Ergenekon’un neresinde?” türü yazılar hazırlandı. Yetmedi; ortalığı “Generallerin Yahudi Damatları” benzeri sözde haberler kapladı. Komplo teorileri bu çevrelerin zihin haritasını o kadar belirliyordu ki Yahudilik, Ermenilik ithamları Ali Bayramoğlu örneğinde olduğu gibi zaman zaman “yaramazlık yapan” iktidar yanlılarına bile yöneltildi. Bu konuda kitaplar sipariş edildi.

Balyoz Bavulcusu Mehmet Baransu yazdığı bir kitapta Ergenekon-Balyoz tertipleriyle tutuklananların, sanki öyle olmak bir suçmuş gibi, Ermeni, Rum ve Sabetaycı olduğunu öne sürdü. İş o kadar müptezel bir hâl aldı ki, Taraf gazetesi Orgeneral Saldıray Berk’in imzasından yola çıkarak Ergenekon örgütüne ulaşmaya bile kalktı.

Kısacası sermayenin el değiştirmesini “Beyaz Türklere karşı mücadele” diye pazarlayanlar söz konusu tertipleri de “İttihatçı geleneği kazıma” diye yutturmaya çalıştılar.

Önümüzdeki günlerde daha ne tür incilerle karşılaşacağımızı hep birlikte göreceğiz…