KARDAK’TA KAHRAMAN, HASDAL’DA ESİR

“Üzerine günlerce konuşulan, medyada fırtınalar kopartılan Kafes davası da diğer kurgu ürünü davalardan öz itibarıyla farklı değildi. Levent Bektaş’ta bulunduğu iddia edilen 1 CD ve 1 DVD’deki verilerden oluşuyor ve kamuoyu üzerinde beklenen etkiyi fazlasıyla yerine getiriyordu. Türkiye’yi karanlıklara sürükleyecekleri iddia edilen, Hrant Dink’in katlinden operasyon olarak bahseden eli kanlı bahriyelilerin Deniz Kuvvetleri’nde yuvalandığına inandırılan en önemli kesim, Hrant Dink ailesi ve avukatları oldu.(…)

2010 yılında başlayan Kafes davası duruşmalarına ve müteakiben Poyrazköy duruşmalarına katılan Agos gazetesi ve Aris Nalcı vekillerinin tavırlarında çok önemli bir değişiklik gözlendi. Duruşmalar sürdükçe, müdahil avukatlar da kimin asıl mağdur olduğunu görmeye başladılar. Hatta bu anlayış öyle bir seviyeye geldi ki, birleşen Poyrazköy-Amirallere Suikast-Kafes davalarının 10-12 Ekim 2011 tarihli duruşmaları da dahil 2012 yılında hiçbir duruşmaya katılmadılar.

***

Sadece duruşma salonunda karşılaştığımız ve genelde her duruşmaya kadınlı erkekli kalabalık bir avukat grubu olarak katılan müdahil avukatlarının savunmalarımız sonrasında hakkımızda ne düşündüklerini hep merak ettim. Kendileri, Hrant Dink’in katili Ogün Samast’ın yargılandığı davada da sanıkları ve savunmalarını dinlemişlerdi.

Mahkemenin kendilerine karşı tutumu, Ogün Samast’ın arkasındakilerin ortaya çıkartılmaması için neler yapıldığı, olayların nasıl örtbas edilmeye çalışıldığını ve hepsinden öte, 17 Ocak 2012 günü verilen kararla olayda çete bağlantısı olmadığı yönündeki kararını öğrendikten sonra acaba Poyrazköy davasında yargılanan bizler hakkında ne düşünüyorlardı?

Bir süre sonra duruşmalara giriş çıkışta karşılıklı nezaket cümleleriyle selamlaşmaya başladığımız avukatlar, acaba bizim üzerimizden oynanmaya çalışılan komplonun farkına varabilmişler miydi? Kendilerinin de tamamen davaları uzatmaya yönelik birer piyon rolüne sokulmaya çalışıldıklarını, kullanıldıklarını anlayabilmişler miydi acaba?

***

Levent Bektaş ise düşünülenin aksine Agos gazetesi ve Aris Nalcı vekili müdahil avukatlarının mahkemedeki varlığını önemseyecek ve 16 Temmuz 2010 tarihli duruşmada şöyle diyecekti:

‘Sayın Agos müdahili avukatlarımız buradalar. Ben öncelikle kişisel değerlendirmemi söylemek istiyorum. Bu salonu dolduran hukuk bilgisine sahip değerli heyetiniz dahil olmak üzere hukukçuların çok olması, bizim özgürlüğümüze giden yolumuzun kısalmasında en önemli güvencemizdir. (…)

Burada TCK, CMK’yı, uluslararası anlaşmalardan doğan yükümlülüklerimizi çok güzel ifade ettiler. Bütün bu bilgilere sahip olduklarını değerlendiriyorum. Ancak CMK’nın buradaki sanıkların lehine olan maddelerinin de kendileri tarafından aynı şekilde savunulmasını bekliyorum. Eğer onları da aynı şekilde savunurlarsa, burada olma nedenlerinin siyaseten değil, hukukun, maddi gerçeğin ortaya konulması açısından olduğuna bütün herkesi de inandıracaklardır.’ “*

ALİ TÜRKŞEN

*Alıntı: Kardak’ta Kahraman Hasdal’da Esir/ Kaynak Yayınları, 2013

Süren acılara dayanmak, çabucak ölmekten çok daha büyük bir kahramanlıktır.
FERNAND CROMMLYNCK

“G” NOKTASI

İSTANBUL İSHAL FESTİVALİ!

“Türkiye’nin en kapsamlı yeme-içme ve eğlence festivali” olarak tanıtılan “Arçelik Gastro İstanbul”, bu akşam Maçka Küçük Çiftlik Park’ta yapılacak görkemli bir törenle başlıyor. Ana sponsorluğunu Arçelik’in üstlendiği festivale ; Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Büyük Şehir ve Şişli Belediyesi, THY, Coca Cola, Garanti Bankası, Öztiryakiler, Türkiye İhracatçılar Meclisi, TÜRSAB, Kırcı Group, vb. gibi kodaman kurumlar destek vermiş. Türk Mutfak Derneği içerik ortağı olmuş!

Ama anlaşılan Hürriyet, NTV, Radikal, ve reklamcı olduğunu tahmin ettiğim Dream Design Factory gibi “okur yazar” olması gereken medyacılar ve VİP sponsoru Johnnie Walker dahil, İngilizcesi pek gelişmiş bu kurumlardan kimsenin işi bugüne değin mide ve bağırsak bozukluğundan ötürü hastanelere düşmemiş ki…

Böyle bir festivale GASTRO adını yakıştırmakta hiç biri beis görmemişler. Oysa, akıllarınca “gastronomi”nin kısaltması sandıkları “gastro” ; dünya tıp dilinde “gastroenteroloji” bölümünü ilgilendiren bir hastalığın teşhis adıdır.

Yeryüzünün tüm halkları bu hastalığı mideden çok bağırsak bozukluğuyla özdeşleştirmiş olup, “Gastro oldum,” dediniz mi, her dilde İSHAL olduğunuz anlaşılır!

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın nelere kadir olduğunu bildiğimden hiç şaşırmadım, ama doğrusu ana sponsor Arçelik başta, birbirinden iddialı sponsor markaların, üstelik “en büyük yeme içme festivali”ni ishalin Latince’siyle taçlandırması, ayıp ötesi bir cehalet faciası.

Gastro İstanbul’u düzenleyenlerin Türk mutfağını vezir yapmak isterken rezil etmek başarısı, doğrusu beni bile şaşırttı!