MEMLEKETİMDEN HAPİSANE MANZARALARI

Sincan 2 No’lu F Tipi Cezaevinde yatmakta olan İrfan Eskibağ 41 yaşındaydı. Ama artık yaşı yok. Çünkü İrfan Eskibağ yok artık. O, üç gün önce Ankara Numune Hastahanesi yoğun bakım servisinde öldü.

Kendisine 3 yıl önce, pankreas kanseri teşhisi konmuş,ışın tedavisi ve kemoterapi görmüştü. Durumunun ağırlaşması üzerine, evinde ailesinin yanında ölmak üzere başvurmuş ve doktorlar da “ceza evinden çıkması gerekir” diye rapor vermişlerdi.

Ama İrfan Eskibağ, yasal açıdan da mümkün olduğu halde, evinde ailesinin yanında ölemedi. Nedeni İstanbul Adli Tabipliğine gönderdiği dilekçeye yanıt gelmemesiydi.

Artık gelse de kıymeti yok.

Artık İrfan Eskibağ için hiçbir şeyin kıymeti yok.

Artık İrfan Eskibağ yok.

İrfan Eskibağ’ın, hangi suçtan yattığının da önemi yok.

Önemli olan, yasal bir hakkının işlemler savsaklanarak, kullandırılmaması.

8 mayıs günkü Cumhuriyetin 9. sayfasında yayınlanan bir haber İHD’den yapılan açıklamada ceza ve tutuklevlerinde, 121i ağırlaşmış, 108 i acil tedaviye muhtaç olan 230 u ağır olmak üzere 411 hasta olduğunun belirtildiği vurgulanıyordu.

İHD’nin açıklaması şöyle bitiyordu:

-Hükümete sesleniyoruz:”Sıra kimde?Hangi mahpusun ölümünü seyredeceksiniz?”

***

Tam ilk sırada kim var söyleyemem ama, sıradakiler içinde İnönü Üniversitesi Eski Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun da bulunduğu kesin.

Bugünkü Cumhuriyet’te yayınlanan İstanbul Haber Servisinin haberinde şöyle deniyor:

“196 ülkede 20 milyondan fazla insanın kullanmasıyla dünyanın en büyük imza kampanyası platformu olan “www.change.org” adresi üzerinden Erngenekon davasından dört yıldır tutuklu bulunan ve ağır sağlık sorunlarıyla mücadele eden İnönü Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Fatih Hlmioğlu ‘nun tahliyesi için imza kampanyası başlatıldı”.

Rektörü bulunduğu sırada, Malatya İnönü Üniversitesi’nin bilimsel düzeyini yükseltme yönünde büyük katkılarda bulunmuş olan ve İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni karaciğer nakli konsunda büyük başarılara ulaştıran Prof. Hilmioğlu bir süredir karaciğer kanserinden muzdarip, cezaevi koşullarının sağlık durumuna iyi gelmeyeceği bir an önce tahliye edilerek tedavisinin yapılması gerektiği uzmanlarca dile getirilmesine karşın, Hilmioğlu’nu sağlığına kavuşturcak tedavinin uygun koşullarda yapılması bir türlü gerçekleşemiyor.

Herhangi bir suçtan mahkumiyeti olmayan kanunen masum olan Hilmioğlu, tutukluluk yoluyla idamla infaz ediliyor.

Bu arada resmi kurumlar, Hilmioğlu’nun cezaevi koşullarında tedavi edilebilip, edilemeyeceği konusunda tartışmaya girişip, işi savsaklıyorlar.

***

Oysa, Hilmioğlu’nun cezaevinde tedavi edilebilip, edilemeyeceği tartışması abestir. Çünkü Hilmioğlu’nun cezaevinde tutulmasının gerekçesi kalmamıştır ortada.

Hilmioğlu neden içeride?

Ergenekon davası dolayısıyla tutuklu olduğu için!

Tutukluluk hangi hallerde olur?

Sanığın suçu işlediğine dair, ciddi belirtilerin olmasının yanı sıra, aynı zamanda kaçması ve delilleri karartması, sanık ve tanıklar üzerinde baskı oluşturması tehlikesinin mevcudiyeti halinde.

Hilmioğlu’nun sağlık durumu, istese de artık ne kaçmasına elverişlidir ne de delilleri karartmasına.

Peki o zaman yapılmak istenen ne?

Dilim varmıyor ama, galiba istenen Hilmioğlu’nun tutukluluk yoluyla idamı.

Benzeri durum daha önce de olmuştu.

Faili meçhul bir cinayete kurban giden, Kuddusi Okkır tahliye edildiğinde terminal aşamanın da, sonuna gelmişti.

“Kuddusi Okkır cinayetinin faili neden meçhul olsun? Malum!” demeyin sakın!

Biliyorsunuz bizdeki çoğu faili meçhulün faili hem malum hem de meşhurdur.