MEMLEKETİMDEN HAPİSHANE MANZARALARI (2)

Dün “Memleketimden Hapishane Manzaraları 1” yazısında,İrfan Eskibağ ile Fatih Hilmioğlu’nun durumlarından söz ettim. Bu yazıyı yazarken, bilgiyasarıma ibretlik bir ileti düştü.

Sayın Emel Türk 28 şubat tutuklusu olarak Sincan’da bulunan eşinden aldığı mektubu aynıyla bana postalamıştı. Yer dolayısıyla çok az kısaltarak, sizinle paylaşmak istedim:

“Orkun’ Gökalp ile 2002 yılında Bosna Hersek’te tanıştık. O tarihte ikimiz de binbaşı rütbesiyle SFOR’da görevliydik. Saraybosna’nın hemen dışında yer alan Butmir kışlasındaki karargâhta kapı komşuyduk.

Hep gülen yüzüyle, pırıl pırıl yüreğiyle dünya tatlısı bir insan olan, doğa ve fotoğraf âşığı Orkun’la irtibatımız Türkiye’ye döndükten sonra da “mail’leşerek” sürdü. En son adını Balyoz’da duydum.

Halen Hasdal’da yatan Orkun’dan Nisan’ın ortalarında uzun bir mektup aldım. “Bak şu başımıza gelenlere vallahi…” diye başlayan mektubunda çokça kahkaha ikonu olmasına rağmen yaşananlara şaşkınlığı geçmemiş gibiydi. Nasıl geçsin ki? Anlattıklarına şaşmamak mümkün değil. Hele benim için…

***

İşte kendisine suç isnat edilen tarihlerde benimle birlikte Bosna’da olan Orkun şunları yazıyordu (kısaltarak aktarıyorum):

Abi, ben tutuklanalı 26 ay bitti (…) İddiaya göre 2002’nin Aralık ayında dönemin 1’nci Ordu Komutanı Org. Çetin DOĞAN ile yüz yüze görüşerek Balyoz Darbe Planı içinde yer almayı kabul etmişim. ‘Yahu ben o tarihte Butmir’deyim, Çetin Paşa İstanbul’da… Nasıl yüz yüze görüşmüşüz?’ diye sordum, ama cevap veren olmadı. İsmim sözde 2002 Aralık ayında yayınlanan bir görevlendirme yazısında geçiyormuş. Yazı deyince yanlış anlama, imzalı bir evrak falan değil; bir CD içinde yer alan düpedüz sahte olarak düzenlenmiş bir Word dosyası (…) Bosna’da olduğumuz süreçte, sorumluluk bölgem olduğu iddia edilen İstanbul’da darbe timlerine personel seçmekle suçlandım (…) ‘Ben o tarihlerde Bosna’daydım, söz konusu seminere de katılmadım, katılamazdım’ dedikçe savcılık makamı bana Bosna hariç yeni görev yerleri buldu, ama bir türlü yurt dışında olduğumu kabul etmedi. Mahkemenin talebi üzerine Genelkurmay, K.K.K.lığı, Emniyet Genel Md.lüğü resmî yazı gönderip yurt dışında olduğumu bildirdi, ama mahkeme gerekçeli kararında ‘sanığın savunmasına itibar edilmemiştir’ dedi. Yani aslında bana değil, devletin resmî kurumlarına itibar etmiyor.

Sonuç, ağırlaştırılmış müebbet… Teşebbüs aşamasında kaldığı iddiası ile16 yıla indi (…) Sen ne dersen de, istersen ben suç tarihinde doğmamıştım de yine de fark etmez. Aslında ortada bir suç olmadığı gibi suçlu da olmadığını onlar da biliyor (…) Sen bu kirli senaryo içinde seçilmiş bir karaktersin ve sana biçilmiş rolü sen benimsemesen de zorla sana oynatıyorlar. Çünkü bu davalardan elde edilecek siyasî rant her türlü insan hakları ve masumiyetin üzerinde.’

***

İşte bu anlatım ve tespitlerin ardından, ben bu noktada halen temyiz sürecindeki Balyoz Davası’na bakan Yargıtay’a şu çağrıda çağrıda bulunuyorum:

Değerli Yargıtay Hâkimleri,

Gizli tanıkların” bol bol sahne aldığı bu davalarda, ben bir “açık tanık” olarak belirtirim ki, Balyoz sanığı Orkun GÖKALP Kasım 2002 – Mayıs 2003 tarihleri arasında benimle birlikte Bosna Hersek’te idi. Yani kendisine isnat edilen suçu işlemiş olması mümkün değil.

Bilgilerinize önemle sunarım!

Alican TÜRK (E) Albay 28 Şubat Tutuklusu”

İşte size iki hapishanemizden iki subay mektubu, memleketimden iki hapishane manzarası daha.

Şimdi bunu okuyup, benzeri örnekleri yazacaklar çoktur.

Zahmet buyurmasınlar biliyorum, biliyorlar, biliyoruz.