M.BALBAY’IN SAVUNMASI

Aziz dostum, genç çalışma arkadaşım, Cumhuriyet’in değerli yazarı Mustafa Balbay’ın savunma günü, aniden belirlenince, son anda ertelenemeyen sağlık denetimi yüzünden, celsede bulunmayı çok istememe karşın, orada olamadım.

Tüm benzer durumları yaşayanlar gibi, ben de bu gibi hallerde insanların desteğe ne kadar ihtiyaç duyduklarını bilirim.
Ama sanıyorum ki, ne Mustafa’nın ne Tuncay’ın ne diğer dostların, daha önce çok kez verilmiş olan bu desteklerimizden kuşkuları olmuştur.

Duruşmada hazır olmak isteğim, hem Balbay ,hem de herkesçe artık bilindiğini sandığım desteğimi bir kez daha göstermek kaygısından kaynaklanıyor değildi.

Duruşmada hazır olmayı, istemememin nedeni, bu savunmanın davanın gidişatını nasıl etkileyeceğini merak etmemden de kaynaklanmıyordu.

Çünkü, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi zaten birden fazla defa, savunmaları kaale almayacağını ortaya koymuştu.

Adil yargının olmadığı yerde savunmaların şöyle ya da böyle bir rol oynaması da mümkün değildi zaten , savunmaya saygı gösterilebilmesi de zaten mümkün değildi ve delillerin yeterince tartışılmadığı, gereğince değerlendirilemediği bir ortamda, savunma süresi kısıtlanmamış olsaydı da, adil yargının gerçekleşmiş olamayacağı açıktı.

***

Adil yargılamanın kurallarına uyulmadığında savunmanın sınırlarını çizmek güçtür.

Bu tür ortamlarda savunma bir anlamda nafile savunmaya dönüşür.

Çünkü ne denirse densin, karar peşinen vermiştir.

Ya da bir olasılık daha vardır:

Savunma artık, aynı zamanda bir iddianame, ithamnameye dönüşür.

Bu durumda, “savunmanın sınırları içinde kalın!” uyarısı anlamsızdır.

O tabii ki, aynı zamanda bir ithamname olduğundan,savunmanın sınırlarını aşacaktır.

Bu gibi durumlarda savunma yapmak konumunda olan kişiden tabii ki, hiçbir şey yokmuşcasına, iddialara hukuki yanıtlar vermesini beklemek abes olur.

İddialar hukuki olmayınca, yanıtların hukuki olmasının ne anlamı olur ki?

Kaldı ki, savunma yapma konumunda bulunan sanığın, süreç içindeki hukuk dışılıkları sergilemesi, bunlardan dolayı sorumlu bulduğu kişileri ve hukuksuz eylemleri teker teker ortaya sermesi ona ait bir hak olmanın ötesinde, aynı zamanda görevidir de.

***

Bir zamanlar bir de savunması dolayısıyla suç duyurusunda bulunulmuş biri olarak Balbay’ın bu savunma – itham sürecindeki ikilemi nasıl aşacağını görmek için orada olmayı istiyordum.

Aslında kamuoyunun bu durumda istediği kısa ve net olan şu savunmadır:

-Burada hukuk yok, adil yargılama da yok. Siz bunu bir hukuk oyununa çevirmek isteyebilirsiniz, ama ben bu sahte oyunu oynamam.

Savunma falan yapmıyorum…

Ancak, bunu isteyenlerin unutmamaları gereken bir husus vardır.

Öyle haller olur ki, savunma yapmak durumunda olanlar, karar makamından adalet beklemeseler de, savunmalarıyla, tarihe not düşüp belge bırakmak durumundadırlar.

Çünkü o sırada iki yargı süreci iç içedir.

Biri resmi yargılama, öbürü ise, kendileri henüz farkında olmasalar bile ,yargılananların da yargılandığı gerçek yargılama.

Bu tür davaların savunmaları işte bu ikinci yargılama süreci için de önemlidir.

Onları yapmak, orada davayı bütün yönleriyle iyi anlatmak zorunludur.

Okuduklarımdan anladığım kadarıyla sağlık nedeniyle katılamadığım duruşmada, Balbay, her ne kadar sürenin kısalığı dolayısıyla, savunmasını tamamlayamamış olsa bile, kendisine düşen görevi layıkıyla yerine getirmiş bulunuyor.

Hoş bunu içeride bulunduğu sürece zaten her vesile ile yaptı ve yapmakta da.