REYHANLI KİMİN İŞİ?

Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013 cumartesi günü patlatılan bombalarla ilgili olarak her gün yeni bir bilgi ortaya çıkıyor. Terörle doğrudan ilgilenen bürokrasinin özel beslenme damarları var.

Bir defa işlerinin yüzde 90’ı terör!

Zaten Emniyet içinde Terörle Mücadele Şubesi’nin adı da biraz tuhaf biçimde şöyle anılır: Terör Şubesi!

Şöyle konuşmalar Emniyet dışına taşıp mahkeme salonlarına bile düşer:

-Efendim biz terör şubesine yazı yazıp dedi ki…

-Terör şubesi bir yıl boyunca…

Terörün gündelik hayatımızdan hiç eksilmediği bir ülke olduğumuzdan terör şubeleri insanları ürkütür!

Pek çok büyük olayda sonradan ortaya çıkan belgeler de görülür ki, Emniyet ve istihbarat birimleri böylesi bir “gelişmenin olacağını” önceden biliyorlarmış. Fakat bir takım talihsizlikler(!) sonucu bu müessif olay önlenememiştir!

Hrant Dink cinayetinde klasörler dolusu belge ortaya çıktı: Hrant Dink Öldürülecek!

Hepsi Türkiye Cumhuriyeti antetli, imzalı, mühürlü, onaylı, alındılı, iadeli, taahhütlü vb. gibi…

Şimdi Reyhanlı’da da benzeri bir süreç yaşanıyor.

Daha patlamanın dumanları yükselirken, ölü sayısı bilinmezken en yetkililer ortaya çıktılar:

-Suriye’nin işidir. El Muhaberat, solcu bir teşkilat aracılığıyla bu eylemi yaptı!

Uluslararası haberciler Suriye’ye karşı terör eylemleri yapmak için Türkiye’de üslenen İslamcı teröristlerin görüntülü haberlerini yayınladılar. Bizim güvenlik bürokrasisi acele bir savunma metni ile kendilerini zan altında bırakan açıklamalar yaptılar:

-Kesinlikle İslamcı örgütler değil!

Sonra başka yalanlar da ortalığa savruldu. Reyhanlı’da “Mobese kamera sistemi yok” denildi. Arkasından “Mobese var ama eylem anında bir arıza çıkmıştı” yalanı haber haline geldi.

İki gün önce İçişleri Bakanı koltuğunda oturan (1Mayıslarda kentte terör estirmekten sorumlu İstanbul valisi) Muammer Bey (Güler) Vatan’dan Murat Çelik’e ne kadar başarılı olduklarını anlattı:

-Eylemin 1 numarası kaçtı!

Aynı anda Ankara’nın en iyi güvenlik muhabiri Tolga Şardan’ın haberi Milliyet’te yer aldı: MİT uyardı, yeni bir eylem olabilir!

Bir de otomobil fotoğrafı vardı. 31 ALV 38 plakalı Renault Fluence her yerde aranıyormuş!

İnsaf! Halk mı bulacak o otomobili? Bi zahmet artık onu da siz bulun!

Tolga Şardan dün bir bomba haber daha patlattı: “Reyhanlı eyleminden iki gün önce bir ihbar ile harekete geçen Hayat Emniyeti MİT’e durumu aktarıyor. MİT de ‘biz konuyu biliyoruz, ilgili kişi ve grubu takipteyiz, siz bırakın!”

Hayat polisi de bırakıyor. Reyhanlı’da bomba yüklü araçlar çifte patlamayla ilçeyi cehenneme çeviriyor.

Eğer yukarıda geçen emniyet ve istihbarat birimleri Suriye devletine bağlı ise sorun yok, “eylemi Suriye yapmıştır” diyebiliriz!

Ama öyle değil işte…

Reyhanlı’da AKP oy vermiş insanlar dahil herkes aynı soruyu soruyor:

-Bu eylem kimin işi?

Bu soru bile yetmez mi?

Sessiz örülen koza

Hafta sonu Balçova’da kurulu İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi davetlisi olarak bu genç bilim yuvasındaydım. Her üniversitede olduğu gibi İEÜ’de de “Yıl Sonu Şenlikleri” vardı. Her yandan müzik, eğence sesleri geliyordu. Okul cıvıl cıvıldı.

Medya İletişim Bölümü’nün son sınıf öğrencileri beni 1934 Trakya Olayları’nı anlattığımız İZTV’deki “Trakya’nın Kara Günleri” belgeselini izlemek ve üzerinde tartışmak için çağırmışlardı.

Doğrusunu isterseniz yılsonunun en renkli döneminde böylesine ağır bir konusu olan bir belgeseli izlemek için üç-beş öğrencinin ancak katılabileceğini düşünüyordu.

Ama öyle olmadı. Dekan Prof. Dr. Sevda Alankuş’un ve Doç. Dr. Aysun Akat’ın öğrencileri koca sınıfı doldurmuşlardı. Hem şaşırdım hem de mutlu oldum. Medya üzerine onca olumsuzluk varken gençlerin bu alana yönelmiş olmalı önemli. Ama daha önemlisi şu: Medya İletişimdeki habercilik ruhunun ne kadar gelişmiş olduğunu görmek. Bir gazete-televizyon kanalının haber merkezi nasılsa, İEÜ İletişim Fakültesi’nin de aynen öyle… Zaten düzenli yayınladıkları “Ünivers” adlı uygulama gazetesi, “söyleşi-haber dergisi NET” tam anlamıyla profesyonel nitelikleri olan titiz yayın organları haline gelmişler.

Türkiye’nin yüklü, hoş ve boş gündeminden fırsat bulup da böylesi iyi şeyleri göremiyoruz. Ama bu hiç önemli değil. Medya görmese de iyi şeyler kendi kozalarını örüyorlar.

İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi’de böylesi bir sessiz koza örneği oluşturuyor.