19 MAYIS KAVGASININ TARİHSEL KÖKENLERİ

Her rejim kendi tarihini yaratır. Aslına bakarsanız tarih yazımı rejim değişikliğinin en önemli göstergelerinden bir tanesidir. Bir yerde tarih yeni baştan “icat ediliyorsa” orada rejim değişikliği var demektir. Rejim ve yeni tarih arasındaki ilişkiyi matematiksel bir kesinlik olarak kabul etmek gerekiyor.

Günümüz Türkiyesi’nde rejim değişmektedir. Rejim değişikliğinin en önemli kanıtı “resmi tarihin eleştirisi” adı altında kurgulanan “yeni resmi tarih”tir. Cumhuriyetin tasfiyesiyle birlikte kurulan yeni düzen, ihtiyaçlarına ve dünya görüşüne uygun yeni bir tarih icat etmektedir. Yeni “resmi tarih” cumhuriyetin ilk adımı kabul edilen II. Meşrutiyet’i ve Kemalistlerin selefi sayılan Jön Türkleri kötülemekte, başta II. Abdülhamid olmak üzere Osmanlı’ya ait ne varsa kutsamaktadır. “Yeni rejim”in sözde Ergenekon örgütünün İttihatçı kökenleri olduğunu iddia etmesi boşuna değildir.

19 Mayıs hakkındaki tartışmaları da bu çerçevede ele almak gerekiyor. 19 Mayıs ve cumhuriyetin diğer sembolleri üzerine yapılan tartışmalar aslında rejim üzerinedir. Yeni “resmi tarihçilere” göre Samsun’a çıkış için Atatürk’e İngiliz istihbaratçısı John G. Benneth izin vermiştir. AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in de geçtiğimiz günlerde iddia ettiği üzere Padişah Vahdeddin bu durumdan haberdardır. Yani Samsun’a İngilizlerin ve padişahın onayıyla çıkılmıştır. Kurtuluş Savaşı’nın asıl önderi Vahdeddin, gerçek kahramanıysa Nisan 1919 tarihinde Trabzon’a “çıkan” Kazım Karabekir’dir. Kısacası yeni resmi tarihe göre Mustafa Kemal “emanete hıyanet eden” bir fırsatçıdan ibarettir. Bu konuda basında ilk çıkan yazının 19 Mayıs 1991 tarihinde Zaman gazetesinde yayımlanması kuşkusuz tesadüf değildir.

19 Mayıs hakkında yürütülmeye çalışılan bir diğer tartışma da her sene bu tarihte yapılan gösterilerin İtalyan ve Alman faşizmlerinden etkilendiği şeklindedir. Mümtazer Türköne ve benzerleri tarafından dillendirilen bu görüşe göre Kemalistler böylesi gösteriler yapma fikrini 1932’nin Faşist İtalyası’ndan almıştır. Devleti yöneten zevat bu “faşist ritüeller”den etkilenmiş ve hemen benimsemiştir. 19 Mayıs gösterilerinin siyasi iktidar tarafından engellenmesini meşrulaştırmak amacıyla sipariş edildiği belli bu tezin her sene bu dönemlerde gündeme getirilmesi artık geleneksel hale gelmiştir.

Peki, gerçek nedir? 19 Mayıs gösterileri 1930’ların İtalyası’ndan mı alınmıştır? Tabii ki hayır. Tarihsel kökeni 1916 yılında kutlanılan “İdman Şenlikleri”ne kadar götürülebilecek 19 Mayıs gösterilerinin İtalyan faşizmiyle hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Söz konusu gösterilerin ve beden eğitimi fikrinin Osmanlı İmparatorluğu’nda ortaya çıkışının elbette siyasal nedenleri arasında askeri ihtiyaçların olduğu doğrudur. Ama bu ihtiyacın nedeni emperyalizm ya da toplumun askerileştirilmesi değil vatan savunmasıdır. Aşağıda da gösterilmeye çalışılacağı gibi üzerinde yaşadığımız coğrafyada beden terbiyesi fikri Aydınlanma düşüncesinin ve çağdaşlaşma gayretlerinin sonucu ortaya çıkmıştır. Kısacası ülkemizdeki gericiliğin 19 Mayıs düşmanlığının tarihsel kökenleri bulunmaktadır.

Beden eğitimi ve Aydınlanma

Rönesans ve Aydınlanma Çağı’yla birlikte ortaya çıkan bedenin terbiye edilmesi ve eğitilmesi fikri Aydınlanma düşünürleri arasında büyük rağbet görmüştür. Bu rağbet, Rönesans’ın ve Aydınlanma’nın kendisini esas olarak Hıristiyanlığa karşıt bir biçimde tarif etmesi yüzündendir. Rönesans ve Aydınlanma kendi köklerini Hıristiyanlığın antitezi olarak kabul ettiği Antik Yunan’da aramıştır. Bu süreç içerisinde Hıristiyanlığın bedeni küçümsemesine karşılık, Antik Yunan’daki beden eğitiminin önemi hatırlanmış ve yeni dönemde bedenin terbiyesi fikrine vurgu yapılmıştır. Örneğin Jean Jacques Rousseau 1762 yılında kaleme aldığı ünlü eseri Emile’de beden eğitiminin okul dersleri arasına girmesi gerektiği görüşünü savunmuştur.

Modern beden terbiyesi kavramı ise 18. ve 19. yüzyıllarda Avrupa’da yaşanan sosyal ve kültürel altüst oluşlar sonucunda ortaya çıkmıştır. Tarımsal üretim tekniklerinin ve endüstrinin geliştiği, büyük imparatorlukların dağılma ulusal devletlerinse güçlenme sürecine girdiği bu dönemde yaşanan toplumsal dönüşümler ve siyasal gelişimler, üretim biçimlerindeki, savaş tekniklerindeki yenilikler askeri idmanlar ile ekonomik üretkenliği merkeze alan beden terbiyesi ve spor sistemlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Kısacası modern devlet aygıtı için beden ve bedenin terbiyesi son derece önemli bir hale gelmiştir. Bu dönemde Alman (Turnen), Fransız (Amaros), Danimarka, İsveç, Çek (Sokol) jimnastiği gibi beden eğitimi sistemleri ortaya çıkmış ve bütün dünyaya yayılmıştır.

Bu beden eğitim sistemlerinin hemen göze çarpan bir takım ortak özellikleri bulunmaktadır. Bir kere söz konusu sistemlerin hepsinin merkezinde askeri hareketler bulunmaktadır. Nitekim bu sistemlerin kurucularının hepsinin askeriyeyle doğrudan ilişkileri vardır. Öte yandan aynı kişilerin kendi toplumlarını ilgilendiren milliyetçi hareketlerle de organik ilişkileri bulunmaktadır. Bu durum basit bir tesadüfün sonucu değildir ve toplumsal bir temele sahiptir.

19.yüzyılın başlarında ulusal devletlerin ortaya çıkışı ulusal orduların önünü açmış, orduyu lejyonerlerin değil yurttaşların oluşturması fikri ağırlık kazanmıştır. Bu durumun doğal sonucuysa ordunun temelini oluşturması istenen yurttaşların bedenlerinin, askeriyenin temel ihtiyaçlarına yanıt verecek şekilde, dönüştürülmeye ve eğitilmeye çalışılması olmuştur. Bütün bu nedenlerden dolayı, ilk beden eğitimi deneyleri, gençleri asker haline getirmek amacıyla ortaya atılmıştır. Öte yandan beden terbiyesinin kadınların mücadelesi, kamu sağlığı ve toplumda hijyen anlayışının yerleştirilmesi gibi alanlarda da önemli rolleri olmuştur.

Osmanlı’da Beden Terbiyesi

Tanzimat ile birlikte Batı’ya açılan Osmanlı İmparatorluğu’ndaysa beden terbiyesi ve modern spor, bazen iç içe geçerek de olsa, hızla gelişmiştir. Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nda spor beden eğitimiyle, beden eğitimi jimnastikle, jimnastik ise özel bir jimnastik türüyle, yani Alman ve Fransız ekolleriyle, özdeşleşmiştir. Batı’daki eğitim sistemlerinin benzerleri ülkemizde uygulanmak istenmiş; gerek Galatasaray Lisesi ya da o zamanki adıyla Mekteb-i Sultani gibi sivil okullarda gerekse de askeri okullarda beden eğitimi dersleri, “riyazat-ı bedeniye” adıyla müfredata konmuştur. Bu süreç günümüzde sıkça iddia edildiği üzere askerileşmeyle, militarizmle değil; toplumun özgürleşmesiyle ve örgütlenmesiyle, eğitimin çağdaşlaşmasıyla, kadınların toplum içerisindeki yerlerinin düzelmeye başlamasıyla, kamu sağlığı konusundaki ilk girişimlerin hayata geçirilmesiyle alakalıdır.

İkinci Meşrutiyet’ten sonraysa eğitimi çağdaşlaştırma düşüncesi daha da güç kazanmıştır. Söz konusu düşüncenin en önemli özelliği beden terbiyesine önem vermesidir. Bu yüzden beden terbiyesi, kısa zaman içerisinde eğitimde Batı’dakine benzer bir sistem uygulanması gerektiğini ileri sürenlerin savunduğu bir fikir haline gelmiştir. Bu dönemde beden eğitiminin ve sporun okullarda, özellikle de kız öğrenciler arasında, yaygınlaştırılmasına yönelik gerici bir tepki oluşmuş, bu konuda bir saflaşma yaşanmıştır. Sporun ve beden terbiyesinin önemini vurgulayanlar kısa sürede toplumdaki İslamcı akımlarla karşı karşıya gelmişlerdir. Bu duruma en iyi örnek Türkiye’de spor ve beden eğitimi dendiğinde ilk akla gelen isimlerden olan Selim Sırrı Tarcan’ın İstanbul’da ilkokullarda çalışan bayan öğretmenlerden 100 kadarını kısa süreli kurslarla eğitip, diğer okullara dağıtmak istemesine karşı verilen tepkidir. Aynı dönemde başını Ziya Gökalp ile Ömer Seyfeddin’in çektiği Genç Kalemler dergisi Milli Jimnastik risalesini yayımlamış; Tevfik Fikret, başını çektiği “Yeni Mektep” hareketi adına hazırladığı bir yazılı açıklamada genel eğitimin makul bir beden eğitimine dayandırılması gerektiğini, çünkü sağlam ruhun ancak sağlam vücutta bulunacağını ifade etmiştir. Yine Tarcan’ın beden terbiyesi hakkındaki ilk yazılarını Servet-i Fünun dergisinde yayımlaması kuşkusuz bir tesadüf eseri değildir.

Vatan Savunması İçin Beden Eğitimi

Beden terbiyesi fikrinin yayılmasının bir diğer nedeni de imparatorluğun içerisinde bulunduğu siyasi-askeri şartlarla ilgilidir. Bu dönemde arka arkaya patlayan savaşlar nüfusun arttırılmasını ve var olan nüfusun savaşmaya hazır hale getirilmesini gerekli kılmıştır.

Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı kısa zaman içerisinde daha fazla sayıda asker yetiştirmeyi gerekli kılmıştır. Bu dönemde imparatorluk ciddi bir parçalanma dönemine girmiş; yaşanan savaşlarda Osmanlı askerlerinin savaşma kabiliyetlerinin çok düşük olduğu belli olmuştur. Bu durumun birçok nedeni bulunmaktadır. Öncelikle kötü yaşam koşulları, sakatlıklar, salgın hastalıklar geniş nüfusun askerlik yeteneğini ortadan kaldırmıştır. El bombası fırlatma, engebeli arazide koşma gibi konularda Osmanlı askerlerinin fiziki geri kalmışlığı hemen fark edilmektedir. Bütün bu nedenlerden dolayı beden terbiyesi yoluyla askerlik eğitimi verme fikri kısa sürede geniş bir taraftar desteğine sahip olmuştur. Bunun için de ülke içerisinde sağlık koşullarının hızla düzeltilmesi ve gençlerin küçük yaşlardan itibaren, oyunlar ve örgütler aracılığıyla, askerlikle tanışması için beden eğitimi yaygınlaştırılmaya çalışılmıştır. Söz konusu amaçlara hizmet etmek için Türk Gücü Cemiyeti, Osmanlı Güç Dernekleri ve Osmanlı Gençlik Dernekleri gibi gençlik örgütleri kurulmuştur. Türk Gücü Cemiyeti tarafından çıkartılan Türk Gücü’nün Umumi Nizamı başlıklı belgede öncelikle askere davet edilen 1000 kişiden ancak 100’ünün sağlam olduğu, 900’ünün ise hasta ve illetli çıktığı ifade edilmekte ve “Bu hal bir müddet daha böyle gidecek olursa bu güzel yurdumuzu düşmana karşı koruyacak değil hatta üzerinde yaşayacak bir adam bile bulunmayacaktır” denmektedir. Umumi Nizam’da devamla şöyle denilmektedir: “Terbiye-i bedeniyyeden maksat sağlam ve aynı zamanda kahraman bir nesil vücuda getirmek ve sağlam vücutlar ile mukaddes vatanı ve mübarek, muazzez, ulu milletimizin varlığını müdâfaa etmek ve düşmana saldırmak olduğundan terbiye-i bedeniyye şubemiz gençleri askerliğe hazırlayacak, içtimaî hayata, mafevke riayete, başlı başına yaşamaya alıştıracak olan ve Avrupa’da muvaffakiyetle tatbik ve tamim edilen kılavuz teşkilatını ihtiva eder… Terbiye-i bedeniyyeden maksat Türklerin ahval-i sıhhiyelerini ıslah ve teşekkülat-ı bedeniyyelerini takviye ve tekamül ettirerek milleti maişet-i hâzıranın icab ettiği ve her türlü mesai ve mübarezâta mütehammil ve çevik ve çâlâk kılmaktır. Bunun için makul ve fennî jimnastik ve sporların vâsi mikyasta memlekette neşir ve tamimine çalışılacaktır”.

O dönemde yayımlanan belgeler incelendiğinde beden terbiyesiyle ilgili faaliyetlerin toplumun faşist bir zihniyetle örgütlenmesinden ve emperyalist bir saldırganlığın önünün açılmasından ziyade kamu sağlığının düzeltilmesini, hijyen kurallarının öğretilmesini, salgın hastalıklara karşı toplumda bir bilinç oluşturulmasını ve vatan savunmasını hedeflediği görülecektir.

Selim Sırrı Tarcan ve İdman Şenlikleri

Osmanlı İmparatorluğu’nda beden terbiyesi eğitimde çağdaşlaşma fikriyle paralel gelişmiştir. Bu fikirleri savunanların aynı zamanda dönemin devrimci kadroları olmaları eşyanın tabiatına uygundur. Ömrünü beden eğitiminin toplum içerisinde yaygınlaştırılması idealine adayan Selim Sırrı Tarcan bu konuda verilebilecek en iyi örneklerdendir. Tarcan 1908 Jön Türk Devrimi’ne katılmış, İstanbul’un devrimci iktidar tarafından ele geçirilmesinde aktif bir rol oynamıştır. Tarcan devrimden sonra da beden eğitiminin yaygınlaştırılması için çalışmış, kız öğrencilerin de beden eğitimi derslerine katılması için yılmadan mücadele etmiştir.

Selim Sırrı Tarcan’ın çok yönlü kişiliği onun birçok alanda yenilikler yapmasına neden olmuştur. Beden eğitimi konusunda kitaplar çıkarmış, dergiler yayınlamış, bu konuda dünya üzerindeki gelişmeleri yakından takip etmiştir. Avrupa’da yapılan jimnastik şenliklerinden etkilenen Tarcan, 29 Nisan 1916 tarihinde İstanbul’da Kadıköy’deki İttihat Spor Kulübü’nün çayırında ilk “İdman Bayramı” kutlamasını düzenlemiştir. Tarcan öğrencilerin ilerlemelerini halka göstermeyi hedeflediği bu gösterileri gelenekselleştirmeyi hedeflemiştir. Ünlü “Gençlik Marşı” bu faaliyetler esnasında ortaya çıkmıştır. Tarcan, Sokol jimnastik gösterilerinde müzisyen Leos Janacek’in bu gösteriler için bestelediği “Sin Fonietta” adlı tanıtım müziğinden yola çıkarak “İdman Bayramı” için bir marş arayışına girmiştir. Vaktin darlığı yüzünden İsveçli Felix Korling’in “Tre Trallade Jantor” (Şakıyan üç genç kız) adlı bestesi, Ali Ulvi (Elöve)’nin güftesiyle hazırlanmış ve “İdman Bayramı”nda çalınıp söylenmiştir. Bu ilk “İdman Bayramı”nda beyaz gömlek, siyah pantolon ve kırmızı kuşak bağlayan öğrenciler jimnastik gösterileri ve spor müsabakaları gerçekleştirmiştir. 11 Mayıs 1917 yılında yapılan ikinci “İdman Bayramı”ndaysa ilk yılki etkinliklere ilaveten sakatlanan, yaralanan ve bayılanlara ne şekilde ilk yardımda bulunulacağına dair tatbikatlar da yapılmıştır.

Görüldüğü üzere 19 Mayıs gösterilerinin kökeni iddia edildiği gibi 1930’lara değil çok daha önceki tarihlere dayanmaktadır. Ama yine de Türköne ve benzerlerinin 19 Mayıs düşmanlığı nedensiz değildir. 19 Mayıs’ın fikri altyapısı 1908 Devrimi’ni yapan ve gericiliğe karşı bıkmadan, usanmadan mücadele eden kadrolar tarafından oluşturulmuştur. Cumhuriyet Devrimi ise bu etkinliklere daha da devrimci bir içerik kazandırmıştır. Dolayısıyla günümüzde yaşanan 19 Mayıs’ı savunanlar ve 19 Mayıs’tan nefret edenler arasındaki kavganın tarihsel bir arka planı bulunmaktadır.