BİR EROVİSİON ÖYKÜSÜ

Tam da, Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov’un Moskova’da resmi ziyarette bulunduğu sırada, patlak verip Azerbaycan – Rusya ilişkilerini allak bullak eden krizin nerelere kadar uzanacağını şimdiden kestirmek güç.

Rusya’nın ünlü Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, Azeri meslektaşıyla ortak basın toplantısında, diplomatik nezaket kurallarını falan hiçe sayarak haykırıyor:

-Bunu sineye çekmemiz mümkün değil, karşılıksız bırakmayacağız!

Memmedyarov ise durumu idare etmeye çalışıyor:

-Bir yanlışlık olmuş. Olay ilk bakışta görüldüğü gibi değil, araştırıyoruz.

Memmedyarov’un işin iç yüzünü araştırıyoruz lafları boş değil, İlham Alivey Baku’da resmi araştırmaların başlaması emrini çoktan vermiş bile.

Olaydan sonra bütün dikkatlerin üzerinde toplandığı, Azerbaycan TRT si Genel Müdürü Kamil Guliyev ise telaş içinde şu açıklamayı yapmış:

-Büyük olasılıkla belli çıkar çevrelerinin sebep olduğu bu olayın Rus ve Azeri halklarının kardeşçe ilişkilerini gölgelememesini samimiyetle umuyoruz.

Sevgili okurlar; ortalığı böylesine allak bullak eden, olayların iki ülke arasında müzakere konusu olan enerji alanındaki görüşmelerin çıkmaza girmesinden veya Dağlık Karabağ sorununun bir kez daha bölgede barışı tehdit eden silahlı bir çatışmanın eşiğine gelmesi yüzünden patlak verdiğini sanmayın sakın!

Bütün mesele “58. Eurovision Şarkı Yarışması”nda, Rusya’nın Azerbaycan’a 12 tam puan vermesine karşılık, Baku’dan; Rusya’ya çıkan oyların sıfırda kalması.

***

Olay iki ülke arasında trajediye mi, komediye mi yol açtı demek gerek bilmiyorum.

Ama Ruslar’ın bunu sorun yaptıkları, eski resmi , yeni fiili hegemonla iyi geçinmeye özen gösteren Azerbaycan’ın da son derece tedirgin olduğu kesin.

Bulunan uzlaşma formülü de şu: Aslında Baku’dan çıkan oy sayısı da 0 değil 10 imiş ama, GSM şirketleri üzerinden gönderilen oyların sayımında yanlışlık olmuş.

Şimdi bu yanlışlığın nasıl olduğunu araştırıyor, Azeri yetkiler.

Ortada gerçekten yanlışlık var, ama GSM şirkitlerinde mi, başka yerde mi bilmem.

İlk kez , Avrupa Ülkelerinin 1956 kendi aralarında başlattıkları Eurovision öyle pek ahım şahım bir müzik şenliği değil.

Yarışmanın sonucu ise katılımcı ülkelerin uzmanlar ve halktan oluşan iki jürisinin birbirleri için verdiği oylarıyla belirleniyor.

Görüyorsunuz, oylamada da hatır gönül, karşılıklı sempati, ön yargı , art niyet gibi ögeler rahatlıkla rol oynayabiliyor.

***

İlk kez1975 de katılmamızın ulusal bir olay kabul edildiği Eurovision ülkemizde başta büyük ilgi topladı.Ülke yarışmacısını belirlemek için yapılan eleme çok heyecanlı ve tartışmalı geçer, yarışma geceleri herkes ekran başına kilitlenirdi.

İlk yıllarda, kendi çapımızda yıldızlarımızla katılmamıza rağmen, bir türlü başarı elde edememiş olmamız, neredeyse AET ( o zamanlar AB AET idi) tam üyeliğimizin gerçekleşememesi gibi, ulusal bir felaket olarak yorumlanırdı.

Ne herkesin anglo sakson usulü pop müziği yaptığı, tercihen İngilizce “ırladığı” yarışmayı severdim, ne de ona toplumun verdiği önemin nedenini anlardım.

Küreselleşmeye başlayan kapitalizmin egemenliğinrde herkesin aynı tür düşünceyi paylaştığı, aynı markaları tükettiği, aynı tınıları dinlediği yeknesak ve totaliter dünyanın simgelerinden biri olarak gördüğüm Eurovision’u hep ibretle izledim.

Doğrusu ya, dün gazetelerde, Rusya ile Azerbaycan arasındaki olayı okuyana kadar da, bu yarışmaya atfedilen olağanüstü önemin bize özgü olduğunu sanır üzülürdüm.

Dün çok sevindim.

Sevinmemin nedeni, hamakatın hiçbir toplumun tekelinde olmadığının kanıtlanması.

Tabii arada kanıtlanan başka bir şey daha var: Demokrasi olmayınca, bir yarışmadaki juri oyları bile uluslararası soruna dönüşebiliyor, taraflardan hiç biri “basit bir yarışma ve saçma bir oylama” deyip, geçemiyor.

Neyse ki, bu durumlar evrensel.

Ahmaklığın evrenselliği bile teselli olduğuna göre, varın hükmedin halimiz nicedir!