AŞKA AŞIKTI, MOUSTAKİ…

Mevsimlere göre alçalan ve yükselen, ama derin, ama hızla akan köpüklü suları intihar girişimlerini hiç boşa çıkarmayan Seine Nehri’nin ortasında, Saint Louis Adası’ndayız.

Taştan oyulmuş kunt bir gémi gibi güven veren adanın kaptan köşkünde, nehre doğru bir divan, üstüne bir Türk kilim ve sereserpe bir sarışın, Işık Menderes yayılmış. Karşısında mavi gözlü bir erkek güzeli, Georges Moustaki ve yanında, en şuh kılığımla (çünkü kahramanımız KADIN sever) bendeniz…

Edith Piaf’ın, « Haydi gelin Milord, oturun masama, dışarısı yaman soğuk, burası ılık… Ama, ağlıyor musunuz yoksa ? » diye teselli ettiği terk edilmiş sevdalıyı bir şarkıyla ölümsüzleştiren ; Reggiani, Barbara, Dalida, Yves Montand ve daha onlarcasının sesine unutulmaz ezgiler yazan ve sonunda, kendi sesiyle dünyayı saran, sarsan, sarmalayan Georges Moustaki anlatıyor, ben yazıyorum, Işık Menderes de fotoğraf çekecek az sonra. Tabii ünü dünyayı tutan ve Saint Louis adacığının “spesyalitesi” Berthillon dondurmalarımızı yiyip, kahvelerimizi içtikten sonra. Tutku Meyvesi (Passion) ve çikolatadan oluşan dondurma çeşnisi çok lezzetli, ama asıl tadına doyulmayan Georges’un sohbeti.

***

Bilmem Fransızca bilip de Moustaki’nin şarkılarını dinlememiş, dinleyip de aşık olmamış bir kadın var mıdır dünyada? Özellikle, o feleğin çemberinden geçmiş, ama doymamış erkek sesiyle: “Yaban yüzüm/Ve serseri Yahudi/Ve Rum çoban suretimle/Yirmi yaşlarını içmeye geldim senin…” diye çağırdığı zaman.

Şarkıcı, besteci, güfteci, ressam, tiyatro ve roman yazarı mı dediniz? Georges Moustaki bunların hepsi. Mısırlı, Yahudi, Yunanlı ve Fransız olunabilir mi? Moustaki, hepsi. Altmış yedi yaşında motosiklet binilir ve pinpon şampiyonluğuna oynanır mı? Evet, Moustaki, hem de çok süratli. Üstelik, kadınları ve aşkı hiç ıskalamayarak.

***

“Çok güzel bir kadındı. Fas’ta bir konserden sonra kulise geldi. Başlangıçta geçici bir ilişkiydi. Filistin yanlısı Faslı bir örgüt üyesi.

Tanışmamızdan üç gün sonra, İsrail’e eylem yapmaya gitti. Yani teröristti. Ama davasını haklı buluyordum. Eğer İsrail’de tutuklanmamış olsaydı, kuşkusuz bir daha görüşmeyecektik. Eğer suikast yaptıktan sonra yakalansa ve cinayet işlemiş olsa, eline kan bulaşsa, sanırım sevemem, uzaklaşırdım. Ama planlanan suikastı gerçekleştiremeden yakalandı. Ve ben ona her gün mektup yazmaya başladım. Aşkımız, İsrail Ramaley kadınlar hapisanesiyle Paris arasında gidip gelen mektuplardan doğdu.

Onu bir an için bile olsa görebilmek, ona dokunabilmek için Fransa ve İsrail’de kimi tanıyorsam araya sokup, dışişleri bakanlıklarını seferber ederek, Ramaley hapisanesinde bir konser tertipledim. Şimdi pek çok sanatçı hapisanelerde konser veriyor, ama sanırım dünya cezaevi tarihinde ilk konseri ben, onun için verdim. Adı, Nadya’ydı. Çağıran demektir, Nadya. Şarkılarımı onun gözlerinin içine söyledim. Derken konser bitti, yalnızca elini sıkıp yanağından öpebildim. O kadar.

Doyurulmamış bir özlem içinde arkasından bakarken Nadya’nın, İsrailli kadın baş gardiyan yanıma geldi ve: ‘Mösyö Moustaki, burada bir kadını öperseniz, tüm kadınları öpmeniz gerekir, yoksa isyan çıkar!’ dedi. Yüzlerce kadın tutukluyu kucaklamak zorunda kaldım…”

***

İskenderiye doğumlu, Yunan yurttaşı, ama Yahudi Georges Moustaki’ye, Arap aşkı Nadya’nın İsrail’e karşı bir terörist örgütten olmasının, kendisini rahatsız edip etmediğini sordum. Ne de olsa onun ülkesi sayılırdı, İsrail. “Sahici bir vatanım yok benim,” dedi. “Ne ülkem var, ne de dinim. İllaki kimliğimi sordukları zaman, Osmanlı İmparatorluğu’ndan gelen bir Akdenizliyim, diyorum.”

Eğlenmek için ömür boyu, dinlenmek için ölüm boyu zamanımız vardır.

GEORGES MOUSTAKİ

«G» NOKTASI

Herşey başlarken denizlere açılınan limandır, aşk. Herşey bittiğinde, sığınılacak liman. Aşk, tanrıdır yaratan ve yıkan.

Canın tam ortasındadır aşk, kenarlarına oya işlemeleriyle tutturulur, yaşam… Kimileri ortaya asar yüreğini, kimi oyalarına asılır, tutunabilmek için.

Georges Moustaki, aşkın ortasına çengellemişti yaşamını. Kime aşık olduğu değil, aşık olması önemliydi, şiirlerini ve şarkılarını yazabilmek için aşk, ona havadan, sudan daha gerekliydi.

Üstelik, adam gibi adamdı Moustaki. Cesur, dürüst, cömert ve iyi. Onu tanımak, tanıyanı insanlıkla barıştırır, korkak ve çapsızları bağışlatırdı.

Yanda birinci bölümünü okuduğunuz röportajı, onunla 2001 yılında yaptım. 79 yaşında « dinlenmeye » çekilen bu güzel insanı tanımış olmanın salt mutluluğunu değil, onurunu yaşadım.

Georges Moustaki, Akdeniz havzasının bir başka "mavi gözlü dev"iydi. Mavi gözlü devlerin biçimleyip yaşanılır kıldığı bu coğrafyaya bir başka delikanlı daha doğar mı, bilmiyorum. Bildiğim tek şey, gökyüzü karardığında göze görünen yıldızlara bir yenisi, Georges Moustaki’nin ışığı eklendi.