ESKİŞEHİR’İN RANTI

“Bir ben vardır benden içeri” diyen Yunus Emre’nin diyarındayım ve karşımda “bir ben var benden dışarı”.

Evet orada bir ben var benden dışarı, öyle duruyor karşımda.

Mine Soruyor:

-Ne dersin sence benzetebilmiş mi?

-Yaratan bir şeye benzetememişse, yaratılan ne yapsın ki, diye yanıtlıyorum.

Gerçekten de, sanatçının benden bir Brad Pitt çıkaracak hali de yoktu ya.

Haa Brad Pitt mi? O da orada otuz metre ötede duruyor, hareketsiz ama capcanlı.

Eskişehir Odunpazarı evlerinin orada Anadolu Üniversitesi’nin efsanevi eski rektörü, Eskişehir’i Yeni – Eskişehir yapan, mucize Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in yaptığı balmumu heykellerin sergilendiği, Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi’ndeyiz.

Yılmaz Bey yoğun yaşamı içinde, heykel yaparak, dinlenmiş ve Eskişehir’de Türkiye’ye bir ilk daha kazandırmış.

Nedense, gidişlerimden birinde benim de kalıbımı almış ve müzede bana da bir yer vermiş.

Herhalde onun kentinin bendeki müstesna yerinin doğurduğu ortak Eskişehir sevgimiz dolayısıyla olmalı.

Sağ olsun!

***

İnsan karşısında kendi dışında kendini görünce bir tuhaf oluyor.

Benim dışımdaki bana bakarken, Andre Malraux’nun İnsanlığın Hali romanında, kahramanın kaydedilmiş kendi sesini ilk kez “dışarıdan “duyarken hissettikleri geliverdi aklıma.

Ertesi gün haber, fotoğrafıyla birlikte gazetelerde çıkınca oğlum Devrim telefon edip sordu:

-Baba sana daha önce artık müzelik olduğunu söyleyen oldu mu hiç?

Gel de cevap ver bakalım! İçime oturdu ama aldırmadım. Eskişehir’in tadını çıkarmayı sürdürdüm.

Çocukluk anılarımın kenti, çocukluk yıllarımı ve sevdiklerimle özdeşleşmiş Eskişehir’de her zaman yeni yeni şaşırtıcı mutluluk vesileleri bulurum.Bu defaki Mumya Heykeller Müzesi ile birlikte Barlar Sokağa oldu.

Gençlerin ölçüyü kaçırmadan neşeyle eğlendikleri Avrupa başkentlerinkileri andıran o sokakta gördüm ki, bir Türkiye’nin yanında bir başka, bu defa güler yüzlü Türkiye daha var.

Eskişehir anılarımı barındırmasına karşın, beni geçmişe değil, hep geleceğe götürüyor.

Çünkü orada, eskiyi bilerek, değerlendirerek, geleceğe yönelen bir yeni şehir yaratılmış, geçmişe kaçıp sığınmak için değil, geleceğe yönelmek için bakabiliyorsun..

***

Kentteki ilgi odaklarımdan biri de, çocukluk yıllarımdan bildiğim, futbol kritiği yazdığım dönemde gidip Birkaç kez Eskişehirspor maçlarını izlediğim Atatürk Stadı.

İstasyon Odunpazarı aksı üzerinde kurulu ve artık kentin merkezinde kalmış olan Atatürk stadı yıkılacak, Ankara, Sazova Parkı’nın karşısındaki araziye yeni stad için ilk kazmayı vurmuş bile.

Stad’ın yenilenmesine gerek var mıydı? Olduğu yerde genişletilmesi mümkün değil miydi? Bütün bunlar gerekliyse, Belediye’nin öngördüğü şekilde Olimpiyat kompleksi içinde, sivil havalanına yakın bir yerde yapılamaz mıydı?

Bunları tartışmak artık belki de geride kaldı.

Ama stat yıkılacaksa, yerine ne yapılacağı sorusu uzun uzun tartışılması gereken bir konu.

Stadın yeri Eskişehir halkının. Eskişehir’i Eskişehirliler’e armağan eden, Yılmaz Büyükerşen, oraya bir kent meydanı yapılmasını öneriyor, halk da bunu destekliyor.

Bir belediyenin kentin rantını, rantiyelere tahsis etmeyip,, kentlilere döndürmesi pek sık rastlanan bir olay değil. “Eskişehirliler bu bakımdan şanslı” diyeceğim ama diyemiyorum.

Çünkü TOKİ buralara gökdelenler plazalar yapmak üzere göz dikmiş, Eskişehir’in meydanını Eskişehirliler’in elinden almaya çalışıyor.

“Aziz Eskişehirliler, Sevgili manevi Hemşehrilerim, kent meydanınıza sahip çıkın ne olur!” diye haykırmak geliyor içimden.