İKTİDAR GÜDÜMÜNDE SANATA HAYIR!

Sanat dünyası ayakta, sanat dünyası isyanda…

Türkiye Sanat Kurumu’yla ilgili yasa tasarısına ilişkin haberleri günlerdir gazetemizde okuyorsunuz. Bu tasarı Cumhuriyetin armağanları olan sanat kurumlarımızı, yani Devlet Tiyatroları’nı, yani Devlet Opera ve Baleleri’ni yok edecek. Önceki gün “İnadına Çokseslilik” yazımda başlamıştım, bugün sürdürüyorum:

Eğer tasarı bu haliyle Meclis’ten geçerse, Devlet Tiyatroları belki yok olmaz ama iki gün önce manşetten duyurduğumuz gibi Başbakan’ın tiyatrosu olur. Çünkü karar verme yetkisini elinde tutacak olan Türkiye Sanat Kurumu (TÜSAK) Bakanlar Kurulu tarafından atanıyor. 11 kişilik bir kurul bu. Başbakan’ın emrinde. Mali açıdan, plan bütçe, harcama ve denetimde Başbakan’a karşı sorumlu! Teşekkürler, almayayım!

Eğer tasarı şimdiki haliyle Meclis’ten geçerse, Devlet Opera ve Baleleri’nin varlığını sürdürebileceklerine inanmıyorum. Çünkü daha yeryüzünde kendi yağıyla kavrulabilen bir opera ve bale kurumu olmadı! Gişe geliriyle ya da özel sektörden gelecek destekle Devlet Opera ve Baleleri ayakta duramaz! Tasarıda vurgulanan “Başbakan tarafından ihtiyaca binaen diğer kaynaklardan yapılacak transferler” sözü de kusura bakmayın bana hiç güven vermiyor!

Şimdiki sistemde düzeltilmesi gereken sayısız nokta var. Ancak izlenecek yol bu değil. İzlenecek yol, önce sanatçıya, yaşamlarını tiyatroya, müziğe, operaya, baleye adamış insanlara, bu işin uzmanlarına, mesleğin temsilcilerine söz hakkı tanımak… Yapılması gereken ilk şey onların görüşlerini almak… İzlenecek yol, sanatçı kurumlarından, kuruluşlarından, temsilcilerinden özerk bir kurul oluşturmak.

Diyeceksiniz ki bu ancak özgür bir ortamda, iktidarın sanata ve sanatçıya saygı ve sevgi duyduğu bir ortamda sağlanabilir… Evet haklısınız…

İktidar güdümlü sanata “Hayır” diyen bizler, bu ortama kavuşuncaya dek güç birliği oluşturmak, ortak tavır almak ve mücadeleyi sürdürmek zorundayız.

***

Mustafa Şerif Onaran’ı yitirdik. Edebiyat kültürümüzün bir çınarı daha devrildi. Hoca, eleştirmen, yazar, şair, her daim yeniliğe, gençliğe açık, özgür düşünceye tutkun, edebiyat uğraşını sanatın çeşitli alanlarıyla bütünleyen bir aydın… Sanat Dergisi’nin ilk günlerinden (1972) beri tanıdığım, bilgisini, ilgisini, katkısını cömertçe paylaşmaktan geri kalmayan, son zamanlarda Cumhuriyet Kitap’taki yazılarına dek hep yararlandığım bir büyüğüm… Emre Kongar’ın da vurguladığı gibi, gülümsemesi yüzünden hiç eksik olmayan bir usta… Işık içinde uyusun. Tüm yakınlarına, sevenlerine sabırlar diliyorum…

Çok sevdiğim, şarkılarıyla ilk gençliğimde beni çok etkilemiş olan ozan/şarkıcı Georges Moustaki birkaç gün önce 79 yaşında aramızdan ayrıldı. “La Meteque” (Pis Yabancı), “Ma Liberté” (Özgürlüğüm), “Ma Solitude” (Yalnızlığım) adlı şarkıları kalbimde; onunla paylaştığım anlar anılar aklımda kaldı. Yerim bitti, yazısı sonraya kaldı.