KÜRT TRENİ

Geçtiğimiz haftanın son işgünü (24 Mayıs 2013) İstanbul’da Swisotel’de basına kapalı özel bir toplantı yapıldı. Geniş bir masanın çevresinde 70 kişi toplanmıştı. Sabahtan öğlene kadar ikişer konuşmacılı dört sunum yapıldı.

Davet sahipleri olarak Osman Kavala, Ahmet Şık, Özgür Mumcu, Ahmet Saymadi, Canan Kaftancıoğlu, Zeynep Altıok ve Mehmet Karlı görünüyorlardı. Bir süre önce ortak bir metin hazırlayıp imzaya açan bu ekibin düzenlediği toplantının iki önemli konuğu vardı:

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgürlük ve Dayanışma Partisi Eş Başkanı Alper Taş!

Şimdi geliyorum toplantının başlığına:

“Kürt Sorunu İçin Atılması Gereken Adımlar Toplantısı.”

Bu başlıkla yapılan bir toplantıda CHP Genel Başkanı’nın yer alması başlı başına olumluluk arz ediyordu. Bir de bu toplantıda hazır bulunanların büyük çoğunluğunun sol, sosyalist, komünist kökenli olmalarını da eklersek sol cenahta yer alan bir kitle partisi CHP’in Genel Başkan düzeyinde burada yer almasının değeri daha iyi ortaya çıkar.

CHP’nin yükseliş yılları olan 1973-1980 arasında Türkiye’deki bütün sol siyasi hareketlerin bu parti içinde varlıkları hissediliyordu. CHP Türkiye solunun şemsiyesi gibiydi. Sol siyasetlerin CHP içinde milletvekilleri bile vardı.

Bu yapı önce Bülent Ecevit’in özel gayretiyle bozulmaya başladı. 12 Eylül’den sonra ise bir ara Sosyal Demokrat Halkçı Parti’de (SHP) eksik-gedik sürdürülebildi. Sonra gelen Baykallı dönemde CHP tamamen Tek Parti dönemine döndü. Devletin partisi olarak devam etti. 1999 Genel Seçimlerinde de yüzde 10 barajının altında kalarak tarihi bir hezimet yaşadı.

Uzun yıllar sonra CHP sosyalistlerle bir masanın etrafında bir araya gelebildi. Kürt Sorunu gibi Türkiye’de demokrasinin bel kemiği halindeki meseleyi tartışabildi.

Toplantının içeriği çok zengindi. Mesela Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu şu ikileme dikkat çekti:

A-Dine göre mi insan hakları belirlenecek?

B-İnsan hakları ve inanç özgürlüğüne göre mi, din dikkate alınacak?

Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın artan etkisini başlı başına bir sorun olarak görüyordu.

Prof. Dr. Ayşe Buğra toplumdaki CHP algısıyla ilgili olarak önemli bir ipucu verdi. Buğra, “Ben ne zaman CHP’den söz etsem şöyle uyarılar alıyorum” dedi:

-Her halde bana CHP’nin sosyal demokrat bir parti olduğunu söylemeyeceksin!

Toplantıdaki en dikkat çekici sunumu Tilburg Üniversitesi öğretim üyesi dil bilimci Prof. Dr. Kutlay Yağmur yaptı:

-Dünyada 6800 dil var. Bugün yaygın olarak 200 dil konuşuluyor. Devletlerin büyük çoğunluğu azınlık dillerini sorun olarak görüyorlar!

Kutlay uzun süre yaşadığı Avustralya için “dili kaynak olarak gören devlet” tanımını yaptı:

-Avustralya’da öğrenciler anadilleri dışında zorunlu olarak 70 dil arasından bir dil daha öğrenmek zorundadır. Bunları Yunanca ve Türkçe de dahildir.

Bu sütun bütün toplantıyı özetleyeme elverişli değil. Ama içerik ve biçim açısından “tarihi” niteliğe sahip olduğu tartışılmaz bir toplantı oldu.

Özellikle “Barış Süreci” olarak anılan son dönemde hareket halindeki siyasi bir ulaşım aracına da benzetilebilirdi:

-Kürt treni!