DİNCİ FAŞİZMİN ŞİFRELERİ ÇÖZÜLÜRKEN

Olabilecekler bazılarımız için en başından, diktatör taslağının belediye başkanlığı döneminden belliydi…

Fakat artık taslak tamamlanıyor, herkesin görebileceği bir açıklıkla gerçek kimliğine bürünüyor.

Dinci faşizm olanca açıklığıyla gözler önüne seriliyor…

***

Önce şu dinci faşizm kavramı üzerinde duralım…

Bilimsel olmayan herhangi bir düşünce yöneticilik tasladığında kaçınılmaz olarak faşizme dönüşür.

Din böyle bir şeydir.

Kişisel inanç olarak kaldığı sürece sadece kişiyi bağlar.

Toplumu yönetmeye kalktığında adı faşizmdir.

Çünkü soru sorulması, kuşku duyulması yasaktır.

Tartışmaya, eleştiriye, irdelenmeye kapalıdır.

Kanıta gereksinimi yoktur. Kanıt kendisidir.

Ülkemiz her geçen gün değil her geçen an, dinci faşizmin mengenesinde biraz daha sıkıştırılmaktadır.

Nereye kadar?

Erich Fromm’dan bir çıkarsamayla yanıtlayalım:

Boğulana ya da isyan edene kadar…

***

Alkol yasağından önceki büyük adım eğitimin dinselleştirilmesiydi.

Okul öncesi çağındaki çocuklara, merak etmeyi, soru sormayı, doğa sevgisini, araştırma duygusunu, ana dilin tatlarını duyumsatıp öğretmeden önce, taptaze beyinleri herhangi bir dinsel inancın doğmalarıyla doldurup karartmak, o çocuklara ve ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür.

Dinci diktatörlük, yargının ve karşı çıkmayan herkesin suç ortaklığıyla, bunu yapmayı başardı…

Alkol yasağı, bunu izleyen ikinci bir adımdır.

Alkol yasaklanmadı ki, satılmasına sınır getirildi diyecek sığ akıllar olabilir.

Bu gibiler herhalde evlerde de içki içilip içilmediğini denetleyecek ahlâk polisleri gündeme gelinceye kadar uykularına devam edecek, belki de hiçbir zaman uyanmayacaklardır…

Birkaç gün önce, yanılmıyorsam Kemal Okuyan’ın Sol’daki köşesinde okumuştum.

Oralarda yaşayanlar ya da gezip görenler biliyor, ülkemizin bir çok yöresinde alkol zaten yasa olmadan da yasaklanmış gibiydi…

K. Okuyan çok doğru olarak, yasağın daha çok sahil kentlerini, turizme açık bölgeleri, İstanbul’u, İzmir’i hedeflediğini saptıyor…

Bu yöreler, İstanbul, İzmir, dinci faşizmin yasa adı altındaki yasaklarına boyun eğecek mi?

Yine boğulmak ve isyan etmek ikilemi karşısındayız…

İnsan haklarına, ülke çıkarlarına aykırı bir yasa, hukuksal değer taşıyabilir mi?

Ülke yönetiminde dinin gereklerini yerine getiriyorum diyen adam, günümüzün dünyasında ve Türkiye’sinde yasa koyucu kimliği taşıyabilir mi?

Kafatasının içinde ortaçağ beyni taşıyan kişi, daha ne kadar süre hüküm sürmeye devam edecek?..

***

Bugünkü siyasal iktidara yöneltilen başlıca eleştirilerden biri de, iktidarları süresince tek bir fabrika kurmadıkları, olanları da satıp savdıkları,elden çıkardıklarıydı…

Bu konuya da Ali Sirmen Cumhuriyet’teki harika yazısıyla açıklık getiriyor:

“… hızla dini totalitarizme doğru yol alan Erdoğan diktası, ekonomik olarak üretime dayanmamakta, bu değirmenin suyu üretimden değil, yağmadan, talandan gelmektedir…” (“Diktanın Tabanı İstanbul’un Talanı”, 30 Mayıs 2013).

Yazının bütününde, reddedilemeyecek bir açıklıkla, küresel kapitalizmin egemenleri ve içerideki işbirlikçilerince, ülkenin nasıl yağmalanıp talan edildiği, gecekondularda yoğunlaşmış kitlelerin de bu yağma ve talandan nasıl nasiplendikleri gözler önüne seriliyor…

***

AKP yönetiminin, başındaki diktatörün, dinci faşizmin çözülmedik hiçbir şifresinin kalmadığı rahatlıkla söylenebilir.

Muhalefetteki siyasi partilerden MHP keskin söylemlerine rağmen en kritik anlarda AKP destekçiliğini sürdürmekteyken ve belli ki sürdürecekken, BDP ve Kürt muhalefeti ırkçılığa ve kısır bir ulusçuluğa sıkışmış olarak dinci faşizmin yanında yer alıyor…

Umudumuz CHP’nin iç tıkanıklığını aşması; solundaki siyasi partilerle, yükselmekte olan kitle hareketleriyle, emekçilerin ve gençliğin enerjisiyle açık yürekli, gerçekçi eylem birliğini sağlayarak, söylemde ve eylemde asla geri adım atmaksızın, uzlaşmacı ve korkak davranmaksızın, ülkemizi içinde boğulmakta olduğu pislikten, bataklıktan çıkarmasıdır…

Ben bu konuda umutlu olanlardanım…