GENÇLER!

Biraz daha açarsak, yirmili yaşların çevresindekiler… Yani çok gençler! İlla ki isim istiyorsanız da “genç kadınlar” derim.

Politik olarak şimdiye kadar her hangi bir yapının içinde yer almamışların çoğunlukta olduğu direnişçilerin en belirgin özelliğiyse “Korkusuz” olmalarıydı!

Siyasi angajmanları olmadığından istedikleri gibi davranıyorlardı. Polisin şiddetine karşıysa alabildiğine korkusuzdular. Büyük yazar Nikos Kazancakis’in Girit’teki mezar taşına yazılı sözleri oradan uçmuş Taksim’deki gençlerin ruhlarına sinmişti:

-Hiçbir şey ummuyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm!

Gençlerin ruhlarındaki özgürlük coşkusu ve korkusuzluk halleri önce Taksim’in çevresine yayıldı, sonra İstanbul’u kapladı. Oradan da dalga dalga Türkiye’nin diğer kentlerine yayıldı.

Kaba iktidar gücü, polis-asker şiddeti, otorite, zorbalık karşısında anında geri basmasıyla ünlü milletimizin makûs talihi de özgür gençler sayesinde 31 Mayıs-1 Haziran gecesi değişti.

Toplumsal mücadeleler tarihine altın harflerle yazılacak 31 Mayıs’ı 1 Haziran’a bağlayan geceyi yanımda adımı ve soyadımı taşıyan bir gençle birlikte yaşadım. Taksim’de yediğimiz biber gazına aşina halde Kazancı Yokuşu’nun dibinde bekliyoruz. Yukarı doğru çıkış yapmak için uygun vaziyet arayan gençlerin cesaretini hayranlıkla izlerken yanımdaki genç adam uyardı:

-Hadi tak maskeni, gaz geliyor Baba!

O sırada gelen motosikletli genç adam mevzi bilgisi veriyordu:

-Buradan Taksim’e giremezsiniz arkadaşlar, Cihangir’e Alman Hastanesi’ne gelin, toplu olarak çıkacağız!

Cihangir’de toplananların ağırlığı yine genç kadınlar ve erkekler oluşturuyor. Taksim Hastanesinde Ahmet Şık yatıyor. Eşi Yonca’nın telefonundan ulaşıyorum. Sabah kafasına gaz fişeği yedi Ahmet! Ben ona nasıl olduğunu soruyorum o bana “dışarısı nasıl abi?” diyor!

Anlatıyorum. Başındaki yara yerinin ağrısı uyutmuyormuş, beni dinledikten sonra şöyle diyor:

-Korku çemberi parçalandı! En önemlisi bu…

Hastanenin bahçesinden “Taksim’e çıkma” safları arasına giriyoruz. Bu sefer havadan biber gazı iniyor. Çevredeki kafe-restoranların servis tezgahlarında minik içki bardaklarına ilaçlı su süt karışımı servisi yapılıyor.

Bu ancak felaket anlarındaki yardımlaşma-dayanışma ile kıyaslanabilecek bir durum…

Telefon ve fotoğraf makinesinin batarları bitiyor, çevrede yaşayan bir dost evine gidip takviye yapıyoruz. Saat: 03.00 olmuş. Artık “geceyi burada bitiririz” diye düşünürken yanımdaki genç adamın telefonuna yeni bir bilgi geliyor:

-Beşiktaş’a gidelim Baba! Çok kalabalıkmış…

Yürüyerek Cihangir-Beşiktaş etabını tamamlıyoruz. Burada daha farklı bir kitle var. Eşi ve ortaokul öğrencisi iki çocuğuyla Levent’ten geldiğini söyleyen adama soruyorum:

-Kaçta geldiniz buraya?

-23.30’da evden çıktık, 00.30’da vardık.

-Ne için bekliyorsunuz?

-Taksim’e çıkacağız!

O gece yaşarken görüyoruz ki, bu eylem “devrim” niteliğinde bir toplumsal gelişme olarak kabul edilmelidir. Eylemin ortasında cesur bir yürek olan, korkusuz genç insanlar vardır.

-Taksim baharı gençliğin zaferidir!

Taksim’de aynı otel!

Aklıma 1 Mayıs 1977 geldi. Bu Kazancı Yokuşun başında ne kadar çok insan kaybetmiştik. Sonra The Marmara Oteli… Üç dört saat önce altındaki kafeye sığınmıştık alandaki biber gazından kaçarken. Kapalı mekanlarda gazdan korunmaya çalışmak seçeneklerin en kötüsüydü. Gaz ile nasıl ölünür? Bunun provasını yaşıyorsunuz. Gözleriniz yanıyor, kapatıyorsunuz bu sefer daha fazla yanıyor.

Gırtlağınız kuruyor. Genziniz yanıyor. Yanınızdaki gencecik kızlardan biri kusmak için öğürüyor, başaramayınca ağlıyor. Bu cehennemden çıkıp gitmek en iyisi… Ama dışarıda yine biber gazı atılıyor.

1 Mayıs 1977’de bu otelden –o zaman adı İntercontinental idi- üzerimize kurşun yağdırılıyordu. Aradan 36 yıl geçti. Şimdi de otelin içinde boğularak ölme hissini yaşatıyorlar!

Acilen polis eğitimi

Taksim Gezi Parkı eyleminde polisin eğitimsizliği bir kez daha ortaya çıktı. Polisler çok hızlı biçimde eğitime alınmalıdır. Mümkünse dışarıdan hoca getirilmeli… Onlara denilmeli ki:

-Siz iktidardaki siyasi partinin militanı değilsiniz, devlet memurusunuz! Bu yüzden siz katiyen “karşıt görüşlü” gibi davranamazsınız!

Böylesi bir seminer düzenlenebilirse İçişleri Bakanı ve hatta Başbakan da böylesi bir fırsattan istifade ettirilmelidir!