ULUSUN BAŞBAKANA SESLENİŞİDİR

Bu yazıyı Cihangir’de, baba yadigarı yemek masamın üstünde yazıyorum. Açık pencerelerden Taksim’e yürüyenlerin ıslıklarına, alkışlarına eşlik eden komşuların çaldıkları tencere tava gümbürtüsü; televizyondan Başbakan’ın sesi geliyor. Söyledikleri, gerçeklerden ne kadar kopuk, ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Başbakan, olaylara tamamen “fransız”.

Sansürlediği medyayı izlediğinden, olanlardan hiç bir şey anlamamış, başlayan halk hareketine yüklediği tüm anlamlar yanlış, gösterdiği tüm nedenler kof.

O denli kopuk ki gerçeklerden, düşünün ki CHP’ni sorumlu tutuyor, Taksim’de başlayan sivil direnişten. Keşke haklı ve CHP’nin böyle bir halk hareketini başlatacak gücü, dirayeti, cesareti olsaydı, AKP zaten iktidarda kalamazdı!

***

Başbakan Erdoğan, dediğim dedik diye yönettiği bu ülkede insanların, hatta kendi partisine oy veren insanların bile onun dayatmacılığından bıktığını ; özgürlüklerini her gün biraz daha budamasından gına getirdiğini, her gün biraz daha köşeye sıkıştırılmaya, susturulmaya ve yiyeceklerinden içeceklerine, yapacakları çocuk sayısından neyi düşüneceklerine, tüm yaşamlarına karışılmasına artık yeter dediklerini, katiyen anlamadı. İnsanların, yaşadıkları kenti artık tanıyamamaktan acı duyduklarını, Başbakanın keyfine göre dizayn ettiği, yapımını emredip direttiği AVM’lerinden de, gökdelenlerinden de sıkıldıklarını, yaşadıkları çevrenin rant uğruna talan edilmesinden yorulduklarını, hiç mi hiç farketmedi!

Başbakan Erdoğan, bir hayal dünyasında yaşıyor. Ormanlar dikmişmişlermiş. O ormanları nereye diktiler, ben bilmiyorum. Ama sonuncu orman kıyımının da 3. köprüyle yapıldığını biliyorum. Eğer bir orman kalırsa da, kendi arabası geçerken trafiğin saatler boyu kilometrelerce kilitlendiği 17 milyonluk İstanbul’da kim, kaç saatte, hangi araçla ormana gidip soluklanabilir, düşündü mü hiç? Bu kadar büyük bir kentte, merkezde yaşayanların da çocuklarını hava almaya çıkaracakları, banklarında oturacakları, soluklanacakları kaç park kaldığını biliyor mu, acaba? Söyleyelim: Birkaç Osmanlı köşkünün girişi paralı parkları ve kendisinin de dahil olduğu milyoner ve milyarder zenginlerin özel mülkü bahçeler dışında hiç mi hiç yeşil alanı kalmadı bu koca beton denizinin ortasında, kent merkezinde.

***

Başbakan Erdoğan, kendi seçimlerini ve değer ölçülerini zorla dayattığı, herkesin her işine bizzat karıştığı bu ülkede huzur da, rahat da bırakmadığını göremedi, göremiyor.

Bu ülkenin yarısının, onun tercih ve önceliklerini, gerek insanlık, gerekse toplumsal yaşamda onun ölçülerini paylaşmadığını kabul edip saygı gösteremedi. Bir ülkenin tamamının, bir yarısının dayatmasıyla yönetilemeyeceği gerçeği, ezilen ve küçümsenen ötekinin gururunu bizzat yaralamak, umurunda bile olmadı.

Bilemedi ki Başbakan, İstanbul’da –güya- AKP’nin çoğunluk oy aldığı Beyoğlu ve Taksim, uygar ailelerde özgür yetişmiş çocuklar kadar, onun gibi mutaassıp ve yoksul çevrelerden gelen varoş gençlerinin soluk alabildikleri, komşuları görmeden el ele tutuşabildikleri, konuşup yürüyebildikleri yegane ortak mekandır.

***

Ve geçen Cuma gününden beri o beton denizinin ortasında biber gazı, biber gazı stokları bittikten sonra da öğürten, kusturan ve daha kimbilir hangi yan etkileri olan bilinmedik bir gazla sulanan halkın ezici çoğunluğu, Başbakanın sanrısının tam tersine, hiç bir ideolojik tercihleri olmayan, silahsız, külahsız, masum gençlerden oluşuyor. Aralarında, bir ağaç altında soluk almak isteyen, beton denizinde boğulduğunu dile getiren nineler, dedeler, anneler, babalar var. Halk hareketi budur. Kitle hareketi budur. Bir istekleri var: Taksim’i nasıl tanıdılarsa öyle istiyor, devasa bir beton denizinin ortasında cücük gibi kalan o minicik Gezi Parkı’na dokunulmasın, diyorlar. Ne bir kışla müsveddesi kondurulsun istiyorlar yerine, ne de artık gına getirdikleri bir AVM daha, ortasına.

Dün geceden beri yaşananlar, Ulusun Başbakana seslenişidir.

Eğer Başbakan, zaten hiç bir hakkını saymadığı, yok saydığı insanların, bu son ve artık bir “yetti gayrı”yı ifade eden mesajını doğru algılamaz, olayları olmayan ideolojik güdümlerle odaklara dayar, üstüne bir de çakma kışla yapmakta diretirse ; iş gerçekten çığrından çıkar, nereye varacağı da bilinmez.

Despotlar terör estirmeye başladığında, rahat uyuyabilirsiniz. Tünelin ucu görünmüştür.

STANİSLAW JERZY LEE

“G” NOKTASI

Olayların başlangıcından beri ortasındayım. Polisin, halka ancak bir düşman ordusuna yaraşır bir şiddet ve vahşetle saldırdığını gördüm.

Sigarayı yasaklayanlar, Cuma sabahından beri biber gazı solutuyorlar, halka.

Naziler de Yahudilere böyle yapmıştı. Şükredelim ki halimize, memlekette ölüm cezası, AKP’den önce kaldırılmıştı. Yoksa bu polis, zaten ne bulursa sıkıyor, biber gazı bittiğinde Sarin gazı verseler sıkardı halkın üstüne.