‘AKLIMI DEĞİL, SİSTEMİ DEĞİŞTİR’

O gençler, o çapulcu gençler aslında yalnız AKP iktidarına değil, bize de, hepimize ders veriyorlar.. Ve bunu anlayabilmek için öncelikle Gezi Parkı’na gitmeniz gerek. Orada kendi kurdukları düzeni gözlerinizle görmeniz gerek. “Aklımı değil, sistemi değiştir” yazılı pankart aslında çok şeyi anlatıyor. Kendi oluşturdukları revirleri, mutfakları var… Yiyecek, içecek, gaz maskeleri, ilaçlar.. Halkın Yemek Hanesi’nde isteyenlere 24 saat yemek dağıtılıyor. Tabii ücretsiz. AVM Devrim’de de keza her şey ücretsiz. Gençlere destek vermek isteyenler elleri kolları dolu poşetlerle geliyorlar parka, oradaki gençlere teslim ediyorlar. Talepleri sadece Gezi’nin ağaçları, o geniş alanın yeşil park olarak kalması değil. Paralı eğitime, dershanelere, sınav sistemine de karşı onlar… Kentsel dönüşüm adı altında yapılan talana da… İnanılmaz bir espri ile donatıyorlar pankartları. Kimi zaman da “Ayyaşın torunlarıyız” diye zıplıyorlar birlikte… Yok sakın “zıpırlar ne olacak” diye düşünmeyin. Önceki gün akşam hepimiz meydanı dumana boğan gaz bombasını yemeden hemen önce bir grup “Plaza Çapulcuları” yazılı pankart ellerinde, yürüyorlardı. İşlerinden çıkmış, takım elbiseli, beyaz yakalılar… Atölye çalışmaları da yapılıyor, parkta sabah saatlerinde yoga da… Herkes alabildiğine özgür ve herkes bir o kadar mutlu… Ve tabii büyük bir özenle toplanıyor sürekli çöpler, atıklar… Kitaplar var geceledikleri battaniyelerin üzerinde. Borges, Kundera… Okuyorlar ve bol bol sosyal medya ile paylaşıyorlar yaptıklarını. Hani şu Başbakan’ın baş belası twitter ve facebook ile…

İtiraf edelim ki, bizim yapamadığımızı gençler yaptı… Üstelik toplumun her kanadını kucaklayarak.. Hiçbir bayrak, hiçbir siyasi söylem altında toplanmadan. Başbakan Erdoğan’ın 10 yıldır her gün her saat televizyonlardan öfke kusan demeçlerine, “ben yaptım, oldu” tavrına, AKP’nin sürekli kendi yaşam tarzını topluma empoze etmesine karşı biriken öfke sokaklara, caddelere taştı, hâlâ da taşıyor ama bunun yanı sıra Gezi Parkı’nda gerçekten başka şeyler de yaşanıyor. Peki Türkiye’nin hani o sürekli “umutsuz”, “umarsız“, “bencil” diye tanımladığımız gençliği nerde hani? Şimdi karşımızda “Bu düzeni biz değiştirebiliriz?” diyen demir yürekli bir Türkiye gençliği var. Gezi Parkı’nın ağaçlarına Roboski’de, Reyhanlı’da ölenlerin isimlerini veriyorlar.

Tamam daha ilk günler ama sanki bir dönemin o coşkulu “68 ruhu” artık“2013 ruhu”na dönüşecek gibi geliyor bana. Ya da buna inanmak istiyorum. Ve tarihe yazılmasını hayal ediyorum “2013 ruhunu Türkiye gençliği başlattı”sözlerinin.

İnsan olmaktan, bu ülkenin bir yurttaşı olmaktan utandığımız günlerin artık geride kalmasını istiyorum. Başbakan Erdoğan’ın “Yüzde 50’yi evlerinde zor tutuyoruz” tehdidine karşılık olarak Birgün gazetesinin attığı “Biz de babaannelerimizi evde zor tutuyoruz” başlığı gibi tıpkı. Çapulcuların anneleri babaları, dedeleri çıkıyor alanlara…

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın “Bu olaylar bize şunu hatırlattı. Kamuoyunun görüşlerini değerlendirmeli, tartışmalıyız” sözleri o kadar geç kalmış laflar ki, kimsenin inandığını düşünmüyorum. Ünlü felsefeci Stephane Hessel yaşamının son yıllarında dünyada sömürüye dayalı sisteme insanların karşı çıkmasını “Öfkelenin!” diye yazdığı kitapta dile getirmiş ve kitap tüm dünyada satış rekorları kırmıştı.

İşte nihayet Türkiye öfkelendi…