SİCİLYALI İBN ZAFER’DEN SİYASET VE DEVRİM DERSLERİ

Gezi Parkı’nda başlayan direniş Taksim’den bütün ülkeye hızla yayıldı. Başta Ankara ve İzmir olmak üzere neredeyse bütün şehirlerimizde insanlar baskıcı yönetime karşı ayağa kalktı. Halk bir araya geldi, saldırılar püskürtüldü. Taksim Direnişi bir hafta gibi kısa bir sürede bütün Türkiye için umut ve mutluluk kaynağı haline geldi. Meselenin ağaçların kesilmesine ve gençlere yönelik zorbalıklara gösterilen tepkiden demokrasinin ve bağımsızlığın korunmasına dönüştüğü herkesin bilgisi dahilinde. Hükümeti yönetenler faturayı polise kesip utangaçça özür dileme ve mazeret icat etme yarışına girdiler. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ise artık Mısır’daki sağır sultanın bile malumu olan bu durumu görmezden geldiği biliniyor. Erdoğan alelacele çıktığı yurtdışı gezisinden önce düzenlediği basın toplantısında tepkilerden ve eylemlerden bir şey anlamadığını söylemiş ve kendisine soru soran gazetecilerle tartışmıştı.

Erdoğan bütün yurda yayılan direnişlerden bir şey anlamamış olabilir mi? Pek mümkün görünmüyor. Ama yine de iyimser davranalım ve hâlâ anlamadığını kabul edelim. Bu durumda Erdoğan’a Sicilyalı İbn Zafer’den bahsetmek gerekiyor. İbn Zafer, 1104 Sicilya doğumlu bir Arap düşünür. Sicilya’nın Norman hakimiyetinde olduğu dönemlerde yaşıyor. Eğitimini Mekke’de alıyor ve yaşamı boyunca birçok Arap kentinde zaman geçiriyor. Talihsizliklerle dolu ve yoksulluk içinde geçen bir hayat sürmesine karşın, gerek dönemindeki gerekse daha sonraki tarihçiler tarafından hep saygıyla anılıyor. En önemli eserinin ismi Sülvânü’l-muta fi’udvâni’l-etba. Yani “Uyruklarının Düşmanlığı Hakkında Yöneticiye Öğütler”. Sicilyalı İbn Zafer bu ünlü eserinde adil yönetimin felsefi, dini ve ahlaki temelleri üzerine kafa yoruyor. İbn Zafer siyaset teorisini büyük toplumsal alt üst oluşların ve bunalımların yaşandığı bir dönemde oluşturmuştur. Bu yüzden eserinde geleneklerin dışına çıkarak devrimlere ve toplumsal mücadelelere değinir. Sülvânü’l-muta bu yüzden Doğu siyaset geleneğinde bir ilktir. Sicilyalı dahi iktidarın meşruluğunun kaynağı üzerine Max Weber’den 800 yıl önce kafa yormuştur. Genel kanı kendisinden 350 yıl sonra Hükümdar’ı kaleme alan Machiavelli’yi bile etkilediği yönündedir. Ortaçağ Doğu uygarlığının siyaset bilimi alanındaki en üstün yapıtlarından biri sayılan Sülvânü’l-mutâ 1700’lere kadar Müslüman dünyasında okunmuştur. Sülvânü’l-muta dilimize ilk olarak 18. yüzyılda Şeyhülislam Halilefendizâde Mehmed Said Efendi tarafından çevrilmiştir. Batı’da İbn Zafer’i keşfedense bir politik sürgün olarak Paris’e kaçan Sicilyalı Arap dili ve edebiyatı uzmanı Michele Amari’dir. Amai, Bibliotheque Nationale’de bulduğu Sülvânü’l-muta’ya ait altı el yazmasını karşılaştırmalı olarak okumuş ve değerini hemen anladığı bu olağanüstü politik metni 1851 yılında İtalyancaya çevirip yayımlamıştır.

“Önce diller sonra yumruklar oynar”

İbn Zafer Sülvânü’l-muta’da isyan hareketlerinin uyku haline geçmiş ve sarayın zevk-ü sefası tarafından yozlaştırılmış, hiçbir özel çaba göstermeden, sadece atalarının meşruluğu temelinde hüküm sürdüren ve babadan oğula geçme yöntemiyle yönetilen hükümdarlıklara karşı geliştiğini yazar. Ona göre iktidarlarını kötüye kullanan ve şiddet uygulayan kralların gurur, hiddet ve açgözlülüğü halkın isyanını tetiklemektedir. İbn Zafer bu konuda şunları söyler: “Kim ki adaletsizliğe hız verir, o gelişme gösteremez. Kim ki fesattan güç alır, o dayanamaz. Kim ki saltanatını şiddet yoluyla sürdürür, o hükümran olarak kalamaz.”

Sülvânü’l-muta devrimlerde tüccarların, zanaatkârların ve hizmetkârların, yani orta sınıfın rolüne dikkat çekmesiyle benzerlerinden ayrılır. İbn Zafer’e göre hükümdar eğer bu gruplara karşı zor kullanırsa bunlar toplumun diğer kesimleriyle birleşir ve kitleler ayaklanır.
İbn Zafer’in Sülvânü’l-muta’da Babil Kralı Hüsrev Anuşirvan ile ilgili anlattığı hikâye çok önemlidir. Hikâyeye göre Babil Kralı Anuşirvan komşu Hint prensliklerinden birisini ele geçirmek istemektedir. Anuşirvan’ın casusları Hint halkının iyi huylu ama uyuşuk olduğunu, bu yüzden kolaylıkla yönetilebileceklerini söylerler. Bunun üzerine Anuşirvan Hint ülkesini işgal eder ve burayı satrapları sayesinde yönetmeye başlar. Ama bir süre sonra Babil ordusu işi azıtır; sessiz ve iyi huylu Hintlileri büyük bir küstahlık ve sertlikle yönetmeye başlar. Hintliler bunun üzerine homurdanmaya ve ardından da ayaklanmaya başlarlar. İbn Zafer bu durumu “kullar önce dillerini sonra da yumruklarını oynatırlar” diye özetler. Babil ordusunun kaçmak dışında çaresi kalmamıştır. İbn Zafer kitabında konuyla ilgili Ardeşir’in bir vecizesini aktarır: “Hükümetin sertliği genellikle kullarını daha önce akıllarından bile geçirmedikleri bir devrime sürükler”. İbn Zafer’e göre Anuşirvan, kendinden önceki krallardan olan Ardeşir’in bu vecizesini önemsememiş ve bunun bedelini ödemiştir. Tıpkı diğer tiranlar gibi. Kısacası İbn Zafer 900 yıl öncesinden halkına şiddet uygulayan iktidarların meşruiyetlerinin ortadan kalkacağını ve er ya da geç devrileceklerini bilmiştir. Sadece bu tespit bile İbn Zafer’in ünlü yapıtı Sülvânü’l-muta’yı başta başbakan olmak üzere günümüz siyasetçileri için önemli bir kaynak haline getirmeye yeter. Tabii anlayana…