ATEŞE KÖRÜKLE GİTMEK

Demokrasinin bir uzlaşma sistemi olduğunu hiç bir zaman kabul etmeyen Başbakan Erdoğan’ın Taksim’de başlayıp tüm yurda yayılan gösterilere değgin yaptığı saptamalar, suçlamalar ve savurduğu tehditler ; gerçeklerden koptuğunu açıkça gösterirken, tehlikeli bir sanrılar aleminde yaşadığını da kanıtlıyor!

Oysa Başbakanın görmediği, ya da görmeyi reddettiği huzursuzluk, çok uzun süreden beri vardı bu ülkede.

Okurlarım anımsattı. 10 Mayıs 2011 tarihinde, genel seçimlere tam bir ay kala, bu köşede yayımlanan “Yanardağın Üstünde” başlığı altında, bakın neler yazmışım:

«Sönük geçiyor seçim kampanyası, çünkü halkın ışığı sönük. Ama sönük demek, sakin demek değil. Hem de hiç değil!

Toplumun ezici çoğunluğu geleceğe ilişkin umutlarını öylesine yitirdi ki, ne iktidarın iktidarda kalacağı, ne de değişeceği olasılığı dinamoyu çalıştıramıyor, ışığını yakamıyor.

Türkiye, patlamadan önceki tehlikeli durgunluğa bürünen bir yanardağı andırıyor. Yanardağın üstünde ürkütücü bir sessizlik var, altı fokur fokur…

Bazıları çocuk, çoğu genç yaşta intihar furyası, umutsuzlukta dibe vuran insan sayısının giderek çoğaldığını gösteriyor.

***

Öte yandan, mutsuzluğunu başkasına yönelik vahşete dönüştüren ve acısını sorumlu olsun olmasın ‘öteki’ nden çıkaran canilerin sayısı da yadsınamayacak ölçülerde arttı.

Ülkede en küçük bir trafik anlaşmazlığı, ateşli ateşsiz silahlı çatışmaya dönüşebiliyor. Bursaspor Beşiktaş maçının iptalinden, aynı gün Gaziantep ve Antalya’da oynanan iki maçta çıkan olaylara, barut fıçısı yığınlar var. Ellerinde döner bıçakları, tornavidalar, satırlar…

Tutuşmak ve fitili tutuşturmak için bir kıvılcım bekliyorlar.

Yer yer toplu cinnete dönüşen bu gerginlik sürerse, toplumsal bir cinnete tırmanması işten değildir.

Dünya Sağlık Örgütü ise CİM 10 sınıflandırmasında toplu cinneti ‘Genelinde kronik olup taciz ve üstünlük temalı çılgın fikirlerin (delires) paylaşımı’, diye açıklar. Bu açıklamaya göre toplu cinnete kapılan bireyler, çoğunlukla ‘primer psikotik belirtiler’ gösteren dominant yönderlere hayranlık besler ya da boyun eğerler.

Quentin Debray, etkin bireylerin edilgin bireylere bulaştırdığı cinnet salgınını, psikotik tutku ile nevrotik tutkunun buluşmasına bağlar.

Bizim ellerde her ikisinden de bolca var. Şimdilik ucuz ya da bedava mal yağmalarında, linç girişimlerinde, futbol maçlarında buluşuyorlar.

Ya yarın ? »

***

İki yıl önce ifade ettiğim bu görüşü, ben neye kızdığı belli olmayan öfkeli kalabalıkların patlama olasılığına dayandırıyordum.

Ne mutlu ki Türkiye’nin genç, dinç, yaratıcı, sağduyulu, öfkesi ölçülü gençliği indi meydanlara; cahil ve vahşi kalabalıklar değil…

Gezi parkının yeşil alan olarak korunmasından, yaşam, düşünce ve ifade özgürlüğü istemlerine, tüm talepleri meşru; başvurdukları yöntemler sevimli, yaratıcı, demokratik. Polis saldırmadığı zaman, hiç bir örgütlenmeye ihtiyaç duymadan barışçı davrandıkları, kırıp dökmedikleri, dileklerini eğlence ortamında dile getirdikleri açık.

İsteyip diledikleri de son derece basit, dolayısıyla olayı sorun olmaktan çıkarmak da bir o kadar kolay. Hükümet üyeleri bence zaten anladı, Başbakanın zaten çok yanlış kentsel ve toplumsal projelerini halka zorla dayatmaktan vazgeçmesi yetiyor.

Böyle bir uzlaşma üslubu yerine kanırta kanırta dayatmakta ısrar, Başbakanı daha güçlü kılmayacağı gibi hükümetin otoritesini de zayıflatır, kalabalıklara da henüz sahip olmadıkları kör bir öfke aşılar.

***

Ülkenin en büyük şansı olan bu güzel ve coşkulu gençliği, onları desteklemek için meydanlara inen her yaştan, sorumlu, bilinçli insanları yaşadıkları çevre ile davranış biçemine ilişkin karar mekanizmasından mahrum etmek ; onları sadece ötekileştirmek değil, toplumsal alandan dışlamaktır.

Başbakanın, göstericileri olmadıkları “terörist”, yapmadıkları “bayrak yaktılar, camide içki içtiler,” ve düpedüz iftira niteliği taşıyan suçlamalarla hedef göstermesi, bir devlet adamı ciddiyetinden çok uzak, yakışıksız, sorumsuz ve tehlikeli bir provokasyondur.

Çünkü Başbakanı ve Taksim’e dayattığı topçu kışlasını savunmak için “start” bekleyen bindirilmiş kıtalar sokağa indirilirse, iki yıl önce yazdığım yazıdaki “toplumsal cinnet” gerçek olur ve Türkiye, onarılmayacak zararlar görür.

Gazetelerde, ‘millet iradesi tecelli etti’ tümcesini okuduğunuzda, anlayın ki milletin bir yarısı öteki yarısını ezmeyi başarmıştır.

LOUİS LATZARUS

«G» NOKTASI

Taksim’i bırak birader.
Şu taksim huyundan vazgeç artık.
Tekel’i taksim ettin.
Telekomu taksim ettin.
Etibankı, Sümerbankı taksim ettin.
Petkimi taksim ettin.
Limanları taksim ettin.
Yetmedi mi?
Taksim’i taksim etmeye kalktın.
Taksim isparoz gibidir,
Mezgit’e benzemez.
Kılçıklıdır, ele avuca gelmez.
Yutmaya kalkarsın,
kılçıkları yapışır gırtlağına,
Yutamazsın.
Yutturamazsın.
Germe birader,
Bölme birader.v
Taksim’i bırak birader,
Kızma birader…

MUSTAFA KÖKTEN