TÜRKİYE’NİN BERLİN DUVARI YIKILDI!

Taksim Gezi Parkı Direnişi Türkiye’nin toplumsal eksenini değiştirdi.

Artık Türkiye’nin toplumsal, siyasal, kültürel hayatı 31 Mayıs 2013 tarihinden önceki şekline sokulamayacak! Bu tespit büyük bir ittifakla kabul ediliyor.

Katılmayan tek kişi var: Başbakan Tayyip Erdoğan!

Sevgilisine-karısına karşı ağır sözler sarfedip, onu ağır biçimde kıran, döken, örseleyen; sonradan pişman olan alt kültür erkekleri gibi davranıyor! Bu türün sevgisini üçüncü sayfa haberlerinden iyi biliyoruz:

-Seviyordum, öldürdüm!

Kendilerine göre töreleri de var:

-Ya benim olursun, ya da kara toprağın!

Erdoğan en büyük dayanağı olan “halk desteği” önemli ölçüde yitirdi. Akıl fikir sağlığını da yitirdiği konusunda iddialar var. Henüz o aşamaya gelmediğini düşünenler de az değil!

İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’nun “Taksim’de bulunan gençlerin yanında olmak istiyorum” diye tweet atması uzlaşma umudu çabası sayılıyor. Ama hiç de akıllı bir yöntem değil. Vali’ye “kendini kurtar” talimatı verilmiş belli!

Türkiye artık Taksim’den ibaret değil. Bunun tersi de doğru: Türkiye’nin her yeri Taksim!

O zaman bir İstanbul Valisi ile ne değişebilir ki?

Cumartesi akşamı (8 Haziran) İzmir Gündoğan Meydanı’ndaki devasa “Taraftarlar Buluşması” eyleminin ortasındaydım. Müthiş bir coşku kaplamıştı her yanı. Katılanların formaları gibi görüşleri de farklıydı. Siyasi renk olarak “en belirgin olanı hangisiydi?” derseniz:

-Beyaz! Hatta bembeyaz ilk sırayı alır!

Hem Taksim’de hem de Gündoğan’daki çok genç eylemcilere soruyorum, hepsinden aynı yanıtı alıyorum:

-Benim henüz siyasi bir görüşüm yok!

Siyasi görüşü yok ama itirazı var.

Neye itiraz ediyorsun diye sorulduğunda çok geniş bir yanıt veriyorlar:

-Her şeye!

Gündoğdu mitingin görkemli saatleri yavaş yavaş sona ererken İzmirli gençler çimenlerin üzerinde yayılmışlar, çadırları, örtüleri, sohbetleri, dostluklarıyla bir başka zamana doğru yola çıkıyorlardı.

Eylemi gazeteci arkadaşım Bilge Egemen ile birlikte izliyorum. Yanımızda yarının gazetecileri İzmir Ekonomi Üniversitesi’nden Merve Gürkan, Zeynep Yüncüler ve Nurcan Elmas da var. Onların izlenimleri çok değerli… Eylemle ilgili olarak kendilerine bir “ev ödevi” çıkartıyorlar. Anında da çalışmaya başlıyorlar.

Alandan ayrılıyoruz. İkinci kordona yöneliyoruz. Kafelerde, lokantalarda, meyhanelerde, kaldırımlarda insanlar mitingin devamı niteliğinde sloganlar atıyorlar. Şarkılar söylüyorlar. Yerlerdeki; polisi, AKP’yi, devleti ve en çok da Tayyip Erdoğan’ı eleştiren yazıları okuyarak-fotoğraflayarak dans ediyorlar.

Bu sönmeyen coşkuyu en güzel tespit eden Bilge Egemen “Nazım Abi, sanki bu başka bir şey” diyor:

-Türkiye’nin Berlin Duvarı yıkıldı!

Uluslararası Suluboya Festivali

İzmir’in uluslararası alanda büyük bir şöhrete sahip ilçesi Seferihisar, son üç günde iki büyük organizasyonu ev sahipliği yaptı.

Birincisi 7-8 Haziran 2013 Cuma-Cumartesi günleri yapılan Dünya Sakin Şehirler Genel Kurulu, diğeri 8-9 Haziran Cumartesi-Pazar günleri Seferihisar’ın sahil mahallesi Sığacık’taki 2. Uluslararası Suluboya Festivali idi.

Sığacık Meydanı, Sulu Boya Festivali nedeniyle bir çiçek tarlasına dönmüştü. Büyük şehirlerde bir kış sezonu boyunca izleyebileceğinizin birkaç katı resim sergisini Seferihisar-Sığacık’ta görebiliyor sanatseverler.

Ayrıca bu festivalde sadece suluboya tablolar yok. Yağlıboya, akrilik boya ile yapılmış resimler ve heykeller de sergileniyor. Bu aslında doğrudan bir sanat festivali… Dünyanın değişik ülkelerinden (Çin, Tayvan, Kore, Rusya, Pakistan, İran, Belçika, İspanya ve ABD’den) 40’tan fazla suluboya alanında ünlü ressam iki gün boyunca hem eserlerini sergilediler hem de canlı performanslar yaparak hünerlerini gösterdiler.

İzmir’in eskiden beri çok canlı olar sanat nabzı giderek Seferihisar’da atmaya başlıyor. Türkiye’nin ilk Sakin Şehri olan bu şirin Ege kasabası özerk bir sanat-kültür bölgesi haline geliyor.

Taksim-BirGün-Taksim!

Taksim patlaması Türkiye’yi temellerinden sarstı. Biz de bu fırsattan istifade etmeliyiz diye düşünüyorum. Taksim ve öncesinde benzeri eylemleri en özgürce yansıtma perspektifine sahip olan gazetemiz BirGün için de bir şeyler yapmalıyız.

Mesela BirGün’de daha özenli gazetecilik, habercilik, araştırmacılık yapalım. Daha “dikkatli” gazete sayfaları oluşturalım. Çünkü BirGün okurları bunu fazlasıyla hak ediyorlar.

Benim bir önceki yazımla ilgili olarak bir “özür” borcum var. Cumartesi (8 Haziran)günkü yazımın başlığı olan “Taksim sadece Taksim değildir!” tam bir hafta önce 1 Haziran tarihli yazımın da başlığı idi. Nasıl bir özen(!) gösterildiyse yeni yazımın üst başlığı ve yazı metni doğru, başlığı ise bir hafta önceki yazıdan uçarak sayfaya girivermişti!

Yaygın medyaya “haklı” gazetecilik dersleri verirken, bu mesleğin en temel ve basit işlerinde ayağımız takılmadan yürüyebilmeliyiz!

Özellikle Taksim’den sonra…