KÖTÜLÜĞÜ GÖRDÜM!

Taksim Gezi Parkı’dan Türkiye’ye yayılan gösterilerin şiddetle bastırılmaya çalışıldığı dördüncü gün, tam olarak 2 Haziran’da “önemli” kaydıyla bir mesaj düştü e-posta kutuma.

Tanımadığım bir okur, Esad’a karşı savaşan Hizbullah militanlarının Türkiye’ye geri giriş yaptığını ve şehirlere dağıldığını, iddia ediyordu. İddiayı somut kanıtlarla destekleyemediği için sosyal medyada paylaşmadığını belirten okur, Hizbullah militanların gösterileri çığrından çıkarmak ve bastırılmasına yol açmak amacıyla kullanılacağı varsayımını da dile getiriyordu.

Sözünü ettiği olasılık öylesine vahimdi ki, kimin nesi ve ne kadar güvenilir olduğunu tam olarak saptayamadığım okurun verdiği “istihbarat” bilgisine itibar etmedim.

Derken 9 Haziran’da,İstanbul Gazi Mahallesi’ndeki olayların 3.ününcü gününde İsmet Paşa caddesinde toplanan göstericilere yapılan sert müdahale sırasında, polisin polise İngilizce emir verdiği kamera kayıtları ortaya çıktı.

***

Kayıtlarda Türk polisinin, Türkçe bilmediği anlaşılan, oysa Türk polisi kılığında olup göstericilerin üstüne biber gazı atan bir gruba, Türk aksanıyla: “Hey guys, move back, move back!” diye seslendiği ve hatta, birisinin aynı grubu, “Yallah!” diye gayrete getirdiği açıkça duyuluyor! (Bkz: http://www.izlesene.com/video/gazi-mahallesinde-yabanci-polis-mi-mudahale-etti/6972492)

İyi niyetli insanların aklına ilk gelen olasılık, kötü niyet olamıyor.

İnanın, 2 Haziran’da aldığım mesajla, 9 Haziran’da çekilen bu görüntüler arasında önce ilgi kurmadım, kuramadım. Oysa kayıtları birkaç kez izledikten sonra, Hizbullah ya da değil, Türkçe bilmedikleri için İngilizce emir verilen “güvenlik” elemanlarının, “Yallah!” diye gayretlendirilmesi, Arap asıllı olduklarını akla getiriyordu. Hal böyle olunca, Suriye’den geldikleri ya da getirildiklerini çıkarsamak da zor değildi.

Üstelik geopolitik casusluk romanları yazan biri olarak, neden böyle bir ilişkiyi hemen kuramadım, neden ilk anda göremedim gerçeği?

***

Çünkü konduramadım.

AKP iktidarı bile olsa, ulusal bir hükümete, kendi yurttaşına, kendi halkının üstüne yabancı ve yalancı polisler salabileceği olasılığını yakıştıramadım. Bu kadarı da olmaz, dedim kendi kendime. Bunu da yapmazlar.

Sonra düşündüm. 11 yıllık AKP iktidarı sürecinde, neler olmamış, neler yaşanmamıştı ki, bu da olmasın?

Libya’da Kaddafi’yi deviren 5 bin Arap çapulcuyu* Türkiye’deki hastane ve otellere yerleştirip, Beşar Esad’a karşı patlayan ayaklanmanın başında gizlice Suriye’ye sevkedenler kimdi?

Beşar Esad’a karşı dövüşen her tür ve ideolojiden “paralı askerlere” kapılarını açan, kamp kuran, besleyen, destekleyen ve eğitenler kimdi?

Özel Yetkili Mahkemeleri kaldırıp, çakma suçlamalar, sahte CD’ler, sehven kanıtlar, uyduruk tanıklıklarla TSK’nın komuta kademesini tasfiye eden Balyoz ve muhalif kamuoyu yönderlerini 5 yıldır tutuklu yargılayan Ergenekon davalarının görüldüğü ÖYM’lere dokunmayan kimdi?

Salt iktidara muhalif diye insanların evlerini sabaha karşı basan, en değerli akademisyenlerini yaşına, başına, hastalığına bakmadan kelepçeleyen, kimdi?

Yüzlerce Kürt aydının tutuklandığı KCK operasyonları kimin eseriydi?

***

Al Capone’ye benzetilen medya patronlarını vergi cezalarıyla sindirip gazetelerini, kanallarını satmaya zorlayan ; 6 gazetenin aynı manşeti atabildiği rezillik ötesi yalaka medyayı yaratanlar kimlerdi acaba? Uzaydan müdahaleyle mi korkutulup, sindirilip, bitirilmişti basın, yayın, hatta tüm toplumun ifade özgürlüğü?

Sadece Parasız Eğitim pankartı açtıkları ya da muhteremden çok muhteris zevata yumurta attıkları için gözaltına alıp, bir yıldır, bir buçuk yıldır tutuklu yargıladığı üniversite öğrencilerine acımayan, sayısını bile gizli tutanlar kimlerdir?

İşte bütün bunlar kimlerse, bugün de ceberrut otorite, baskı ve zorbalığa baş kaldıran, “Ben de varım, beni de say!” diyen gençliğine kin güden, zaten iradesine boyun eğmeyen herkesi ve halkını düşman görenler de, onlardır.

Ve onlardan herşey, istisnasız her kötülük, kendi yurttaşının üstüne devşirme çapulcu*, yabancı ve yalancı polis sürmesi de beklenir.

*Düzensiz ordu, yağmacı

Özgürlük istemi anarşi doğurur, anarşi despotizmi yaratır ve despotizm, özgürlüğe açılır.
HONORE DE BALZAC

“G” NOKTASI

Demokrasi, bir uzlaşma rejimidir. İstanbul Beyoğlu İlçesi’nde yaşayanların ezici çoğunluğu, bir yıldan beri çeşitli etkinlikler ve protestolarla Taksim Gezi Parkı’nda yapılaşma istemiyor. Başbakan Erdoğan’ın bu meydanda hiç bir gereği olmayan kışla yapımına dair akıl almaz ısrarı; ister istemez bu ısrarın gerekçesini sorgulatıyor. Askeri vesayeti kaldırmakla övünen Başbakan’ın, kışla da kışla diye tutturması ne garip bir çelişkidir? Bu kışla ihalesi geri alınamayacak kimlere söz ya da verilmiş olabilir?