DİYARBAKIR’IN ÖZGÜRLÜĞÜ VE GEZİ

Çizer ve yazar Behiç Ak’ı izlerken, insanda egemen olan duygu acaba hangisi?

Ben, gülümsemek, gülmek, kahkaha atmak, düşünmek, irkilmek, kendime gelmeye çalışmak duyguları arasında gidip geliyor, ya da hepsine birden uğruyorum.

Behiç’in eşsizliğini yapan da zaten bu.

Pazartesi günkü karelerinde, bir adam karşısındaki kıza kendini şöyle anlatıyordu:

“Doğanın yok edilmesiyle ilgilenmiyorum/Çalışanların sorunları beni ilgilendirmiyor/Nükleer konusu ilgimi çekmiyor/ Dünyanın şirketler tarafından sömürülmesi konum değil/Kapitalizmin insanları köleleştirmesi ile ilgilenmiyorum/Ben sadece kimlik sorunumla ilgileniyorum.”

Bu tiplere arada rastladığımızı yadsıyabilir miyiz.

Kürt sorununun çözümünü her şeyin önüne koyduğunu ileri sürerken, tam tersine, onu çok yakından ilgili olduğu demokrasi sorunundan soyutlayarak, gerçekte çözümü engelleyen bu türlerin az olduğunu söylemek mümkün mü?

Ama sanıyorum ki, bu türlerin dışında çoğunluk, kimlik meselesinin de kuşkusuz çok önemli bir yer tuttuğu bir demokrasi sorunuyla karşı karşıya olduğumuz gerçeğini kavramış bulunmaktadır.

Sırrı Süreyya Önder’in iş makineleri önüne yatarak, Gezi’ye sahip çıkması bu gerçeği kavramanın göstergesiydi.

***

Kürt kimliğinin önündeki engellerin baskıların kaldırılmasının tek başına soyut bir eylem olarak sonuç vermesini beklemek abestir.

Zaten, herkesin nasıl düşüneceğinden nasıl davranılacağına kadar her şeyin, bir veya iki merkezden kararlaştırıldığı bir ortamda, çeşitliliğe hoş görüyle bakmak, hiç değilse tahammül etmek mümkün olamayacaktır.

Farklılığa tahammül ,hoşgörü, totaliter ortamlarda yeşermez, o ancak demokrasilerin ürünü olabilir.

Farklılığa hoşgörü, toplumsal birliğin yadsınması, savsaklanması anlamına gelmez. Toplumların esenlik ve dirliğinde toplumsal bütünlüğün yadsınamaz payı var. Hatta sürdürülebilir kalkınma için de geçerli bir kuraldır bu. Toplumsal esenliğin de, kişisel mutluluğun da gerekli parçalarından biridir, toplumsal birlik.

Totaliter rejimlerle, demokrasiler arasındaki fark şuradadır:

Totaliter rejimler, ister askeri olsun ister sivil, toplumsal bütünlüğü, üniformada bir örneklikte ararlar. Demokrasiler ise, çeşitlilikte, farklılıkta, bütünlüğü bulacak hoşgörüyü geliştirmişlerdir.

Görüyoruz ki, değişik kimliklere hoşgörü denir denmez, demokrasi ve özgürlük sorunları kaçınılmaz olarak gelip oturuyor gündemin başına.

***

Nasıl insanlar Diyarbakır’da esirken, Taksim’de özgür olmak mümkün değilse, insanlar Taksim’de esirken, Diyarbakır’da özgür olmak da öylesine mümkün değil.

Bu açıdan bakınca, Gezi olaylarının, gündem değiştirmek için kışkırtıldığı iddialarına pek itibar etmek mümkün olmuyor.

Çünkü Kürt sorunu . ile Taksim Gezi Parkı meselelerinde konu hep aynıdır:

Demokrasi ve özgürlük.

Bu yüzdendir ki, sorunları birbirlerinden ayırarak, çözmek mümkün değildir, çünkü artık tek başına kurtuluş hayaldir.

Bireyin gittikçe öne çıktığı bir dönemde, bireysel kurtuluşun genelde imkansızlığı da, ilginç bir çelişki oluşturuyor.

Belki de, çağımızın en önemli sorunlarından biri de, bireyi öne çıkarırken, onu ezmeden, toplumsal kurtuluşu gerçekleştirecek formülleri arayıp bulmaktır.

Bu arayış, yalnız bizim toplumumuza özgü günlük bir sorun değil, hemen her toplumda gündemde olan ve bir süre daha da kalacak görünen bir arayış ile karşı karşıyayız.

Şimdilik Gezi Parkı’na bakarken, Diyarbakır ve Taksim’in birbirlerinden bağımsız olarak, kurtulamayacakları gerçeğini teslim etmekle başlayabiliriz işe.