TAKSİM DİRENİŞİ’Nİ OTPOR MU DÜZENLEDİ?

Komplo teorileri ilk olarak Fransız Devrimi sonrasında ortaya çıkmıştı. Devrimin alaşağı ettiği kesimler halkı Jakobenlere karşı ayaklandırmak için komplo teorilerine sarılmışlardı. Bu çevrelere göre devrim masonların, İlluminati’nin, Tapınak Şövalyelerinin ve Yahudilerin ortak projesiydi. Bu söylentilerle yapılmak istenen yoksul halk kesimlerinin devrimi yapan kadrolara karşı ayaklanmasını sağlamaktı. Komplo teorilerinin gericilikle işbirliği ilk kez böyle başlamıştı. Söz konusu işbirliği zaman içerisinde gelişti; Bolşevik Devrimi’nden Cumhuriyet Devrimi’ne kadar insanlığın bütün büyük atılımlarına benzer bir biçimde saldırıldı. Dünyanın neresinde olursa olsun gericilik her türlü devrime ve toplumsal hareketlenmeye karşı komplo teorileriyle mücadele etmeyi bir alışkanlık haline getirdi.

Gezi Parkı’nda başlayan ve tüm yurda yayılan direnişin başına gelen de benzer bir hikâyedir. Önce faiz lobisiyle başlandı; yeterli olmadığı görülünce uluslararası ilişkiler arandı. Mossad’la görüşmeler yapan hükümet “Çapulcular Van minut dediklerimizi sevindiriyor” demekte bir mahzur görmedi. Direnişin kitle desteğini ortadan kaldırmak için camide içki içildiği yalanları ortaya atıldı. Bütün bu süreçte en çok Gezi Direnişi’nin OTPOR ve George Soros tarafından desteklendiği iddiası dile getirildi. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek kanal kanal dolaşarak İP’lileri, TKP’lileri, DHKP-C’lileri, CHP’lileri ve bilumum muhalifleri uyardı. Gökçek bu iddiasına kanıt olarak da internette dolaşan “Revolution Business” isimli belgesel filmi gösterdi.

Söz konusu iddiaları ilk dile getiren Gökçek değil. Gezi Direnişi’nin “dış bağlantılara sahip olduğu” tezi 6 Haziran 2013 tarihinde, yani Gezi Direnişi’nin birinci haftası dolarken, Türkiye gazetesinde öne sürüldü. Gezi Direnişi’nin bütün ülkeye yayıldığı bu tarihte Başbakan Recep Tayyip Erdoğan çıktığı yurtdışı gezisinden dönmekteydi. Gazetenin haberine göre olayların arkasında Turuncu Devrimi ve Arap Baharı’nı örgütleyen OTPOR ve Canvas gibi uluslararası oluşumlar vardı. ODTÜ eylemlerinde de süreci yönlendirmeye çalışan aynı gruptu. Turuncu devrimleri ve Arap Baharı’nı yönlendiren OTPOR ve Canvas’ın Taksim eylemlerinden önce devreye sokulduğu ve Gezi Parkı olaylarının da buradan yönetildiği tespit edilmişti. Gazete bu iddialarına kanıt olarak da eylemlerin örgütlenmesinde sosyal medyanın kullanılmasını gösteriyordu.

Benzer haberler tuhaf bir biçimde aynı anda üretilmeye başlanmıştı. Sanki gelişen halk hareketi karşısında birileri “düğmeye basmış” gibiydi. AKP’nin Ankara ve İstanbul’da miting düzenleme kararı aldığı tarihlerde piyasayı bu türden haberler kapladı. 8 Haziran günü Türkiye gazetesinde “İşte Derin Darbenin Kodları” başlıklı yazıda Soros’un destek verdiği kuruluşların medya ve öğrenciler aracılığıyla Gezi Olayları’nı tezgâhladığı öne sürülüyordu. Bütün Gezi Direnişi esnasında penguen belgeseli yayınlayan NTV bile Türkiye gazetesine yaranamamıştı. Gazeteye göre kanalın Gezi Olayları’ndan önce Hitler hakkında bir belgeseli ekranlara getirmesi manidardı.

9 Haziran günüyse Yeni Şafak gazetesi Jadaliyya adlı İngilizce-Arapça yayın yapan bir internet haber sitesini, “George Soros ve Georgetown Üniversitesi sponsorluğunda, Gezi Parkı eylemlerini hükümeti devirecek bir ‘Türk Baharı’na dönüştürmeyi istemek”le suçluyordu. Nitekim başbakanın son ABD gezisinde Georgetown Üniversitesi’ni ziyaret eden Emine Erdoğan’a The Psychology of Dictatorship (Diktatörlüğün Psikolojisi) adlı kitabın hediye edilmesi boşuna değildi.

Bir gün sonra, yani 10 Haziran’da, Melih Gökçek’in kanal kanal gezerek bahsettiği video da Türkçe altyazılı olarak internete yüklendi. Türkçe altyazı hazırlama işinin birkaç gün alacağını hesaba katarsak bütün kampanyanın aynı günlerde hazırlandığı sonucuna varılabilir. Yiğit Bulut’un da katıldığı bir programda başbakanın telekinezi yöntemiyle öldürülmek istendiğini ve Gezi Direnişi’nin arkasında OTPOR olduğunu iddia etmesiyle çember tamamlanmaktadır. “Komplo karşıtı kuvvetlerin” zamanlaması ve aynı iddiaların benzer yayın organları tarafından piyasaya sürülmesi aslında işin içinde bir başka iş olduğunu göstermektedir. Kısacası OTPOR hakkında ortaya atılan komplo teorilerinin Başbakan Erdoğan’ın alelacele çıktığı yurtdışı gezisi esnasında düşünülen ve halkın Gezi Direnişi’ne verdiği desteği ortadan kaldırmak amacıyla hazırlanan bir kampanya olduğunu söylemek mümkündür.

Düz mantığın geri dönüşü

Daha fazla ilerlemeden bir noktanın altını kalınca çizmek gerekiyor. OTPOR, Sırpça “Direniş” anlamına geliyor, Yugoslavya’da Miloseviç iktidarının devrilmesinde uğursuz bir rol oynayan örgütlerdendir. George Soros’un da gerek OTPOR ile gerekse de Turuncu Devrimler diye anılan Amerikancı soytarılıklarla ilişkisinin olduğu biliniyor. Ama bu bilgi AKP’lilerin ve yandaş medyanın ileri sürdüğü “Gezi Direnişi’nin ardında da OTPOR var” tezini kanıtlamaya yetmemektedir. AKP’liler ve yandaş medya hemen her kitle eyleminde gözlemlenecek şeyleri tezlerine kanıt olarak göstermektedirler. Bunlara göre Gezi Direnişi esnasında gençler müzik dinlemiş, dans etmiştir. Mizah ve sosyal medya kullanılmıştır. Bunlar OTPOR’un eylemlerinde ve Turuncu Devrimlerde de kullanılmıştır. O halde Gezi Direnişi bir OTPOR eylemidir. Söz konusu mantık yürütmeyi şöyle de özetlemek mümkündür: Hayat acıdır. Biber de acıdır. O zaman hayat biberdir. Bu durumu “Aristo Mantığı’na Dönüş” olarak da yorumlayabiliriz. 12 Eylül Darbesi’nin liselerde mantık dersini kaldırmasının acısı çıkmaktadır.

Eylemlerin biçimlerine değil hedeflerine bakmak gerekiyor. Yugoslavya’da olanlar ve diğer Turuncu Devrimler ABD karşıtı yönetimleri düşürmek için planlanmıştı. Taksim’den başlayıp bütün yurda dağılan eylemler ise bölgedeki en Amerikancı yönetimi hedeflemektedir. Dolayısıyla gençlerin twitter ya da facebook kullanmasından yola çıkarak düz mantık yürütmenin, syllogism diye de bilinir, gerçekle uzak ya da yakın hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır. Kaldı ki sansür yüzünden milletçe penguenlerin ne yiyip ne içtiğini ezberlediğimiz bir dönemde insanların haberleşmek için sosyal medyayı kullanması kadar doğal ne olabilir?

“Derin Amerika” baronlara karşı

Peki, OTPOR hakkında ortaya atılan komplo teorileri dünyayı nasıl yorumlamaktadır? Bu sorunun yanıtını bulmak için benzer teranelerin ortaya atıldığı dönemde Ergun Diler’in Takvim gazetesinde yazdıklarına bakmak gerekiyor. Dinler’in hayal dünyasını şöyle özetlemek mümkündür: Amerikan emperyalizmi diye bir şey yoktur. Dünyayı İngiltere yönetmektedir. Bunu da Rotschild, Rockefeller gibi bir eli ABD’de bir eli de İngiltere’de olan aileler vasıtasıyla yapmaktadır. Soros bunların emrindedir. Cumhuriyeti kuran İngiltere’dir. Londra o günden beri ABD’deki adamlarının da yardımıyla Türkiye’yi yönetmektedir. Bunlar ve Türkiye’deki uzantıları Ortadoğu’ya yönelen bir Türkiye istememektedir. Bu yüzden Tayyip Erdoğan’a karşıdırlar.

Öte yandan İngiltere’nin bu oyununun farkında olan “Derin Amerika” Türkiye’nin dostudur. “Derin Amerika” bu tezgâhı bozmak için 2001 yılında İkiz Kuleleri bombalamış ve Londra’daki “baronlara” savaş açmıştır. Üç lider, yani Obama, Putin ve Erdoğan el sıkışmış ve gaz ve petrol yollarının Ankara’nın eline geçmesi için birlikte mücadele etmeye başlamışlardır. Obama hayatta iki şeyi çok sevmektedir. Birincisi Erdoğan’dır. İkincisi ise sopasını sürekli yanında taşımasından anlaşıldığı üzere beyzboldur. 1960, 1971, 1980 ve 28 Şubat’ı Londra destekli küresel sermaye, yani “baronlar” yapmıştır. Emek Sineması için düzenlenen gösteriler provadır. Reyhanlı Katliamı’nın ardından bu kez de Gezi Olayları patlamıştır. Türkiye’de yatırım yapan yabancılar ile FORBES listesinde yer alan en az 30 işadamı bu işe destek vermektedir. Hollywood yıldızlarının ve yabancı basının bu işin içinde olması boşuna değildir. Gezi Olayları’na karşı çıkmak Türklerin İstanbul’un fethinden sonra giriştiği en büyük mücadeledir.

Gökçek ile Paker aynı safta

Melih Gökçek’in twitter hesabında “mutlaka okunmalı” dediği yazılarında Diler bu iddiaları dile getirmektedir. Söz konusu yazılar Gezi Direnişi’ne karşı başlatılan psikolojik savaşı olduğu kadar AKP yönetiminin dünyaya bakışını anlamak açısından da önemlidir. Böylelikle Melih Gökçek’in sık sık dillendirdiği “Baronlar” lafının ne anlama geldiği daha iyi anlaşılmaktadır.

Burada Melih Gökçek’in bahsettiği belgesel filmden de bahsetmek gerekiyor. “Revolution Business”ın ana teması Soros tarafından fonlanan gerici ayaklanmalardır. Belgeselde öncelikle Otpor örneğinden yola çıkarak Soros’un desteklediği Turuncu Devrimler ve Arap Baharı diye anılan toplumsal hareketler eleştirilmektedir. Buna göre söz konusu ayaklanmalar büyük gündeme, yani küreselleşmeye direnen Venezüela, İran gibi ülkeleri tehdit etmektedir. Belgeselde ayrıca ABD’nin amacının Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) olduğu ve bu amaca karşı çıkan rejimlerin yıkıldığı ifade edilmektedir.

Görüldüğü gibi Arap Baharı hakkında söyledikleri abartılı olsa bile aslında “Revolution Business” kötü bir çalışma değildir. Ama “Gezi’nin arkasında OTPOR var” lobisi tarafından çok yanlış bir biçimde yorumlanmaktadır. Nitekim filmi seyrettikten sonra insanın aklına bir sürü soru takılmaktadır. Sırayla gidelim. AKP’nin Venezüela’yı desteklediğine dair bir haber şimdiye kadar duymadık. Ama İran’a olan düşmanca tutumu bilinmektedir. İsrail’i korumak için Malatya Kürecik’te radar üssü kurduranlar ne zamandan beri İran’a dost kesilmişlerdir? AKP daha düne kadar bütün gücüyle Arap Baharı’nı desteklemiş; Libya, Suriye örneğinde olduğu gibi küreselleşmenin buralardaki taşeronluğunu yapmakta hiçbir beis görmemiştir. Peki, şimdilerde ortaya çıkan “Arap Baharı düşmanlığı”nın nedeni nedir? Daha düne kadar “BOP’un eşbaşkanıyım” diye ortalarda dolaşanların BOP tarafından alaşağı edilmek istendiklerini söylemeleri inandırıcı olabilir mi? Soros’la bağlantılı olduğu bilinen TESEV’in Başkanı “akil” Can Paker de Gezi Direnişi’ni provokasyon olarak nitelendirmektedir. Acaba Gökçek bu durumu nasıl açıklamaktadır? Görüldüğü üzere sorular uzayıp gidiyor.

Herkese hararetle “Revolution Business” filmini tavsiye edenler bu sorulara da mantıklı yanıtlar vermelidir. Bu yanıtlar verilmeden Gezi Direnişi hakkında ortaya atılan bütün komplo teorileri komik olmaktan öteye gidemeyecektir.