GEZİ PARKINDA GEZMEK YASAKTIR!

Gezi Parkı Direnişi önümüzdeki on yıl (on yıllar) boyunca Türkiye’nin sosyoloji, siyaset, müzik, sanat, edebiyat, gazetecilik ve mizah alanlarında yapılacak araştırmalar bakımından zengin bir laboratuar haline geldi.

Bu zengin ve verimli kaynak artarak devam ediyor.

Örneğin 22 Haziran 2013 cumartesi akşamı Taksim Dayanışması’nın çağrısıyla yapılan ölenlere saygı anması, saldırgan devlet yapısının teşhiri için gayet güzel bir örnek oldu.

Önce utangaç biçimde başlayan polis müdahalesi sona doğru birden şiddetlendi. Öncekileri aratmayan bir hale geldi.

Taksim Direnişçileri ellerinde karanfillerle alana çıkmışlardı. Polis ise sessizce izliyordu. Taksim Dayanışması bildirisi okundu. Alkışlandı. Kitle dağılmadı. Acılar fışkırıyordu atılan sloganlardan:

-Katil polis Taksim’den defol!

Ölenlerin tümü polis marifetiyle öldüğü ortaya çıkmıştı. Emniyet teşkilatı bile polisin şiddeti konusunda kamuoyunun baskısı karşısında geri adım atmış, gösteriler sırasında büyük saldırganlıkları tespit edilmiş memurlarını açığa almıştı. Haklarında da soruşturma açmıştı.

Demek ki, Taksim Direnişçilerinin sloganlarının boşuna değildi. Polis şiddeti ve cinayetleri bakımından bu ülkenin çok parlak (!)bir sicili bulunuyor. Sadece polisle de sınırlamak haksızlık olur. Bütün yönetim mekanizmasını kapsıyor bu vahşi idari yapı. Geçmişten günümüze değişmeyen tek şey budur:

-Devletimiz katildir!

Ayrıca pişkindir de… İnkardan kaçınılmayacak insan hakları ihlalleri söz konusu olduğunda can simitleri vardı:

-Münferit müessif hadiseler!

Nasıl münferit (tekil) ise yıl içinde onlarcası yaşanıyor. Sadece Gezi Parkı Eylemlerinde 4 kişi öldü, 11 kişinin gözü oyuldu, 7800 kişi yaralandı.

22 Haziran akşamı başlayan gösteri için “polis dağılın dediğinde dağılmak gerekiyordu” diye akıl verenlerin Taksim’i izlemedikleri belli oluyor. TOMA su sıkmaya başladığında polise karanfil atmaktan başka bir şey yapmayan kitle geri çekilerek Sıraserviler ve İstiklal Caddesi’ne kadar gelmişlerdi.

Eğer polis hiç su sıkmayıp, gaz kullanmasaydı ortalık karışmayacaktı. O zaman da şu ortaya çıkacaktı:

-Madem sadece polis kalkanı ile dağılabilen bir gösterici kitlesi var, o zaman şimdiye kadar niye bu kadar şiddet
kullandınız?

İktidar Gezi Parkı Direnişi karşısında darmadağın oldu. Ne yapsa alta düşüyor.

Başbakan’ın “orası adı üzerinde Gezi Parkı” dediği yer tersine bir cezaevi haline getirildi. Hiç kimse içeri sokulmuyor!

Sevgili Haslet Soyöz Pazar günü çizdi, Gezi Parkı’nın devlet tarafından konulmuş bir tabelası var:

-Gezmek yasaktır!

Sosyal medya gazeteciliktir

Sosyal medyada bilgi paylaşımı konusunda pek çok eleştiri var. Yanlış bilgilerle birlikte yanlı ve yalan bilgiler de servise konuluyor.

Bunların bir bölümü kasıtlı olabilir. Ama büyük bir çoğunluğu iyi niyetli yapılıyor. Mesela sırtı polis copu veya plastik mermi ile mahfedilmiş gencin fotoğrafının altında şu bilgiler yer alıyor:

-Polis arkadaşımızı bu hale getirdi!

Arkadaş kim? Adı soyadı ne? Olay nerede ve nasıl meydana geldi? Neden? Ne zaman oldu?

Takdir edersiniz ki, bu bir gazetecilik işi. Haberi “imdat insan öldürüyorlar” çığlıklarıyla servis edenlerin yaptıkları gazeteciliktir. Ama habercilik eğitimi olmadığından eksik bilgi veriyorlar. İnandırıcılığını azaltıyorlar. Zamanla gençler bunları öğrenecekler. Herkese de öğretecekler:

-Habercilik işte böyle yapılır!

Gençlerin sosyal medyadaki gazeteciliğine eleştiri getirenler, adı sanı olan yaygın medyadaki gazeteciliğe bakmalılar. Yapılmamış röportajı sürmanşetten veren günlük gazetelerin olduğu memlekette, direnişçi çocukların eksik haberleri “günah” sayılmaz!

Yalancılık konusunda da kimsenin yarışamayacağı “Camide bira içtiler” uydurulmuş haberi var ki, bunu ancak “Allah sizi ıslah etsin” diye bir kenara yazabiliriz.