OYUNU BOZMAK

Türkiye’nin % 9,5 küçülmesine yol açan 2011 krizinin 19 şubat tarihli Milli Güvenlik Kurulu Toplantısında fırlatılan bir anayasa kitapçığı yüzünden çıktığına hala inananlar var.

Oysa krizin bütün emareleri olaydan çok daha önce ortaya çıkmıştı. 19 şubat 2001 den çok önce, daha kasım 2000 de, ekim ayında % 39 olan gecelik faiz oranı %95 e,aralık ayında ise % 138, e fırladığında ortada ne Anayasa kitapçığı vardı, ne de Ecevit’in kameralar karşısındaki açıklamaları…

Ama kimi çevreler, ustaca bir saptırmayla, krizin anaysa kitapçığı fırlatma olayından çıktığına insanları inandırmışlardı.

Ekonomisi cari açıkla dönen bir ülkenin her zaman faiz lobisiyle kucak kucağa yaşamaya mahkum olduğunu bilenler de, son zamanlarda dış odakların kendisine karşı kurdukları komplolardan ve “faiz lobisi”nden söz eden Tayyip Erdoğan’ın şimdi tırmanışa geçen faiz ve dolar fiyatlarıyla, ülkeyi terk eden v etmekte olan sıcak paradan Gezi Olaylarını sorumlu tutmaya kalkması da 2001 anayasa kitapçığı olayı gibi bir kandırmacadır.

Hatta en iyi bildiği şey olan gerginlik siyasetini ustaca kullanan Tayyip Bey için FED Başkanı Bernanke’nin açıklamalarının sonucu olan ve kaçınılmazlığını herkesin kabul ettiği durum üzerine, Gezi Gösterileri bir nimet gibi de görünebilir.

Nitekim göreceksiniz, önümüzdeki günlerde yakıp yıkanların ülke ekonomisini de yerle bir etmeye çalıştıkları edebiyatına çokça başvuracaktır, Başbakan.

***

Tayyip Bey”in bu gerginlik edebiyatından karlı çıkıp çıkmayacağını zaman gösterecektir.

Ama kabul etmek gerekir ki, bu politika çok, ama çok tehlikelidir.

Başbakan’ın son zamanlarda, dinsel motifleri daha da fazla kullanarak, toplumu bölmeye çalıştığını görmezden gelemeyiz.

Sanki Türkiye Dar’ül İslam değil de Dar’ül Harp.

Bu imajı pekiştirmek üzere, Başbakan Gezi Parkın’da içki içilen yerlerin ortasında mescit yapılıp namaz kılındığı, camiye ayakkabıyla girildiği, camide içki içildiği, tesettürlü kadınların örtünmeleri dolayısıyla saldırıya uğradıkları gibi temaları bütün konuşmalarında kullanmakta. camide içki içilmesi olayını tekzip eden müezzin gerektiğinde sürülmekte, fakat İslami değerlerin saldırıya uğradığı duygusu devamlı uyanık tutulmaya çalışılmaktadır.

Başbakan bu davranışıyla, dini değerleri korumak üzere, Cihat ilan etmiş bir görünümdedir ve kendi kitlesini kendi etrafında daha da kemikleştirmek için bu yöntemi benimsemiştir.

Çok klasik ama çok tehlikeli bir yolun tutulmasıyla birlikte bu gün tırmanmada yeni bir aşamaya varılmış bulunmaktadır.

Bir adım ötesi felakettir.

***

Kullanılan yöntem ve toplulukların birbirlerine saldırmasına, kan dökülmesine bile yol açabilecek ölçüde tehlikelidir.

Bu oyuna düşmemek, her sağduyu vatandaşın, özgürlük ve hoşgörü peşinde olan gençlerin boyunlarının borcudur.

Yalnız burada da çok nazik bir başka durumla karşı karşıyayız.

Yandaş medya, Gezi olaylarının ardında şiddet olduğuna kamuoyunu ikna etmek için yalan haberler ve kasıtlı yorumlarla bir bombardımanı sürdürmektedir.

Gezi’nin ardında şiddet olmasa da, 31 mayıs hareketinin önümüzdeki günlerin güç ekonomik konjonktüründe dahli bulunmasa da, bir bölüm Erdoğan yandaşı, Taksim göstericilerinin dini değerlere saldırdıkları, yakıp yıktıkları, ekonomik durumunu bozarak halkın ekmeğiyle oynadıkları gibi bir yanlış algıya kapıldıkları zaman nelere tevessül edebileceklerini düşündükçe insanın tüyleri diken diken oluyor.

Böyle zamanlarda devletin başında devlet adamı basiretine sahip, etkili kişilein olmaması halinde, yani, bugün içinde bulunduğumuz durumda, oyunu bozmak bizzat vatandaşın kendisine düşüyor.

Aman dikkat!