KOMPLO TEORİSYENLERİNİN AMERİKAN HAYRANLIĞI

Komplo teorileri rüyalara benzer. Gördüğümüz rüyalar nasıl kişiliğimize, korkularımıza ve hayallerimize dair ipuçları taşırsa, komplo teorileri de bizleri, komplo teorisyenlerinin dünyayı nasıl gördüğü ve yorumladığı bilgisine ulaştıracak emarelerle doludur. Gerekli olan, eskilerin deyimiyle, sadece “tabir etme” yeteneğidir. Dikkatli bir yorumla komplo teorisyenlerinin tuhaf dünyasının kapısını aralamak mümkündür.

Haziran ayında yaşadığımız halk ayaklanmasının ardından ortaya atılan komplo teorilerinin yorumlanması da söz konusu saçmalıkları üretenlerin ve yayanların korkularını, arzularını ve siyasal ufuklarını gösterecektir. Hatırlanacağı üzere komuyla ilgili önce ayaklanmanın OTPOR Canvas türü örgütlenmeler aracılığıyla tezgâhlandığı, ünlü spekülatör George Soros tarafından desteklendiği iddia edilmiş; sonrasında da ayaklanmayı “Yahudi lobisi”nin planlandığı ileri sürülmüştü. Şu ana kadar gündeme gelen bu iki komplo teorisidir. Dolayısıyla yorumlama işini şimdilik bu ikisiyle sınırlamak gerekiyor.

TÜRK’ÜN ABD’DEN BAŞKA DOSTU YOK

Sırayla hatırlayalım. Ayaklanmanın OTPOR’un, Soros’un ve “baronların” başının altından çıktığını iddia edenlere göre dünya Rotschild, Rockefeller gibi bir eli ABD’de bir eli de İngiltere’de olan aileler vasıtasıyla Londra’nın hakimiyeti altındadır. George Soros bunların emrindedir. Cumhuriyeti kuran İngiltere’dir. Atatürk İngilizlerle anlaşıp onların şartlarını kabul etmiştir. Londra o günden beri ABD’deki adamlarının da yardımıyla Türkiye’yi yönetmektedir. Bunlar ve Türkiye’deki uzantıları Ortadoğu’ya yönelen bir Türkiye istememektedir. Bu yüzden Tayyip Erdoğan’a karşıdırlar. “İngiltere’nin zengin ettiği ağalara başkaldıran” Abdullah Öcalan da bu oyunun farkındadır. Bu yüzden Ankara’ya yaklaşmış; safları sıklaştırmıştır.

Bu türden iddiaların sahiplerine göre Amerikan emperyalizmi diye bir şey yoktur.
İsrail’in kurulmasını da sağlayan Rotschild ailesidir. Ama Rotschildler bunu İsrail’i sevdikleri için değil, dikkatleri üzerlerinden uzaklaştırmak ve kendileriyle uğraşılmasını engellemek için yapmıştır. İngiltere’nin bu oyununun farkında olan “Derin Amerika” Türkiye’nin dostudur. “Derin Amerika” bu tezgâhı bozmak için 2001 yılında İkiz Kuleleri bombalamış ve Londra’daki “baronlara” savaş açmıştır. Bush, bu ailelerin ve Londra’nın oyunlarını bozmak için Afganistan’a ve Irak’a girmiştir. Obama, Putin ve Erdoğan el sıkışarak gaz ile petrol yollarının Ankara’nın eline geçmesi için birlikte mücadele etmeye başlamışlardır. Obama Erdoğan’ı çok sevmektedir. 1960, 1971, 1980 ve 28 Şubat’ı Londra destekli küresel sermaye, yani “baronlar” yapmıştır. Emek Sineması için düzenlenen gösteriler provadır. Reyhanlı Katliamı’nın ardından bu kez de Gezi Olayları patlamıştır. Türkiye’de yatırım yapan yabancılar ile FORBES listesinde yer alan en az 30 işadamı bu işe destek vermektedir.

Burada biraz duralım ve söz konusu iddiaların nasıl bir dünya görüşünün üzerinde yükseldiğini inceleyelim. Öncelikle tespit edilmesi gereken olgu ABD emperyalizmini temize çıkarmak için gösterilen yoğun çabadır. CFR hakkındaki komplo teorilerini anımsatan bu türden iddialara göre ABD, ya da “Derin ABD”, aslında Türkiye’nin dostudur. Baş düşman İngiltere ile “baron” diye anılan ve Yahudi oldukları ima edilen bir takım ailelerdir. Soyut ve muğlak baş düşman figürü aslında bu türden iddiaların sistem eleştirisinden ziyade şarlatanlık olduğunun en önemli göstergesidir. Tüm olumsuzlukların faturası bu “baş düşmana” çıkarılmakta; böylece hem ABD hem de bir bütün olarak emperyalist sistem aklanmaktadır.

Buraya kadar söylenenlerden yola çıkarak bu türden komplo teorilerini savunanların dünyayı nasıl yorumladıklarına dair bir resim çizebiliriz. Öncelikle bunlar en zor anda bile ABD’nin dostluğundan ve çıkarlarının ABD ile aynı olduğundan bahsedebilmekte; ABD ile ihtilaflı olmayı küfür addetmektedirler. Bu konuda en ufak bir taviz bile vermemelerinden yola çıkarak bunların her şeyleriyle ABD’ye bağlı olduklarını söylemek mümkündür. Bağlılık o kadar büyüktür ki ABD’nin rahatsız olacağı düşünülerek İsrail ve PKK’ya yönelik eleştiriler bile bertaraf edilmeye çalışılmaktadır.

Bu türden komplo teorileriyle ikinci olarak AKP hükümetinin, ABD’nin Ortadoğu’da ve Asya’da yapacağı operasyonlarda rol alması meşrulaştırılmak istenmektedir. “Uluslararası komplo”dan şikâyet edenler Afganistan’a, Suriye’ye, Irak’a, İran’a ve “enerji yollarına” yapılacak emperyalist müdahalelerin avukatlığına soyunmakta; ABD emperyalizminin emrine girmeyi “baronlara karşı mücadele” diye yutturmaya çalışmaktadırlar.

Altı çizilmesi gereken üçüncü olgu söz konusu komplo teorilerinin her türlü halk hareketine ve devrime düşman olmalarıdır. Bu yüzden “İngiliz oyunu” dedikleri cumhuriyete de karşıdırlar. Bunlara göre İngilizler Türkiye üzerindeki hakimiyetlerini “baron” adı verilen insanlar sayesinde kurmuşlardır. Tıpkı “Selanikliler”, “Beyaz Türkler” gibi bu baronlar da tasfiye edilmelidir. Böylelikle cumhuriyet rejiminin tasfiyesinde kritik adımlardan birisi olan “sermayenin el değiştirmesi” için yapılacak yeni operasyonlara da yeşil ışık yakılmaktadır.

KILAVUZU BREZİNSKİ OLANLAR

Yahudi lobisi konulu komplo teorilerinde mesele daha da belirgindir. Bunlara göre ABD’nin yaptığı bütün haksızlıkların, zulmün ve sömürünün asıl nedeni Yahudilerdir. ABD’yi yöneten asıl güç Yahudi lobisi, yani Yahudilerdir. Yahudiler ABD’ye aslında yapmak istemediği şeyleri yaptırmaktadır. Dolayısıyla ABD’yi eleştirmenin bir anlamı yoktur. Emperyalizm lafı asla ağıza alınmamalıdır çünkü sol demek Yahudi demektir. ABD içinde de Yahudilere yönelik bir muhalefet vardır ama söz konusu muhalefet yeterince güçlü değildir. Bu yüzden Yahudi lobisinin işini kolaylaştırmamak için ABD ile ilişkiler her daim sıcak tutulmalı, Yahudi lobisini eleştiren “samimi Amerikalılar”a dirsek teması bırakılmamalıdır.

Yahudi lobisi konusunda en sık başvurulan kaynağın Stephen Walt ve John Mearsheimer’in birlikte kaleme aldıkları Yahudi Lobisi Amerikan Dış Politikası isimli kitap olması anlamlıdır. Söz konusu kitap ABD’deki Yahudi lobisinin gücüne ve Ortadoğu’da sürekli İsrail’i desteklemenin ABD’ye maliyetine değinen önemli bir çalışmadır. Yahudi lobisinin ABD’yi ve dünyayı yönettiğini savunanların da belirttiği gibi kitabın yazarları Yahudi lobisinin hışmına da uğramıştır. Ama burada atlanılan ufak bir detay vardır. Aynı komplo teorisyenleri tarafından sürekli adı zikredilen ve ısrarla Yahudi olduğu vurgulanan George Soros ve Barack Obama tarafından “en seçkin düşünürlerimizden” diye taltif edilen Zbigniew Brzezinski Walt ve Mearsheimer’in bu kitabındaki fikirleri savunmaktadır. Söz konusu kitap aslında sadece İsrail’in ABD dış politikası açısından stratejik yük haline gelip gelmediğini tartışmaktadır. Kısacası Yahudi lobisi hakkındaki komplo teorileri aslında ABD emperyalizminin dış politika seçenekleri üzerine yapılan bir tartışmanın üzerinde şekillenmektedir. Bu türden zırvalara inananların kılavuzu Soros ve Brzezinski’dir.

Bu türden komplo teorilerinin başta Suudi Arabistan olmak üzere bölgedeki emperyalizme bağımlı şeyhlikler ve devletçikler arasında yaygın olması tesadüf değildir. Söz konusu hurafelerin ülkemizdeki mümessilliğini AKP’ye yakın çevreler yapmaktadır. Wikileaks belgelerinin de kanıtladığı üzere bunların temel özelliği ABD’ye yakın durmayı bir hayat memat meselesi haline getirmiş olmalarıdır. İtirazları emperyalist sisteme değil; sistem içindeki kendi konumlarınadır. Bu yüzden sırtlarını dayadıkları ABD’nin Ortadoğu’yla ilgili bütün politikalarını canla başla savunurlar. Mısır’daki, Libya’daki, Suriye’deki “Arap Baharları”nı, ABD’nin çıkarlarına uygun olduğu için, desteklerler.

Bunun dışındaki bütün halk hareketlerinden nefret ederler. Bahreyn’deki, Türkiye’deki gibi işlerine gelmeyen ayaklanmalara karşı çıkar; bunların arkasında “Yahudi lobisi” türünden kışkırtıcılar ararlar. Bu esnada kendi arkalarında ABD desteği olmasına çok dikkat ederler. ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone’nin AKP hükümetine verdiği desteğin, her taşın altında “Yahudi lobisi” arayanları bu kadar sevindirmesi boşuna değildir.

ABD’Yİ ELEŞTİRMEYE KIYMAMAK

Ülkemizde gericiliğin komplo teorileriyle ilişkisi yüzyıllık bir hikâyedir. Gericilik günümüzde de komplo teorilerine başvurmakta; OTPOR’dan, Soros’tan, “Yahudi lobisi”nden bahsederek kucağında büyüdüğü Amerikan emperyalizmine sadakatini ilan etmektedir. Gezi Direnişi’nin ardında “uluslararası komplo” arayanlar biçimsel olarak ne kadar farklı şeyler söylerlerse söylesinler, ideolojik olarak aynı çöplükten beslenmektedirler. Bunlar halk hareketine saldırırken ABD’yi göstermelik bile olsa eleştirmeye kıyamamakta; dönüp dolaşıp ABD’nin Türkiye’nin tek dostu olduğunu iddia etmektedirler. Komplo teorisyenlerinin iddiaları dikkatle incelendiğinde ortaya çıkan budur. Söz konusu ABD hayranlığı ülkemizdeki gericiliğin emperyalizme olan ideolojik bağlılığını göstermesi açısından önemlidir. Gezi Direnişi hakkındaki komplo teorilerinin ciddiye alınacak hiçbir tarafı bulunmamaktadır. Bu zırvaların önemi kendilerini ortaya atan ve yayanların işbirlikçi karakterini gözler önüne sermeleriyle sınırlıdır.