ADINA MUSTAFA DEDİM

Siz linç edilir, hedef gösterilirken onlar demokrat demokrat susar. Siz işten atılırken susmakla yetinmeyip patrona arka çıkar, hükümdara ibrik, iktidara çanak tutarak “gastecilik” yaparlar. Sonra bir gün sıra gelir, onlara da kapı gösterilir. İşte o zaman, ansızın Türkiye’de demokrasi olmadığını keşfeder, “mağdur muhalif” kesilip yaygarayı basarlar. Neyse ki mağduriyetin bedeli, peşin alınmıştır: Siz, ödünsüz devirdiğiniz 25 yılın sonunda hala dolmuş beklerken yol kenarında, onlar şöförlü arabalarda dönmüştür köşeleri…

Oysa bedeli ödenmiş dürüstlüğün ödülünü, ne patron, ne iktidar, okur verir yazara. İşte böyle:

“Merhaba Mine ablam… İyisinizdir umarım… Ben imam-hatip mezunu hatta 7 yaşından itibaren medrese okumuş bir kardeşinizim. Sizinle (kitaplarınız yazılarınız vs.) tanışmam 4 sene oluyor sanırım. Bir gece derslerime çalışırken televizyonda şiddetli bir evrim-yaradılış tartışması yaşanıyordu. Ben de bir teist olarak yaradılışçılara destek veriyordum.

Program devam ederken tv’ye telefonla bir kadın bağlandı. Adı bilinçaltımda yer eden bir kadın: Mine Kırıkkanat! Nazik bir söylemle, oradaki Harun Yahya’nın adamlarını ve iddialarını altüst etti. Ve ben ders çalışmak yerine ona kulak verdim, uyanır gibi oldum.

***

Sizin Habertürk ekranında tipik dincilere karşı onların yalanlarını yüzlerine vuruşunuz beni derinden etkiledi… Yalan söylemiyorum, ciddiyim. Ve araştırmaya başladım. Erdoğan Aydın’ın eserleriyle tanıştım. Sorgulama bilincim giderek artıyordu. Lise 1. sınıftaydım o sıralar ve yeni bir Mustafa doğuyordu Mine ablam…

İmam-Hatip’te hocalar sürekli bir Atatürk düşmanlığı edebiyatıyla öğrencilere anti laik zehir, diğer yandan bilimsel felsefe düşmanlığı aşılıyorlardı. Ben Darwin’in Türlerin Kökeni’ni asgari derecede anlasam da o kitaptan, hiç birşeyin aslında dincilerin iddia ettiği gibi olmadığını kanıtlamak için bilimsel felsefe ve daha birçok kitap okumaya ve arkadaşlara anlatmaya başladım. Atatürk’e deccal diyen hocaları da şikayet etmekten geri kalmadım.

Sınıfta bıraktılar; saldırdılar vs. Ama yılmadım, okulu da bırakmadım, mücadelemi de.

Şimdi neden İmam-Hatip’e gittiğimi sorabilirsiniz; küçüklükten beri dinsel mistisizm içinde büyümüş biri olarak mecburdum, din ve hidayet aşkıyla yanıyordum kendimce. Ailevi meseleler yüzünden evimizin yanındaki İmam Hatip’e yazıldım.

***

Diyeceksiniz ki: ‘İyi de Mustafa, bunlardan bana ne?’

Ama ben bunları size beni anlayacağınız için anlatıyorum, çünkü tüm kitaplarınızı okudum. Ve "Umudun Kırık Kanatlarında" adlı kitabınızda, insan ile dertleşen içtenlikte bir yazı tipiniz de vardı ayrıca. O kitaptan çok şey öğrendim…

Yine de ‘Bana ne bunlardan?’ derseniz, ben de ablamla dertleşiyorum, diyebilirim. Çünkü insanı anlayan insan o kadar az ki… Mine ablamın da beni anlamasından öte, onunla konuşabilmek o kadar büyük bir duygu ki, bunu ancak ben bilebilirim, sizin bilebilmeniz için benimle yer değiştirmeniz gerekir!

Gerçekten Mine abla, sayılı gazetecilerdensiniz; güncel konuları özetlemeniz bir yana, benzetme sanatınız hafızalarına yer ediyor insanların… Vatan’dan kovulduğunuzdan beri Cumhuriyet’te yazılarınızı dikkatle takip ettim, birkaç yıl önce kurban bayramıyla ilgili yazınız hala şu an masamda duruyor… Vs, vs, vs…

Umarım tüm bunlardan bana ne demezsiniz, hayalimdeki mütevazı Mine abla demez zaten.
Şimdi sizi fazla büyüttüğümü ya da haksız yere övdüğümü düşünebilirsiniz. Yine tekrarlamak isterim: Bunu anlayabilmek için yer değiştirmek gerekir, yani Mustafa olmalısınız…

Size 4 yıldır ulaşmanın hayalini kurarken, şimdi bu gerçekleşti sanırım. Sizi seviyorum Mine abla.”

***

Ben de seni seviyorum, Mustafa. Senin gibi gençlerin karanlığı yırtarak ışıyan zekası, geleceğe dair güven ve umutla dolduruyor içimi. Yirminci yaşını kutlarım, çok yaşa, güzel yaşa!

*Gerçek adı bende saklıdır.

Düzeltme: 23 Haziran’da bu köşede yayınlanan fotoğraf, Ertuğrul İsmet Örs’ün eseri olup yanlış isim altında yayınlanmıştır. Özür dilerim.

Kuşkusuz düşmanlarımı hak ettim, ama dostlarımı hak ettiğimi hiç sanmıyorum.

WALT WHİTMAN

“G” NOKTASI

Geçen cumartesi, çeşitli gazetelerde yayınlanan tam sayfa “Kaygılıyız” ilanına hem pek şaşırdım, hem de çok güldüm. Şaşırdım, çünkü Cumhuriyet gazetesinin AKP iktidarının ta başında yaptığı “Tehlikenin farkında mısınız?” kampanyasına on yıl rötarlı bir yanıt niteliğini taşıyan ilanı, “ülkenin toplumsal acılarına yakın durmuş ve bu uğurda acılar çekmiş” olarak imzalayanlar arasında Orhan Pamuk, Elif Şafak gibi kaygılılar da vardı. Güldüm, çünkü biz kaygılıyken pek umutlu olan bu ünlüler, anlaşılan tam da biz umutlanmaya başlayınca kaygılanıyorlar!

Türkçe’den çok İngilizce “good morning after supper” karşılığının yakıştığı bu ilanı, benim de sayıp sevdiğim bazı isimlerin, geceyarısı evlerine edilen telefonlara kanıp imzaladığını, sevgili Işıl Özgentürk’ün ‘vay canına’ dedirten yazısıyla öğrendik!