AYAKLAR NE ZAMANDIR BAŞ OLDU?

Kürsüden Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı haykırıyor:

“Sen hangi iktidara konuşuyorsun yahu? AK Parti iktidarıyla bunlar konuşulur mu? Yazılı ve görsel medyadakiler bu tiplere hadlerini bildirmiyor. Önce haddini bileceksin yahu!.. Sen kalkıp da yok bilmem ne platformuymuş, ne platformu olursan ol yahu! Ayaklar ne zamandan beri baş olmaya başladı”.

Bu çok “seviyeli”, edepli, birikim ve bilgi dolu sözcüklere bakar mısınız… Adeta 21. yüzyılın evrensel ve çağdaş değerlerini ortaya koyan düşünce derinliği… Ortaçağı çağrıştıran, “ileri demokrasi” dili… Ne yaratıcı, yapıcı, bütünleyici, birleştirici söylem biçimi… Akılcı, zeki, sonsuz duyarlı, sevgi ve saygı dolu sözcükler…

Bu hassasiyet, bu incelik karşısında insan duyduklarına inanamıyor. Dinlerken bir de baktım kendimden geçmiş; Başbakan’ın sorusuna ciddi ciddi yanıt vermeye başlamışım:

Sahi ayaklar ne zamandır baş oldu?

“Biz” ve “onlar” diye ayırdığınızdan beri… Size oy vermeyenleri aşağıladığınızdan, yok saydığınızdan beri… Milleti tebaanız, bireyleri kullarınız sandığınızdan beri… (Ben de aynı küstahlıkla “sen” diye yanıt vermek istedim ama yapamadım, terbiye…) “Benden olmayan, vatan hainidir, düşmandır, bertaraf olur” dediğinizden beri…

Ayaklar ne zamandır mı baş oldu?

Düşünen, araştıran, eleştiren, tartışan, soran, sorgulayan başlara, hayatı zindan ettiğinizden beri…

Karşı çıkan başları, isyan eden elleri, direnen emeği, boyun eğmeyeni yok ettiğinizden beri…
Sonra durdurdum kendimi. Hem liste çok uzayacaktı hem de demokrasiye bir damla saygısı olan bir insanın, iktidarın bu antidemokratik, bu çağdışı söylemine ve uygulamalarına katılamayacağını anımsattım kendime.

Yazılan ve yazılmayan destan

Başbakan günlerdir bölücü, kışkırtıcı söylemlerini sürdürüyor. Gerçek ve doğru olmadığı çoktan ortaya konmuş örnekleri tekrarlayarak… Yalanlanmış komplo teorilerini ve varsayımlarını yineleyerek… Her seferinde kin ve nefret dozunu arttırarak… Her seferinde din olgusunu daha çok, daha çok kullanarak, dini daha çok sömürerek… “Onlar milyonlarca tweet atsınlar, bizim tek bir besmelemiz oyunları bozar” diyerek din kültürümüze engin katkıda bulunarak… Atatürk’lü Türk bayrağına karşı, 3 hilalli Osmanlı bayrağını önererek… Polisin yazdığı “destan”a varan söylemler. Bölücülüğün bu kadarına ilk kez tanık oluyorum.

Başbakan’ın “destan” dediğinin bilançosu şöyle:

5 kişi yaşamını yitirdi. 11 bin 823 kişi yaralı ya da kimyasal gazdan etkilenerek hastanelere/gönüllü revirlere başvurdu. 10 kişinin gözü çıktı. 5 bine yakın gözaltı…. (Türkiye İnsan Hakları Vakfı)

Ülkemdeki polis şiddetine hem içeriden hem dışarıdan, Avrupa Parlamentosu ve BM’den tepki yağarken; Ethem Sarısülük’ün katil zanlısı serbest bırakılırken, Başbakan “Polise talimatı ben verdim” demek cüretinde bulunarak polis şiddetini onaylar ve kışkırtırken … Benim görebildiğim kadar ortada tek bir destan var:

Gençlerin 28 Mayıs’ta başlattıkları ve Türkiye’nin her yanına yayılan, ileride üzerine çok yazılacak olan “Gezi Direnişi Destanı”.