İKTİDAR 80’LERİ OYNUYOR

Geçenlerde İstanbul’da gazeteciler bir araya gelip “Taksim’de ne oluyor?” değerlendirmesi yaptılar. Toplantının ağırlığını genç gazeteciler oluşturuyorlardı.

Zaten bundan sonra artık gençler konuşsalar çok iyi olacak!…

Gündemin ortasında “şiddet” vardı. Hem halka karşı uygulanan şiddet, hem de bundan nasibini alan gazetecilere yönelik şiddetin boyutları ve ayrıntıları dile getirildi.

İMC-TV’den Haber Müdürü Gökhan Biçici 15 Haziran gecesi başlayan 16 Haziran Pazar günü de devam eden olaylar sırasında polisler tarafından karga tulumba gözaltına alınıp, elleri ve ayaklarından sürüklenerek götürülmüştü.

Gökhan gerçek bir gazeteci olarak kendisinin de mağduru olduğu olayların videoları izlemişti. O gün gazetecilere yönelik taciz, tahkir ve şiddet uygulayan polis birimi ve başında yer alan Emniyet Müdür Yardımcısı (4. Sınıf Em. Md.)hep ayrı kişilerdi. Gökhan şöyle anlattı:

-Beyoğlu İstiklal Caddesinde sarı basın kartı kontrolü yapan ekip, sonra Harbiye’ye geliyor. Burada sarı basın kartı olmayanları gözaltına alıyordu. Sonra Pangaltı’ya Ergenekon Caddesi’ne geçip benim de içinde bulunduğum gazetecilere yöneliyorlar.

O güne kadar polis toplumsal olaylarda doğrudan gazetecilere yönelik şiddet uygulamıyordu. Ama belli ki, devletin tepesinde böylesi bir karar alınmış… İsmi cismi belli olan bir rütbeli polis doğrudan suç oluşturan yasa-dışı bir uygulamanın uygulayıcısı olmaktan kaçınmıyor!

1980’lerde İstanbul’da Çevik Kuvvet Şube Müdürü vardı. Necmettin Yıldırım, polisin doğrudan zor kullanacağı olaylarda birliklerin en önüne geçer, arkasından gelenleri de meydan savaşına götürüyormuşçasına motive ederdi:

-Korkmayın! Kararlı olun! Korkmayın!

Yürüyüşçülerle karşı karşıya gelindiğinde Yıldırım, “yürüyüşünüz yasal değildir” der, 3 ya da 5 saniye sonra ölümcül komutunu verirdi:

-Dağılın/dağıtın!

Çevik Kuvvet Müdürünün bir de “özel ricası” olurdu:

-Önce gazetecilere!

Makinesi kırılan gazeteci şanslı sayılırdı. Çünkü makinesini korumak için onu bebek gibi sarıp sarmalayanların önce kolları kırılırdı!

Şimdi yeniden eski günlere dönüldüğü açık olarak görülüyor. İktidar 12 Eylül uygulamalarının bataklığına doğru hızla yol alıyor. Unutulmasın ki, polis-asker şiddetiyle iktidarda kalan bir siyasi parti tarihte hiç olmadı!

İstanbul’daki “Polisin Anti-Basın Timi” için gazetecilik meslek örgütleri suç duyurusunda bulunması acil bir görev olarak önümüzde duruyor!

‘Bizi çırılçıplak soydular!’

Gazetecilerin yaşadıkları öyle şeyler var ki, bunların bazılarından aktif gazetecilerin bile haberi olmayabiliyor.

Örneğin Etkin Haber Ajansı Haber Müdürü Derya Okatan ile editör Arzu Demir’in evleri savcı gözetiminde polis tarafından 18 Haziran’da basılıyor. Arzu Demir bu baskın anlarını aktarırken kadın gazetecilerin tüyleri diken diken oldu “Nasıl yaptılar bunu?” diyerek isyan ettiler. Arzu anlattı:

-Tam 44 polis gelmişti. Evde kağıt olan her şeyi alıp götürdüler. 1000’den fazla kitabımızı aldılar. Derya ile bana cinsel şiddet uyguladılar. Bizi çırılçıplak soydular, üst aramasını böyle yaptılar! Odada erkek polisler de vardı!

Soruları yere serer: Musa Ağacık

Onun sorularına dayanmak kolay değildir. Muhatabını sorusuyla adeta bitirir. Cevap vermese bile soruyu alan kişinin o konuda kıpırdayacak yeri kalmayabilir.

Bu yüzden de Babıali’de “Musa Sorusu” diye bir kavram oluşmuştur. Geniş kapsamlı büyük toplantılarda bazı gazeteciler soru haklarından feragat ederek topu ona atarlar:

-Benim yerime Musa Ağacık sorsun!

Musa sessizce not alırken salondan bir uğultu yükselir “Musa hadi sorsana” diye hafiften bir tezahürat başlar.

Musa karşısında olanın mevkiine makamına değil, sorunun ve konunun özüne bakar, sorusunu yapıştırır!

Bu yüzden de güç mevkilerinde olanlar ve onların yanındakiler Musa’yı sevmezler.

Musa Ağacık ise yılların birikimiyle muhalif yerinden kıpırdamadan aynı işi yapar:

Sorularıyla yere serer!

Önceki gün Akil İnsanlar, Başbakanla yaptıkları son toplantıdan çıkarken “Gezi Parkı için bu kadar şiddet uygulayan bir liderin barış getireceğine inanıyor musunuz?” diye soruyor.

Sorunun muhataplarından önce Başbakanlık korumaları Musa’nın üzerine çullanıyorlar. Cebir ve şiddetle onu uzaklaştırıyorlar.

Bugüne kadar Musa’ya pek çok liderin koruması saldırdı, örseledi, darp etti. Bugün o liderlerin ve korumaların hiç birisi yok.

Ama Musa ve onun yere seren soruları zalimlerin karşısında cesaretle duruyor! Çünkü o sadece ve sadece:

-Gazeteci Musa Ağacık’tır!