DARBE OLMASAYDI…

Sosyal gelişmeler ve demokrasinin girift ilişkileri, zaman zaman bedahat (besbelli , apaçık olan gerçek) gibi görünen kimi tümcelerin içini boşaltmaktadır.

Düşünceyi slogana indirenlerin, düştükleri kaçınılmaz tuzaktır bu.

Bu slogan tümcelerden biri de şudur:

-Seçimle gelen, yine seçimle gitmeli!

Kuşkusuz öyle olmalı. Kimse de buna karşı çıkamaz, ama bunu yaparken şu sorunun yanıtı vermeyi de ihmal etmemeli:

-Ya seçimle gelen devlet erkini kullanıp, seçimle gitmenin yolunu tıkarsa ne olacak?

“Seçimle gelen, seçimle gitmeli”nin geçerliliği, seçimle gelenin demokrasinin kurullarına uyması, demokratik gidiş yolunu açık tutmasıyla mümkündür.

Demokrasiyi yalnızca, iktidarların nasıl el değiştireceğinde,aramak eksik bir davranış biçimidir. Aynı zamanda onların edimlerinin içeriğine de bakmak gerekir.

Seçimle gelen demokrat kaldığı sürece seçimle gitmek kuralına bir diyecek yok.

Peki seçimle gelen devletin erkini kullanarak bir dikta kurduysa, o zaman ne olacak?

Çünkü çağımızda tüm diktalar, darbeyle gelmiyor, seçimle gelenler de var.

Maurice Duverger “Seçimle Gelen Krallar”ı yazalı elli yıldan fazla oldu.

Mısır’a bakarken, olayın bu yönünü de göz önünde bulundurmak gerekir.

Yine gözden uzak tutulması gereken, Tahrir meydanındaki halktır.

***

Sandıktaki oy. halkın iradesinin ifadesidir. Peki Tahrir’de ve Kahire sokaklarındaki iki milyon gösterici neyin ifadesidir?

Demokrasinin kurallarına uyulmaz, ifade özgürlüğü kısıtlanır, yargı yürütmenin sultası altına sokulursa, meydanlarda barışçıl gösteriler şeklinde tezahür eden halkın iradesi yaşama nasıl geçecek?

Demokrasilerde, muhalefetini dile getirenlerin, oyunun kurallarına uymaları isteniyor haklı olarak. Ama, aynı zamanda kötüye kullanıldığı takdirde tehlikeli bir silah, ya da silahların en tehlikelisi olan iktidar erkini ellerinde tutanların da oyunun kurallarına uymaları gerekmiyor mu?

Demokrasiyi çiğneme konusunda, iktidarın olanakları, muhalefete oranla çok daha büyüktür.

Mısır’da Mursi, demokrasinin kurallarını ayaklar altına alıp, kurumlarına saldırmıştır.

Bu durumda, Tahrir meydanında tezahür eden halkın iradesinin yaşama geçmesi nasıl mümkün olacaktır?

Burada, Tahrir’de ifadesini bulan karşı çıkmanın çoğunlukta olup olmadığı değildir.

Çoğunlukta olmasa da önemi yoktur. Çünkü demokrasinin kurullarına uyulması için çoğunluk talebinin olması zorunlu değildir.

***

Ama sapla samanı birbirine de karıştırmamak gerek. Mısır’da olan devrim falan değil bir darbedir.

Eylem bir darbedir. Ama yıkılan demokrasi değil, diktadır.

Bu durumda “Mısır’da darbe yapılarak, demokrasiye karşı suç işlendi”, demek mümkün değildir.

Mısır’da darbeden çok önce, demokrasi devrilen Mursi tarafından katledilmiştir.

Bu durumda söz konusu olan, hukukta işlenemez suç denen kurumdur.

İşlenemez suça bir örnek verelim:. Ahmet Mehmet’i öldürmeye karar verir. Mehmet yatarken, üzerine bir şarjör kurşunu boca eder, ama yine de katil suçu gerçekleşmez. Çünkü Mehmet, daha önce kalp krizinden ölmüştür.

Öleni bir daha öldürmek mümkün değildir.

Bu durumda, “Mısır’da darbe olmasaydı demokrasi devam edecekti” demek , “Ahmet ateş etmeseydi, Mehmet yaşayacaktı” demek kadar mantık dışıdır.

Özetleyelim, Mısır’da bir diktatör, darbe ile devrildi.

Burada taraflardan birini ya da öbürünü desteklemeye çalışmak değil, ne olduğunu anlamak önemlidir.

Darbeler kendi başlarına ne demokrasinin ne de ekonominin sorunlarını çözebilirler.

Demek ki, Mısır’ da önemli olan da bundan böyle ne olacağıdır.

Nasıl ki, darbeyle devrilmiş olması, Mursi’yi demokrat ve haklı kılmıyorsa, Mursi’nin diktatör olması da, darbecilerin yarın öbür gün uygulayabilecekleri baskı yöntemlerini haklı kılmayacaktır.

Bir yanlışın karşısına başka yanlışla çıkararak, onu doğru kılmak mümkün değildir.