GEZİ PARKI’NDAN YASSIADA’YA

(Yine rant, yine tepeden inme projeler)

Biri İstanbul’un tam kalbinde, üzerinde oynanan rant ve otokrasi oyunlarıyla bir ay önce ülkede kitlesel direnişi başlatan bir yeşil alan, diğer ikisi Marmara’da 2 ıssız ada. Ne ilgisi var demeyin sakın. Yassıada ve Sivriada için hazırlanan projenin nasıl bir süreçten geçtiğini bilirsek AKP iktidarının rantsal projelerdeki hızını ve hırsını çok daha iyi görebiliriz.

Biliyorsunuz Yassıada bir dönem Adnan Menderes ve arkadaşlarının yargılandığı 1978’e kadar Deniz Kuvvetleri’nin kullandığı bir ada. 1993-1995 arasında İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nin faaliyet gösterdiği 2 yıllık süreyi saymazsak 30 yılı aşkın bir süredir terk edilmiş durumda. 1976 yılından beri Marmara Denizi’ndeki diğer adalar gibi (Büyükada, Heybeli, Burgaz, Kınalı, Sedefadası) Yassıada ve Sivriada da “doğal ve tarihi sit alanı” kapsamında çünkü her iki adada da Osmanlı dönemine ait şato kalıntıları, Bizans dönemine ait sarnıç bulunuyor. Doğu Roma İmparatorluğu döneminde 4. yüzyıldan itibaren bir sürgün yeri ve din adamlarının inziva yeri olarak kullanılmışlar, bunun yanı sıra her iki ada da doğal yapıları, zengin bitki örtüsü ve biyoçeşitliliği ile sürdürülebilir ekosistemi bünyesinde barındırıyor.

Bu kısa girişten sonra gelelim neler olduğuna… Her iki ada da kısa bir süre önce alelacele bir yasal düzenleme ile ilgili hiçbir kurum ve kuruluşa danışılmadan sit kapsamından çıkartıldı, ardından yeni imar planları hazırlanarak Adalar Belediyesi’ne gönderildi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan hatta onaylanarak askıya çıkarılan ve itiraz süresi 12 Temmuz’da dolacak olan bu plana göre her iki ada da yüksek yoğunluklu (yüzde 65) yapılaşmaya açılacak.


Planda AVM, oteller, restoranlar, kongre merkezleri, helikopter pisti yer alıyor. Her iki adada da proje yap-işlet-devret modeli ile yaşama geçirilecek ve tabii Gezi Parkı’ndaki ‘kent müzesi’ni kullandığı gibi burada da iktidar kamuoyunda tüm bunları meşru hale getirmek için “demokrasi müzesi” kuracağız söylemini ön plana çıkartıyor. 
İstanbul gibi dev bir mega kente bu kadar yakın bu iki adanın bugüne kadar tarihsel, mimari, arkeolojik ve ekolojik değerlerini araştıracak, tanıtacak bir çalışma yapılmamış ve uzun yıllar boyunca kaderine terk edilmiş olması üzücü. Gerçekten de konuya bütünsel bir planla yaklaşarak mutlaka sit özelliğini de koruyarak yeni bir model geliştirilebilir hatta geliştirilmelidir de. Ancak burada yapılmak istenen bu adaların bağlı bulunduğu yerel yönetimin hiçe sayılarak tepeden inme bir ticari projeye dönüştürülmesi. Zaten Adalar Belediyesi 2009 yılında Yassıada, Sivriada ve yine ilçe sınırlarındaki Tavşanadası’nı koruyarak sahip çıkmayı üstlenmek için Hazine’ye başvuru yapmış ve tahsisini istemiş ancak bu istemi reddedilmiş.

Şimdi ise yap-işlet-devret mantığıyla gerçekleştirilecek ve sadece kâr amacıyla yapılacak bir dönüşüm var karşımızda. 
Tepeden inme projeler bunlar. Tıpkı Gezi Parkı’nda ve Topçu Kışlası ısrarında olduğu gibi. Plana falan bakılmıyor. Hükümet göstermelik olarak hazırlattırıyor planları ama öte yandan istedikleri projeleri üretiyor ve uygulamaya sokuyor. Burada da Adalar Belediyesi’nin halen hazırlamakta olduğu 1/1000’lik Koruma Planı işlevsizleştiriliyor. Hatta geçtiğimiz aylarda Sapanca’da düzenlenen bir arama konferansı ile başlatılan ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nin öncülüğünde yürütülen turizm master planı çalışması da aynı şekilde. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kendi önayak olduğu master planını beklemeden yasaları çıkartıyor. İstanbul Adaları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği’nin 7 Şubat’ta Yassıada ve Sivriada’nın sit kapsamından çıkarılmasına ilişkin yaptığı itiraz da sonuçsuz kalıyor.


Yassıada ve Sivriada üzerine oynanan bu oyun tehlikeli çünkü her iki adanın da diğer yerleşik adalardan kopartılması mümkün değil ve bu yeni imar planı bu iki adadan başlasa da geri dönülemez şekilde diğer adaları da yapılaşmaya açacak ve tahrip edecektir. 
Çünkü yürütülen mantık “Ben açıkladım, zaten bana oy veren yüzde 50’nin de onayını aldım, istediğimi yaparım, sen itiraz edersin, ben reddederim, sonunda benim istediğim olur” mantığı. 
Gezi ile başlayan süreç ise bize birlik ruhunu, ortak mücadeleyi, kamusal alanlarımıza yapılan müdahalelere karşı çıkmayı öğretti. Bu iki adayı AKP’nin kaderine terk etmeyelim…