HER GİDENLE EKSİLMEK…

Paris’in göbeğinde 1700’lerden kalma Odeon Tiyatrosu… Ben öğrenciliğimde orayı Kâbe bellemiştim… Çoook yıllar sonra o büyülü mekânın sahnesine çıkıp konuşma yapacağımı söyleseler inanamazdım. Ama oldu işte. Fransa’da “Türkiye Mevsimi” vardı (2010). O çerçevede Odeon Büyük Salon’da “Türkiye’de Tiyatro Politik Bir Mesele mi?” başlıklı panelde dört konuşmacıydık. Bir yanımda Işıl Kasapoğlu ve Nedim Gürsel; öteki yanımda gazetemiz Paris yazarı Uğur Hüküm… Panelde, Işıl ve Nedim kendi deneyimlerini dile getirirlerken Uğur Fransa’daki tiyatronun altyapısını; ben de Türkiye’deki tiyatroyu anlatıyordum. Uğur’u son görüşüm olduğunu bilmiyordum. 
Önceki gün gazetenin birinci sayfasında Uğur Hüküm’ün gülen yüzü, gülen gözleri bana bakıyordu… 64 yaşında… Bir kalp krizi… Daha yenilerde pazar yazılarının birinde Gezi Direnişi’ni Fransız basınının nasıl ele aldığını irdeliyordu. Ve yazısı ders niteliğindeydi… Gazeteci, yazar, Radio France’ın uzun yıllar çalışanı… Haksızlığa, sömürüye, baskıya her daim karşı çıkışıyla, dayanışmaya, dostluğa verdiği önemle geçen kısa sayılacak bir ömür… Tüm yakınlarına sevenlerine sabırlar diliyorum.

Cömert ve yaratıcı yürek

Sait Maden… Onun o çok cömert, çok efendi, çok çalışkan, çok yaratıcı, çok inatçı (yaptığı işte inatçı, ilkelerinde inatçı, mükemmeli yakalama çabasında inatçı), çevresine sonsuz saygılı yüreği durduğunda, günlerden 19 Haziran’dı… O günden beri bu eşsiz insan için birbirinden güzel yazılar yazıldı. Şairliği, grafik sanatçılığı, çevirmenliği, 8000 kadar kitap ve dergi kapağı çizmesi, 500 kadar logo, şiir antolojileri… Söylenecek hiçbir söz ona artı bir şey katmayacak. Benim şimdi yaptığım bencillik… 
Şimdi yaptığım, 1969’da Grafik Sanatçıları Derneği’nin kuruluşundan beri tanıdığım, Sanat dergisi yıllarım boyunca yollarımızın çok sık kesiştiği, hep saygı ve hayranlık duyduğum Sait Maden’e bir kez daha sevgi duruşunda bulunmak… Bir de şunu vurgulamak: Ülkemde gençler Baudelaire, Eluard, Neruda, Paz, Aragon, Mayakovski ve daha nice dünya şairini Türkçe okuduklarında; ellerine aldıkları kitapların kapağındaki grafik ustalık dikkatlerini çektiğinde; inanıyorum ki Sait Maden o afacan ve bilge haliyle gülümsüyor olacak.

Denizin tuzu, güneşin balı

Dünya şiirine olan egemenliği, evrensel kültür birikimi Sait Maden’in kendi şiirini de değiştirdi. Evrenselle yerel arasında, sesle çizgi, susuşlarla haykırışlar arasında köprüler kurdu. Onu bu pazar, “Kimlik” adlı şiiriyle anıyorum:
“Ben de var oldum bütün bu nesneler arasında 
su gibi, ağaç gibi, ot gibi gerçek. 

Kimi kanatlar öptü, kimi ayaklar alnımdan, 
ya sevinçten içerim pır pır; ya korkudan benzim uçuk. 

Titredim karşısında dünyanın gün gün, saat saat 
taşlar arasında ben yüce, düşler arasında ben küçük. 

Bütün değişimlerin durdum eşiğinde uykusuz 
bir yüzüm gecelerden içeri, bir yüzüm tanlara açık. 

Ve tenle can arasında mevsimler boyu 
bir elim çöl, bir elim çiçek. 

Her şeyle, her şeyle, her şeyle kardeşliğim var: 
Denizle kum, yaprakla çiğ, balıkla kılçık. 

Dağın arka yamacında kalanlara kör 
Götüren kervan oldum bulut ve burçak. 

Uçsuz bucaksız evrene oğullar, oğullar saldım, 
Atlar ki zor karanlığı yırtıp geçecek. 

Tattım denizlerin tuzunu, bal sızdırdım güneşlerden, 
Yaşayanlarla öldüm, ölülerle dirildim; Ne kaldı çok çok?”