BU POLİS KİMİN POLİSİ?

Bu polis kimin polisi? Bu yargıç kimin yargıcı? Bu sanatçı kimin sanatçısı? Bu yazar kimin yazarı?

Listeyi uzatabilirim. Tüm meslekleri, tüm uğraşları, sonra insanları, olayları bu sorunun peşine takabilirim: Bu gençlik kimin gençliği? Bu mazlum ve mağdur haller kiminki?

Başbakan alıştırdı bizleri buna… Benim polisim… Benim yargıçlarım… Benim mağduriyetim… Benim mazlumum…

Şafak Pavey’den ders

CHP İstanbul milletvekili ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Şafak Pavey’in Meclis’te yaptığı konuşma günlerdir internet ağlarında dolaşıyor. Tekrar tekrar okudukça, bu polis kimin polisi sorusu daha da önem kazanıyor.

ABD Başkanı Obama’nın komplo geleneğine 2009’da verdiği bir yanıtı alıntılayarak başlıyordu konuşmasına Şafak Pavey:

“Dünyanın her yanında nifak tohumları ekmeye çalışan ya da kendi toplumlarındaki sorunlar için Batı’yı suçlayan liderlere sesleniyorum: Bilin ki, kendi halkınız neleri yok ettiğinize göre değil, neleri inşa edebileceğinize bakarak sizleri yargılayacaktır. Yolsuzluk, aldatma ve muhalifleri susturma yoluyla iktidara yapışıp kalanlara sesleniyorum: Bilin ki, tarihin yanlış tarafında duruyorsunuz…”

Pavey, “Dünyanın bütün beceriksiz hükümetleri halkın canına okuduktan sonra, kendi günahlarını komployla temizlerler” dedikten sonra, hem kendi hem de CHP’li diğer milletvekillerinin yaşadıklarından örnekler veriyordu:

Yürüme güçlüğü olmasına karşın, polisin bariyerlerinin açılmayıp arabadan indirilmesi… CHP vekil kimliğine yönelik nefret… Arama yapmak için polisin kolunu kaldırmasını istemesi. Protez kolunu kaldıramadığını söyleyince, ısrar. Vekil kimliğine karşın ısrar. “Vali emri…”

Ve Şafak Pavey “Valinin CHP’li vekillerin gözünün yaşına bakmayın” emrini verdiğini söyledi. “Bu doğru mu?

Başbakan’ın, polis memurlarını ‘kişisel askeri’ olarak tanımlayan konuşmasından sonra doğru gibi görünüyor.

Umarım yanılıyorumdur. Umarım bunlar, valilik talimatı ile değil, bazı polislerin, CHP vekillerine duydukları şahsi kinden ötürü başımıza geliyordur. Sendikal hakları bile olmayan ve olaylardan vicdanları ve itibarları yaralanmış, can kaybetmiş polislerimizi tenzih ederim. Ancak bu iddiayı hükümete sormak mecburiyetindeyim.”

Doğrusu ben de bu iddianın doğru olup olmadığını merak ediyorum. Bu polis kimin polisi diye sormam ondan…

Can Yücel’in kırılan mezarı

Dün haberini okudunuz. Datça’da Can Yücel’in mezarını yıkanlar beraat etti… İster istemez sorar oldum: Bu hâkimler kimin hâkimi…

Soruma yanıt elbet alamayacağım. Ama şairin eşi Güler Yücel kararı öğrenir öğrenmez “Can Taşı” adlı yazıyı /şiiri kaleme aldı:

“Can Taşı, / balyozla parçalanabilir, / yok edilebilinir, ama .. / ŞİİR öyle bir taştır ki, / ne balyozlan yıkılır, / ne yok edilir, / ne de balyozlan parçalanır… / ŞİİR /kalplere mıhlanır, / toprakta çoğalır, / göklerde yükselir… /Senin gibi Can…”

Kızı Güzel Yücel, bu satırları iletirken bana, annesine de şu notu düşmeyi ihmal etmedi: “Balyozlar sadece babamın şiirlerini çoğalttı… ” Doğrudur!

Not: Sevgili Işıl Özgentürk ve Sevgili Mine Kırıkkanat, kendi köşelerinde “Kaygılıyız” başlıklı ilana ilişkin düşüncelerini açıkladılar. Gazetemizden Ataol Behramoğlu ve ben de imzaladık. O nedenle hemen bir açıklama yapmak gereğini duydum. “Kandırılmak” vb söz konusu değildir. Ben bir çağrıyı imzalarken kimler imzaladı diye değil metinde söylenene bakarım. Hele hele “Bizler” – “Onlar” ayrımcılığına karşı çıktığımız bir dönemde, aynı yanlışa düşmeme gayreti içindeyim.