HUKUK MU ZULÜM MÜ?

İleride yaşadığımız son on yılın romanı yazılacak olsa, belki de en iyi başlık şu olur:

“Kuddusi Okkır Öldürülürken Neredeydin?”

Sakın ola ki, “Kuddusi Okkır öldürülmedi, eceliyle öldü” demeye kalkmasın kimse!

Düpedüz öldürüldü. Herkesin gözünün içine baka baka, teamüden öldürüldü.

6 temmuz cumartesi Kudussi Okkır’ın ölümünün 5. yıl dönümüydü. Eşi S. Okkır 6 temmuzda haklı olarak yakınıyordu:

-5 yıldır kimse bize destek olmadı. Eğer Gezi gibi direnişler o günlerde olsaydı, hiçbir şey böyle i olmayacaktı.

Kuddusi Okkır, bir önlem olan tutukluluk yoluyla yargısız infazla idam edildi.

O zamandan beridir de, ne Milletvekilleri’nin çoğunluğunun, ne hükümet üyelerinin, ne de özel yetkili mahkeme yargıçlarının vicdanları sızlıyor bu durum karşısında. Tam tersine, tutukluluk yoluyla infaz sürüyor.

Kompozisyonu, AKP’nin 12 eylül Anayasa Referandumu ile “düzeltilmiş!”, Anayasa Mahkemesi,herkesin vicdanını sızlatan tutukluluk konusunda bir karar verdi.

***

Anayasa Mahkemesi devlete karşı işlenen suçlarda tutuklama süresinin iki kat , yani 10 yıl olmasını, oy birliğiyle ölçüsüz bularak iptal etti ve düzenleme yapması için Meclis’e bir yıl süre verdi.

İlk bakışta anlaşılması güç görünen karar ile mahkeme galiba şunu söylüyor:

-Ben 10 yıllık süreyi ölçüsüz buldum.Ama yine de bundan yıllardır içeride yatanlar, 1 yıl daha yatsınlar bakalım. Siz de acele etmeyin 1 yılda zarfında bir yasa çıkarın.

Bu durumda ortada yanıtlanması gereken şu soru var:

-On yıllık “ölçüsüz” ise, yeni düzenleme yapılana kadar yatan beş yılın üstündeki tutuklular, bundan böyle hangi mantıkla içeride tutulacaklar?

5 yılı aşkın süre anayasaya aykırı ise, bunların içeride kalmaları Anayasa’ya aykırı değil mi?

Cumartesi günü Antalya’da ,iki emekli savcı, iki seçkin hukukçu iki değerli yazar Vural Savaş ve Çetin Yetkin ile bu konuyu konuşuyoruz. Her ikisi de tutukluların mahkemeler tarafından derhal serbest bırakılmaları gerektiği konusunda görüş birliği içindeler…

Çetin Yetkin daha önce çok duyduğum, benim de paylaştığım bir öneri yapıyor:

-Bütün yargıçların staj dönemlerinde bir süre hapishanelerde yatmalılar. Böylelikle tutukluma kararı verir veya uzatırken, neye karar verdiklerini bilirler.

***

Hukukçular, beş yılı aşkın süredir tutuklu bulunanların bir an önce salıverilmeleri gerektiğini gerekçeleriyle açıklıyorlar.

Bakın Sami Selçuk ne diyor:

“… Onların zaten bu kadar uzun tutuklanmalarına da gerek de yoktu. Kanıtları karatmayacaklar, kaçacak durumları yok, adli kontrol diye bir mekanizma var. Asıl olan hak ve özgürlüktür. Ceza yargılaması hukukun varlık nedeni budur.”

Yılların ceza avukatı İstanbul Barosu eski başkanlarından, Turgut Kazan diyor ki:

“Hem adil yargılanma hakkı hem özgürlük dengesi düşünüldüğünde, derhal yürürlüğe girecek bir iptal olmalıydı. Eğer uygun adil yargılama yapan mahkemeler varsa 1 yıllık erteleme sorun yaratmaz Aykırılık saptandığında mahkeme mahkemeyse, adil yargılama yapıyorsa, tutukluluğu kaldırır. Ama özel yetkili mahkemelerin adil yargılama yaptığına inanmadığım için ne yazık ki, olumlu sonuçlar getirebileceğine , bazı davalar için umutla bakmıyorum. İnşallah yanılırım”

Turgut Kazan’ın açıklamasının can alıcı bölümü şu:

“Eğer mahkeme mahkeme ise”

Bu kuşku bir kez insanın aklına düştü mü, değil on yıllık, beş yıllık, on günlük tutukluluk bile kamu vicdanını yaralar.

Şimdi herkesi bu tutukluluklaer konusunda şu soruyu, hukukçulara değil, kendi vicdanlarına sormaya çağırıyorum:

Bu tutuklukla infaz yöntemini vicdanınız kaldırıyor mu?

Bunun yanıtı hayır ise eğer, hukukçu ya da mehkeme ne derse desin, kıymeti yoktur.

Kamunun vicdanını yaralayan hukuk, hukuk değil , zulümdür.