O KADINI İKİYE BÖLMEZ MİYDİM…

Adı: Sabri Çelebi.

Nam-ı diğer: Palalı!

Türkiye onu, Taksim Talimhane bölgesinde elinde “palayla” genç bir kadına saldırırken, dahası tekme atan görüntüleriyle tanıdı.

Tutuklanması istemiyle çıkarıldığı mahkemede, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

“Palalı” Sabri Çelebi’ye avukatı aracılığıyla bulduk ve aklımızdaki soruları yönelttik.

Çelebi, palayla saldırdığı genç kadının kendisine daha önce dükkanda saldıranlar arasında olduğunu iddia etti!

Saldırının gerekçesini böyle dillendirdi!

O genç kadını da bulduk.

Görüştüğümüz genç kadın, bu iddiayı kesin bir dille yalanladı; özetle şunları söyledi:

“Bana saldıran o kişiyi, ilk olarak saldırı anında gördüm. Ne dükkanına gittim, ne daha önce gördüm. Nasıl böyle bir yalan söyleyebilir? Hazmedemiyorum. Utanmıyor mu? Ben TOMA’dan ve gaz sıkmasından kaçıyordum.

Saldırganın doğru söylediğini nasıl düşünebilirler?”

Evet, saldırıya uğrayan genç kadın isyan ediyordu.

Peki, “Palalı” Sabri Çelebi neler dedi?

İşte Türkiye’nin konuştuğu Sabri Çelebi’yle yaptığımız o söyleşi:

Barış Pehlivan: Siz olay günü işyerinizde miydiniz?

Sabri Çelebi: Restoran-kafemiz var. Üst katında da bizim turizm acentelerimiz bulunuyor. Elemanlarımla göstericilerin arasında bir tartışma çıkmıştı. Ben de üst kattan aşağı indim. İnince onlar bana da tepki gösterdi.

İşyerinin içinde gaz maskeleri çıkarılmıştı masalara. Biz de ona tepki göstermek istedik. Hani “Burada yapmayın, dışarıda yapın” diye… Bize dedikleri tek şey “AKP’li misiniz? Neden böyle yapıyorsunuz?” Biz de “AKP’li falan değiliz, müşteri etkileniyor. Görüyor; korkuyor. Polis içeri girecek; gaz bombası atacak, sonra başımıza iş alacağız” gibisinden rica ettik. Olmadı. Saldırmaya başladılar. Provokatörler vardı içlerinde.

B.P: “Saldırmaya başladılar” derken?

S.Ç: Bana vurmaya başladılar. Özellikle iki tane kadın direkt göğsümü çizdi. Böyle birşey görmedim ben.

B.P: Ayrıntılandırır mısınız bu iddianızı…

S.Ç: İçeride tartışma olduğunu gören, dışarıdaki insanlar da bize saldırmaya başladılar. Gitgide kalabalık olmaya başladı. Hani bizi linç edeceklerdi zaten… Sandalyeler, camlar kırıldı. İçeriye misketler atıldı. Bizim personelden birkaç tanesine kafasına misket bile geldi.

B.P: Misket atan göstericiler miydi?

S.Ç: Ben bütün göstericilere mal etmiyorum. Sonuçta benim arkadaşlarım da var bu göstericiler içerisinden. Yani sürekli muhabbet ettiğim, aynı ortamda oturduğum insanlar… Ben tekrar söylüyorum: Bu Gezi olayları başladığı zaman ilk günler; biz de sempati duyuyorduk her insan gibi. Ama olaylar farklı yerlere çekildi. İki-üç kere bizim dükkanımızın camları kırıldı. Masalarımız, sandalyelerimiz yakıldı. Yani bir tarafta polis var, diğer tarafta gösterici var. Birine yardım ediyorsun, öbüründen tepki alıyorsun. Tek suçumuz; bizim Taksim’de işyeri sahibi olmamız. Tek suçumuz esnaf olmamız. Ekmek derdimizde olmamız. Başka birşey değil bu.

B.P: Palayı neden elinize aldınız? Amacınız neydi?

S.Ç: Palayı bilinçli bir şekilde almadık, kendimizi korumak için… Bana kalabalık bir grup vurmaya başladı. Onları püskürtmek istedim. Vurmak gibi bir niyetim yoktu.

“TOKAT ATAR GİBİ HAFİF ŞEKİLDE VURDUM”

B.P: Palayı ne için kullanıyorsunuz iş yerinizde?

S.Ç: Bizim aşçımız kebap yapıyor orada. Kebap yaparken kullanılır. Hem pala değil o, et zırhı. Siz “pala” diyorsunuz. O an o elime geldi. Kendimi korumak, o kadar kalabalığı geriye çekmek. Ama bilinçli yapılan bir şey değil. Bir anda gelişti. Benim yerime bazı insanlar kendini koysun. Size 300-400 kişi saldırıyor…

B.P: 300-400 kişi mi size saldırıyor?

S.Ç: Yani dışarıda aşırı bir kalabalık var. Polislerden kaçan bize doğru geliyor. Dışarıdaki bazı provokatörler “bize saldırıyorlar” diye bağırdığını, küfrettiğini görüyorsunuz. Yani vuran vuruyor zaten. Ondan sonra ben de zırhı aldım. Püskürtmek amacıyla, kendi dükkanımız korudum yani.

B.P: Tam köşede sizi bir kadına tekmeyle ve palayla vururken görüyoruz. O da mı size saldıran bir kadındı?

S.Ç: O kadın onlardan bir tanesiydi. Ayrıca ben kadına palanın orta kısmıyla tokat atar gibi, hafif bir şekilde vurdum. Ondan sonra benim anneme küfretti. Suçsuz olsa, ben ona hafif vurduğumda giderdi, Arkamdan bir daha anneme hakaret etmezdi. Herkes “kadın” diyor ama, benim annem de kadın. Beni dünyaya getiren insan. Benim en sevdiğim varlığım. Kadın diyorlar ama, bunu da göz önünde bulundursunlar. Doğru bir şey mi, değil. Bütün kadınlardan özür diliyorum. Bizim örf ve adetlerimize yakışmayan bir şey zaten bir kadına el kaldırmak. Ben Mardin’liyim. Bize yakışmayan bir şey yaptığım için, her ne kadar anneme küfredilmiş olsa bile özür diliyorum bütün kadınlardan.

B.P: Saldırdığınız kişi, sizi yalanlıyor. Görüntülerde de yok. Tam gazdan ve TOMA’nın su sıkmasından kaçarken, orada üzerine geldiğinizi söylüyor.

S.Ç: O kadar insan geçti oradan. Bayanın önünden o kadar erkek geçti, benim gücüm sadece o bayana mı yetti? O palayı kim gördüyse kaçtı zaten. Ben öndeki erkeğe niye vurmadım da, o kadına niye vurdum? Bazen mantık yürüyorlar, bu mantığı da yürütsünler yani..

B.P: Neden vurmuyorsunuz erkeğe, size saldırmadı diye mi? Orada bir anlamda “seçme” mi yaptınız?

S.Ç: Seçme yapıyorsunuz. Sivil insanlar bellidir zaten. Size saldıran insanlar belli zaten. Anlatabiliyor muyum yani? Orada göstericilerin içine giren, hırsızlar var yani benim dükkanımın elli metre ilerisinde Akbank var, TEB, Ziraat var. Bunların hepsi yağmalandı. Soyuldu biliyorsunuz.

B.P: Tüm bunlar, palayla saldırmayı meşru göstermez.

S.Ç: İlla ki…

B.P: İddianız doğruysa polise şikayet edemez miydiniz?

S.Ç: Polis gelmemişti. Polis geldiğinde zaten, “biz buradayız” dedi. Biz de geri çekildik.

“O KADINI BEN İKİYE BÖLEMEZ MİYDİM?”

B.P: Peki, size saldırdığını iddia ettiğiniz insanların elinde sizinki gibi bir pala ya da başka bir kesici alet var mıydı?

S.Ç: “Pala” dediğiniz, “zırh”. O zırh bilinçli bir şekilde elime geçmemiş. O zırhı almasam; sopa alsam, o sopayı benim kafamda parçalarlar. Bilinçli bir şekilde alınan bir şey değil.

B.P: Siz o zırh dediğiniz kesici aletle, kadını öldürebilirdiniz?

S.Ç: Ama farkındaysanız, ben bilinçliyim. Çocuğumu düşündüm. O zırhı benim salladığımı düşünürseniz, o kadını ben ikiye bölemez miydim?

B.P: Onu ben bilemem.

S.Ç: O kadar korkunç bir şekilde anlatıyorsunuz ki…

B.P: Görüntüleri görerek soruyorum.

S.Ç: Çok korkunç bir şekilde anlatıyorsunuz…

B.P: Korkunç bir şey değil mi sizce?

S.Ç: Korkunç tamam; hata, yanlış ama onun ilerisini de yitirirseniz… Tamam ben korkunç bir şey yaptım. Aldım. Ama ben o korkunç şeyle vursam, o kadın ikiye bölünmez mi? Ya da kadın ölmez mi? Ya da çok ağır yaralanmaz mı? Kadının hiçbir şeyi yok. Bir sıyrığı bile yok.

BP: Olur mu; darp raporu var .

S.Ç: O zaman neden şikayetçi olmadı, neden zırhla “beni yaraladı” diye ortaya çıkılmadı. Kusura bakmayın, yanlış yere çekmeyin. Yaptığım doğru bir şey demiyorum size. Kadın sonuçta, hiçbir şekilde vurulmaması gereken bir şey. Ama diyorum ya, tokat atar gibi atıyorum ben. Zırhın ortasıyla, şu şekil tokat atar gibi… Anlatabiliyor muyum? Ben o insana bilinçli bir şekilde yaralayacak, vuracak şekilde kimseye vurmadım zaten. Eğer vursam zaten burada olmam. Siz zannediyorsunuz ki, birileri beni kolluyor, beni serbest bıraktı. Hayır.

“BDP’YE OY VERDİM”

BP: Görüntüler üzerinden konuşuyorum ben. Talimhane bölgesinde, elinizdeki zırh dediğiniz aletle o saldırı yaşanırken, polislerin sizi sadece uzaklaştırdığını görüyoruz. Bu da polislerin sizi bir anlamda koruduğu izlenimini uyandırıyor…

S.Ç: Polisler geldiğinde bizi püskürtmek istedi. “Gidin” dediler, Tamam birebir aynı anda bizi gözaltına almadılar ama, sonra geldiler beni aldılar sonuçta.

B.P: Ama görüntüler infial yarattıktan sonra…

S.Ç: Hayır, hayır öyle bir şey yok. Direkt bizi gözaltına aldılar yani, “görüntüler infial yarattı” diye bir şey yok. Ben şunu dile getirmek istiyorum. Yani; Taksim esnafını bitirdikleri yeter. Ben bittim. Ben iflas ettim. Benim bu saatten sonra yapacak bir işim de yok. Köyüme mi giderim, burada mı kalırım o belli değil. Bu saatten sonra Taksim’deki esnafı bir düşünsünler. Yanlış bir şey yaptım. Ama bu saatten sonra çoğu kişi maddi anlamda yara alabilir. Maddi anlamda çok dağıldılar. Artık insanların iflas etmesini, dükkan kapatmasını, çocuklarının rızkını bitirmelerine gerek yok.

B.P: Ben doğruyu anlamaya çalışıyorum. Polis size “gidin” dedikten sonra, siz ne yaptınız?

S.Ç: Polis de o müdahalede yaralandı. Ve benden şikayetçi oldu. “Polise görevi yaptırmamak suçundan” hakkımda dava açıldı.

B.P: Polis sizi püskürttü, siz ne yaptınız, iş yerine mi gittiniz?

S.Ç: Evet, iş yerimize gittik.

B.P: O sırada ne hissediyordunuz?

S.Ç: İnanın, belki bana başka gözle bakıyorsunuz. Ama diyoırum ya, bir 10 gün boyunca benim psikolojimi yaşasaydınız. Ben evime gidip de şu çocuğumun geleceğini kurma, geçindirme derdinden başka bir şey düşünmedim ve şunu bilin. Eşimi altınlarını bile bozdurdum bu olaylarda.

B.P: Kafenize gittiniz… Ne kadar zaman sonra gözaltına alındınız?

S.Ç: Yani zaten güven timi polisler geldi, ondan sonra götürdüler bizi.

B.P: Gözaltında polisler size nasıl davrandı?

S.Ç: Bunları başka yerlere çekmeyelim. Ben orada bir suç işledim. Ve bu suçu işlerken yani kimseyi farklı gözetmezler. Bir prosedür var. Onu uyguluyorlar. Ben nezarethanede kaldım. Bunun ötesi var mı yani? Sorgum alındıktan sonra nezarethaneye atıldım. Beni dövecekler miydi yani?

B.P: Kimsenin dövülmemesi gerekiyor.

S.Ç: Orada polis memurları gerekli şeyleri yaptılar. Ben 10 polis hakkında dava açmış bir insanım. Yani beni başka yerlere çekmesinler. Beni siyasi bir örgütle, AK Parti’yle bir işim yok.

B.P: BDP’ye oy verdiğiniz söylendi. Doğru mu?

S.Ç: Açık konuşayım; verdim. Yani benim görüşüm belli. Ama bunu siyasi yöne çekmeyin. Niye verdim; Kürt’üm. Ben Karagümrük’te büyümüş bir insanım. Doğululuk yüzünden farklı görüldük. Benim ne AK Parti’yle ne de başka bir partiyle bir ilgim yok. Dediğim gibi; bu olaylar oldu diye BDP’ye mal edilmesin. Bu olaylar oldu diye AKP’ye mal edilmesin. Bu olaylar oldu diye başka bir partiye mal edilmesin.

B.P: Bizim pala dediğimiz, sizin et zırhı dediğiniz araç şu an nerde?

S.Ç: Emniyet’te.

GENÇ KADIN: YALAN SÖYLÜYOR

Sabri Çelebi’nin hem palayla vurduğu hem de tekme attığı genç kadınla da konuştuk. Genç kadın, Sabri Çelebi’nin iddialarına şu sözlerle isyan etti:

“Bana saldıran o kişiyi, ilk olarak saldırı anında gördüm. Ne dükkanına gittim, ne daha önce gördüm. Nasıl böyle bir yalan söyleyebilir? Hazmedemiyorum. Utanmıyor mu? Ben TOMA’dan ve gaz sıkmasından kaçıyordum.
Saldırganın doğru söylediğini nasıl düşünebilirler?”