SİYASET DE BAŞ AŞAĞI, EKONOMİ DE…

Gezi Direnişi ile başlayan süreçte tüm enerji siyaset üzerine yoğunlaşınca ekonomi ile ilgili gelişmeler de toz duman arasında kaldı. İktidar büyük bir utanmazlıkla hâlâ iki lafın birini ekonomideki başarılarına getiriyor. Oysa Türkiye, sesli dile getirilmese de derin bir krizin içinde tepetaklak aşağıya doğru yuvarlanıyor. Pek yakında bunun sorumlusu olarak “Gezi olaylarını” göstereceklerdir hiç kuşkunuz olmasın. Bugün gelinen tablo ise tamamen AKP’nin reel ekonomide üretimi değil, rant ve spekülatif kazancı önemseyen politikalarının bir sonucu. Merkez Bankası’nın tahminleri altüst olmuş durumda. Üstelik istikrarı sağlayıcı tedbirler alamıyor. Enflasyon giderek artıyor.

Haziran ayında son 20 yılın en yüksek enflasyon oranını yaşadık. Cari açığın GSYM’ye oranı tehlikeli biçimde artıyor, yüzde 9’lara ulaştı. Gelir dağılımındaki adaletsizlikte kıpırdama bile yok. İşsizlik özellikle de kadınların ve eğitimli gençlerin işsizliği vahim boyutta. 
Türkiye neden en riskli ülkeler kategorisinde? 
Uluslararası Finans Enstitüsü bundan aylar önce ABD’nin bedava paraya son vermesi halinde bundan en çok etkilenecek ekonomilerin başında Türkiye’yi saymıştı. Benzer bir uyarıyı OECD de yapmıştı. Bugün 2 TL’ye dayanan dolar kuru Türkiye’nin diğer piyasalardan çok daha fazla sarsıldığının somut göstergesi. Süreç iyi yönetilseydi bu kadar büyük bir sarsılma olmazdı. 
Peki AKP iktidarının iddialarının aksine Türkiye neden en riskli ülkeler kategorisinde? Çünkü:


  1. Küresel gelişmeleri doğru okuyamıyor? Küçük bir örnek: Yeni hazırlanan 10’uncu 5 yıllık Kalkınma Planı’nda bile likidite bolluğunun önümüzdeki 5 yılda aynen süreceğini öngörüyor.

  2. Son 10 yılda izlediği büyüme stratejisi hem doğru değildi hem de çok ülkeyi önümüzdeki dönemde çok ciddi yapısal sorunlarla karşı karşıya bıraktı. İthalata aşırı bağımlı üretim borçlanmayı ve cari açığı şahlandırdı. Türkiye ithal malı cenneti haline geldi. Özel sektörün borcu tehlikeli boyutlara çıktı.
    
3. Türkiye’deki işletmelerin yüzde 98’ini oluşturan KOBİ’ler üretim odaklı olmayan, sanayiciyi korumayan politikadan zararlı çıktılar. İcra takibindeki KOBİ sayısı 2006 sonundan bu yana yüzde 122 arttı. KOBİ’lerin takipteki kredi borcu ise aynı dönemde yüzde 231 büyüyerek 7 milyar 140 milyon lira ile tarihindeki en yüksek düzeye ulaştı

  3. Enerji hâlâ birçok ülkeye kıyasla çok pahalı; bu, rekabet gücünü olumsuz etkiliyor. AKP döneminde benzin fiyatı yüzde 192 oranında arttı. 1.66 TL olan bir litre benzinin fiyatı şimdi 4.84 TL.

  4. Kitleler satın alma güçlerinin çok ötesinde bir tüketime yönlendirildi. Bugün 2.568.000 kişi kredi kartı & tüketici kredisi borcunu ödeyemiyor. Bu sayı 2002’de 847 bin kişiydi. 

  5. Ülke tarımdan hızla uzaklaştı: 10 yılda ekilen tarım alanı 3.4 milyon hektar geriledi. Yem fiyatlarına yetişemeyen besici, hayvanını kesme noktasına geldi. AKP iktidarı Cumhuriyet tarihinde ilk kez saman ithal etmeye başladı.
    
7. Yüksek katma değerli üretimin toplam içindeki payı artamadığı gibi sanayi katma değerinin milli gelir içindeki payı 1998 yılında yüzde 28 iken 6 puan düşerek yüzde 22’ye indi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, TBMM Genel Kurulu’nda 10. Kalkınma Planı üzerine yaptığı konuşmada yüksek katma değerli üretimde diğer ülkelerden şu örnekleri vermişti: “Malezya’da bu pay yüzde 42’den yüzde 44’e; Tayland’da yüzde 40’tan yüzde 45’e; Çin’de yüzde 45’ten yüzde 48’e yükseldi. Türkiye 2000’de dünyanın en büyük 15’inci imalat sanayii ekonomisi iken 2020’de artık ilk 15’te yok.” 
Dedik ya Türkiye siyasette nasıl baş aşağı gidiyorsa, aynı şekilde ekonomide de öyle… Zaten ikisini birbirinden ayırmak mümkün de değil. Ancak önemli olan, ekonomideki gerçekleri artık büyük hızla halka duyurmak. Çünkü önümüzdeki günlerin nelere gebe olacağını bilemeyiz?