MURSİ’NİN DÜŞÜŞÜNDE ERDOĞAN’IN ROLÜ…

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mısır’ın devrik lideri Muhammed Mursi’ye iktidarda olduğu bir yıl boyunca maddi manevi destek olarak aslında istemeden Mursi’nin sonunu getiren yolları döşemiş oldu. Peki bugün yaşananlardan kendisi de bir ders çıkarıp Türkiye’de giderek tırmanan kaos ortamını yatıştırabilecek mi? Yoksa muhalif seslere yönelik tutumunu daha da sertleştirerek cadı avını sürdürecek mi?
Mursi Mısır’da 1 yıl 4 gün süren iktidarında gerek siyasi yapılanmasında gerek söyleminde Başbakan Erdoğan ve AKP politikalarının izinden gitti. AKP hükümeti de bu konuda desteğini esirgemedi. Zira İhvan (Müslüman Kardeşler), Türkiye’deki “ılımlı İslamcı” iktidarın hem demokrasi ve seçim süreçleriyle ilgili siyasi tecrübelerini aktardığı “kardeş güç”tü hem de Başbakan Erdoğan’ın ve AKP’nin bölgesel liderlik konusunda kendi pozisyonunu sağlamlaştırması için önemli bir manevra alanı idi. Ancak bir yere kadar gidebildi. İşte nedenleri: 
Demokrasilerde iktidarın gücünü kontrol altında tutan mekanizmalar vardır: Bağımsız kurumlar, özgür medya, adil yargı, tarafsız kamu hizmeti, güçlü sivil toplum örgütleri gibi… Tıpkı Erdoğan gibi Mursi de Mısır’da gerçek demokrasiyi yerleştirecek olan bu kurumları bağımsızlaştıracağına, güçlendireceğine kendi ideolojileri doğrultusunda şekillendirdi. Tıpkı AKP kadrolaşmasının her alana nüfus etmesi gibi Mısır’da da Müslüman Kardeşler’in sempatizanları liyakat göz ardı edilerek her alana atandı. Bunun yanı sıra toplumun laik kesimlerini ciddi şekilde ürküten uygulamalara geçildi, kadınların hakları tırpanlandı, azınlıkların üzerindeki baskılar arttı. Mısır zaten toplumsal kutuplaşmanın yüksek olduğu bir ülke idi.

Devrim ile bir umut doğmuştu ancak Mursi’nin politikaları ile bu kutuplaşma daha da büyüdü. Ülkenin modern çoğulcu ve dışa dönük olmasını isteyen laik ve iyi eğitimli Mısırlılar ile, siyasi İslamı yüzyıllardır süren eşitsizlik, adaletsizlik ve yolsuzluklara bir çözüm yolu olarak gören muhafazakâr ve dinci kesimler arasındaki uçurum giderek açıldı. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi… 
Bir ülkede iktidarların ömrünü belirleyen iki ana faktör vardır: Biri ekonomi, diğeri siyasi istikrar. Bu iki ayakta sorunlar baş edilemez hale gelince çöküş de başlar. Mısır’ı krize götüren süreçte her 4 Mısırlıdan 1’i yoksulluk sınırının altında kalırken turizm çöktü, rezervler eridi, dış borç rekor düzeye çıktı. Notu en altlara kadar inen ülkede parasının yüzde 50’sini gıdaya harcayan ortalama gelirli, enflasyona yenildi. 24 yaş altı gençler arasında işsizlik oranı yüzde 40’lara ulaştı. 10 saate varan elektrik kesintileri, su ve gaz kıtlığı, uzun benzin kuyrukları, hem sinirlerin, hem işlerin bozulmasına neden oldu. Çiftçiler ektikleri buğdayın parasını alamadı, şiddet olayları arttı, cinayetlerler Tahrir Meydanı’nda Arap Baharı ile başlayan devrimden beri 3 misli arttı. IMF ile gerçekleşecek stand by anlaşmasına Müslüman Kardeşler içinden tepki gelince anlaşma gerçekleşemedi. Bunun üzerine Türkiye devreye girdi ve iki ülke arasında Ekim 2012’de imzalanan anlaşma uyarınca Türkiye Mısır’a 3 yılı geri ödemesiz 5 yıl vadeli 1 milyar dolar kredi verdi. Mısır’ın IMF’den 4.8 milyar dolar kredi bulmak için büyük çaba harcadığı bir sırada tevdi edilen bu 1 milyar doların iki ülke için de büyük bir rakam olması, Türkiye’nin Mısır’a atfettiği önemin göstergesiydi.
Mursi iktidarının kötü ekonomi yönetiminden farklı olarak, AKP hükümeti ise sıcak para, özelleştirmeler, inşaat, kentsel dönüşüm üzerine kurduğu ekonomi politikasını son dönemlere kadar bir şekilde sorunsuz yürüttü. Küresel sermaye akımlarının bolluğundan ve dünyada faizlerin düşük olmasından faydalanabildi. Ancak büyüme modelini üretim, yüksek katma değil ve nitelikli işgücü eksenine oturtmadığı, borçlanmayı ve aşırı tüketimi körüklediği için sürekli yükselen cari açığı dizginleyemedi. Bugüne kadar ekonomik kırılganlığın toplumda gözle görülür hale gelmesinin önüne büyük başarı(!) ile geçti. Ama artık küresel piyasalardaki değişim bunu da fazla mümkün kılmayacaktır. 
Her koşulda demokrasi deneyimi Mısır ile kıyaslanamayacak kadar uzun olan Türkiye’nin Mısır’ın bugün geldiği duruma düşmesi çok uzak bir olasılık. Ancak Mısır’ın ve Müslüman Kardeşler’in bugünkü konuma gelmelerinde AKP politikalarının da payı var. Bunu unutmayalım. Ha yeri gelmişken bir şeyi daha: Halkın gücünü önemsemeyen, isteklerini göz ardı eden iktidarların eninde sonunda yok olacağını…