“TENCERE TAVA HEP AYNI HAVA!”

Türkiye bir türlü durulmuyor. Durulmuyor, çünkü durulması istenmiyor. Taksim ve Gezi çevresinde, barışçı demokratik sınırlar içinde kalması mümkün gösteriler, polis tarafından vahşice kovalanıp, büyütülüyor,
Beyoğlu’nun içlerine dek sürülüyor ve çatışmaya dönüştürülüyor.

Amaç, olayları bastırmak değil, büyütmek.

Amaç güvenliği sağlamak değil, Beyoğlu’nu bir güvensizlik alanına dönüştürmek.

Böylelikle biri kısa, öbürü uzun erimli iki hedefe varılmış olacak.

Birincisi, son zamanlarda Beyoğlu’nun çatışma odağı haline gelmiş olmasından dolayı büyük zararda olan çevre esnafının tepkisini göstericilere yöneltmek ve onları halkın tepkisinin odağı haline sokup, çatışma yaratmak.

Uzun erimli ikinci hedef, ne zamandır tasarlanan Beyoğlu’nun dokusunu değiştirmek.

Bu iki hedefe doğru da emin adımlarla ilerlendiğini görmek insanı düşündürüyor.

-Acaba diyorsunuz, artık gösterinin bu türünü kesip, başka bir yöntem mi bulmalı?

Nasıl anlatmalı esnafa ki, büyük zararları, kasten çatışma çıkaranların eseridir? Onlar da gösteriliciler değil.

Eylemlerin spontanlığı,( kendilindenliği) bunu engelleyen hususlardan biri.

Ama sanıyorum, eylemlerin hedeflenen amaca daha iyi ulaşması için hangi tür yöntemlerin seçilmesi gerektiği sorusunu sormanın zamanı geldi artık.

***

Tencere tava çalmak 17 yıl önceden kalma bir yöntem, yeniden canlandı.

Geçen gün, emekli bir dostum gülerek anlatıyordu:

-Karım da tencere tava çalanlara katıldı. Evdeki tencereler artık işe yarıyor diye çok seviniyorum.

Anlaşılan , bu eylem türü iktidarı fevkalade rahatsız ediyor ki, bu tür protestoya da ceza getirmeye kalkışıyorlar.

Tencere tava çalma 17 yıl önce ilk kez moda olduğunda iktidarda bulunan Erbakan’ın halkın kokuşmuşluğa, baskıcılığa, yozlaşmaya tepkisine yorumu şu olmuştu:

-Glu Glu dansı yapıyorlar.

Yani “yaparlarsa yapsınlar, ben kulak asacak değilim!” demek istiyordu.

28 şubatı irdeleyenler, yaygınlaşmış halk tepkisine kulak tıkayan ve bildiğini okuyan, direnen halkın tepkisinin siyasal alana yansımasını engellemek için inat eden iktidarın bu “demokratik” tutumunu görmezden gelmekte ısrar ettiler.

Oysa, 28 şubatın sağlıklı analizi ancak olayın bu yanını da görmekle yapılabilirdi.

O tencere tava da, halkın sesiydi ve demokrasilerde halkın sesi hakkın sesiydi, kimi zaman sandıktan çıkıyordu, kimi zamanda evlerin balkonlarında tencere tavadan…

Onlara kulak tıkayarak demokrasi olmuyordu işte.

***

Aradan 17 yıl geçti, halk yine tencere tava çalıyor.

Geçen gün Tufan Türenç dostum sitesinde dikkati çekiyordu:

Erbakan tencere davayı Glu Glu dansı olarak karşılamıştı, şimdi öğrencisini Erdoğan da aynı telden çalıyor ve şöyle omuz silkip geçiyor:

-Tencere tava hep aynı hava!

Oysa, on bir yıl önce, hocasının giydirdiği “Mlli Görüş “ gömleğini çıkardığını, yani daha demokrat olduğunu söyleyerek gelmişti iktidara Tayyip Erdoğan.

Açıkça görülüyor ki, “Milli Görüş” gömleğinin milli yönünü çıkarmış, ama anti – demokratik yönünü sıkı sıkıya tutuyor üstünde.

Hatta daha da ileri gidip, bir de tencere tava çalanlara yaptırım uygulatıyor.

Oysa tencere tava halkın sesi, halkın sesi, hakkın sesi.

Hakkın sesine kulak tıkıyordu Erbakan, yaptırım uyguluyor Erdoğan.

Erbakan kayıtsızlığında, vurdumduymazlığında bile Erdoğandan daha sevimli.

Ya Rabbim, neleri hasretle arayacağımız günlere kaldık!