DANIŞMAN BULUT, MANTIĞI UNUT

Çiçeği burnunda danışman Yiğit Bulut geçtiğimiz günlerde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “telekinezi” yöntemiyle öldürülmek istendiğini söylemişti. Bulut’a göre Türkiye 170 yıllık boyunduruğunu kırmaktaydı ve bunu engellemek isteyen “bazı dış merkezler” Erdoğan’a karşı telekinezi yöntemiyle harekete geçmişti. 1843 yılında ne olduğu tam olarak anlaşılamasa da Bulut’un iddiaları kısa süre içinde uluslararası basında da hak ettiği yeri buldu; taze danışman nasıl bir cevher olduğunu anlayanların yeni alay konusu haline geldi.

Bulut’un televizyon ekranlarında esrarengiz bir ses tonuyla bahsettiği telekinezi Yunanca "uzak" anlamındaki "tele" sözcüğü ile "hareket" anlamındaki "kinesis" sözcüklerinden türetilmiş bir kavram. Bir takım psişik güçlerle uzaktan eşyalara ya da insanlara müdahale anlamına geliyor. Böyle bir olgunun varlığına dair hiçbir bilimsel kanıt yok. Yapılan araştırmalar telekinezi deneylerinin kontrollü ve tekrarlanabilir olmadığını gösteriyor. Biraz açalım. Bilim insanlarına göre telekinezi yeteneğine sahip olduğunu iddia eden kişiler deneylerin tarafsız gözlemciler tarafından izlenmesine izin vermiyorlar ve söz konusu yeteneği ancak bazı durumlarda “gösterebiliyorlar”. Bu da telekinezi deneylerinin, Yiğit Bulut ne derse desin, şarlatanlık dışında bir şey olmadığını kanıtlıyor.

Geller’in kaşıkları

Telekinezi ve şarlatanlık dendiğinde akla hemen Uri Geller geliyor. Bir ara Sinan Çetin’le birlikte “Fenomen” isminde bir televizyon programı da yapan Geller psişik güçleriyle kaşıkları bükebildiğini iddia ediyordu. Ama kısa süre içinde Geller’in bu bükme işini sadece kendi kaşıklarıyla yapabildiği görüldü. “Yeteneklerini” başkalarının getirdiği materyallerle göstermeyi reddediyor; sıkıştırıldığında o gün kendisini iyi hissetmediğini söylüyor ve gösteri alanını terk ediyordu. Yani deneylerinin ve deney koşullarının kontrol edilmesini kabul etmiyor; sözde yeteneğini istendiğinde tekrarlayamıyordu. Bu yüzden eski bir illüzyonist olan James Randi tarafından şarlatanlıkla itham edildi.

Tam da bu noktada hayatını metafizik şarlatanlıklarla mücadeleye adayan James Randi’den bahsetmek gerekiyor. Randi doğaüstü güçlere sahip olduğunu iddia edenlerin hepsinin yalan söylediğini ve basit illüzyon numaraları kullanarak insanları kandırdıklarını belirtiyor. Üstelik bu konuda çok da iddialı. Randi yıllar önce kendisine psişik bir yeteneği olduğunu kanıtlayacak ilk kişiye bir milyon dolar vereceğini ilan etmişti. Tek şartı söz konusu “yeteneğin” kendisinin önünde gösterilmesiydi. Ödülün talibi çok oldu. Ama Randi illüzyonist geçmişi sayesinde bunların gizli numaralarını ya da el çabukluklarını hemen yakaladı. Milyon dolarlık ödülü yıllardır kimsenin alamadığını söylemeye gerek yok sanırım.

Randi, “telekinezi üstadı” Geller’e de meydan okumuştu. Geller’in hatası bu meydan okumayı kabul etmek oldu. Randi onun “büktüğü” kaşıkların vücut ısısıyla bile yumuşayan metallerden olduğunu kanıtladı ve Geller’i milyonların önünde rezil etti. Bunun üzerine Geller, Randi’ye hakaret davası açtı. Sonunda ne mi oldu? Tabii ki Geller davayı kaybetti ve mahkeme masraflarını bile ödemek zorunda kaldı. Böylelikle Sinan Çetin ve Yiğit Bulut dışında kimse tarafından ciddiye alınmayan telekinezinin bir nevi hokkabazlık olduğu gerçeği “bağımsız yargı” tarafından da onaylanmış oldu.

Telekinezi kimleri öldürdü?

Yiğit Bulut’un böylesi iş kazalarını dert edeceğini düşünmek kuşkusuz safdillik olur. Bulut’un, bu türden iddiaların ülkemizdeki İslamcı çevreler arasında rağbet gördüğünü bildiğine kesin gözüyle bakabiliriz. Nitekim görüyor da. Örneğin İBDA-C örgütü lideri Salih Mirzabeyoğlu yıllardır “telegram” yöntemiyle işkence gördüğünü iddia ediyor. Mirzabeyoğlu bu konuda bir de kitap yazmış 1. Buna göre kurbanın beynine resimler ve sesler gönderiliyor, vücudun çeşitli bölgelerine acı veriliyor; böylelikle hedef kişinin iradesi kırılarak zihni kontrol altına alınmaya çalışılıyor. Mirzabeyoğlu kendisine yıllardır bu yöntemle işkence edildiğini ve öldürülmek istendiğini ileri sürüyor.

Telegram dendiğinde Bulut’un telekinezisine benzer bir kavramın kastedildiği açıktır. Nitekim gazeteci Fikri Akyüz de yazdığı bir tweet’te “Başbakana telekinezi yöntemiyle bir öldürme plan ve teşebbüsü var mı bilmem. Ama Mirzabeyoğlu telegram yöntemiyle yavaş yavaş öldürülüyor” diyor.

Sadece Akyüz mü? Hükümete yakınlığıyla bilinen, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Profesör Nevzat Tarhan da telegramın varlığına inananlardan. Solculuğun bir hastalık olduğunu ileri süren, hamile öğrenciyi tekmeleyen polisi “Ama o öğrenci canlı bomba olabilirdi” diye savunan, internetin dabbet-ül arz denilen kıyamet alametlerinden olabileceğini söyleyen Tarhan, Mirzabeyoğlu ile ilgili yaptığı bir söyleşide “Telegram işkencesi 28 Şubat’ın devam eden zulmüdür” buyuruyor2.

İslamcı çevrelerin meseleye ilgisi yazmayla çizmeyle sınırlı değil. Örneğin Mirzabeyoğlu telegram hakkında yazdığı kitabında Dost tarikatının lideri emekli binbaşı İhsan Güven’in uzaktan zihnini kontrol altına almaya ve kendisine Atatürk hakkında bir kitap yazdırmaya çalıştığını iddia etmişti. Mirzabeyoğlu “telegramcılar ordusunun başı” ilan ettiği Güven için “80 yaşlarında parkinson hastası bir manyak; ama öyle alelâde soydan değil de, kitabi yönü zengin zannedilen muhteşem bir manyak… Tehlikeli bir zırdeli. Ama bütün örgütüyle -belki de- talihsizliği, belâsını bulmak üzere bana çatmış olması” diyordu. Bir süre sonra Güven gerçekten de “belasını buldu”; evine yapılan bir baskın sonucunda eşi Sibel Güven ile birlikte öldürüldü. Böylelikle Güven, telekinezi ya da telegram yüzünden ölen ilk kişi olarak tarihe geçti.

Tarihi fırsatlar kaçmadan

Yukarıda anlatılanlardan İslamcı çevrelerin bu türden konularda Yiğit Bulut’un danışmanlık hizmetine çok da ihtiyaç duymayacağı sonucu çıkarılabilir. Gerçekten de Bulut’un bu çevrelere telekineziden ya da telegramdan bahsetmesi tereciye tere satmaya benzemektedir. Zor olduğu kesindir. Ama zaten Bulut gibi bir danışman marifetlerini bu tür durumlarda göstermeli ve benzerlerinden bir fark yaratarak ayrılmalıdır. Bunun için Bulut’un önünde cazip fırsatlar bulunmaktadır. Örneğin Güven’in öldürülmesinin ardından yapılan soruşturmada Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz görev almış ve Ergün Poyraz ile Ümit Sayın’ı sorgulamıştı. Bulut’un meseleye hemen el atıp telekinezi iddialarını Ergenekon örgütüyle birleştirmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Buradan yürünürse “Çelik Erişçi’nin şarkı sözlerinde uluslararası faiz lobisinin etkisi” gibi hakikaten göz yaşartıcı noktalara ulaşmak işten bile değildir.
Başka parlak yöntemler de önerebiliriz. Örneğin 2012 yılında CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik verdiği bir soru önergesinde Mirzabeyoğlu’na telegramla işkence yapılıp yapılmadığını sormuş; ancak bu sorusuna bir yanıt alamamıştı. Bulut’un o dönemde henüz Erdoğan’ın danışmanı olmadığı düşünüldüğünde, bu tepkisizliği doğal karşılamak gerekir. Ama siyasette hiçbir zaman hiçbir şey için geç değildir; Yiğit Bulut gibi bir dehanın Mirzabeyoğlu’nun tutuklanma tarihinden yola çıkarak 170 sene öncesinden 28 Şubat’a uzanan, Ergenekon ile başlayıp Haziran Ayaklanması’yla devam eden dev bir senaryoyla karşımıza çıkması doğrusu şaşırtıcı olmayacaktır. Bunlar ayaküstü aklımıza gelenler. Bulut’un işaret etmeye çalıştığımız bu tarihi fırsatı her halükarda değerlendireceğine, bu anlatılanların fersah fersah ötesinde bir kurguyla kamuoyunun karşısına çıkacağına inancımız tamdır.

1 Salih Mirzabeyoğlu, Telegram Zihin Kontrolü, İBDA Yayınları, 2003.
*2 [millibirlikruhu][http://millibirlikruhu.blogspot.com/2013/04/nevzat-tarhan-mirzabeyoglunun-gercekten.html?spref=fb]