SOSYALİZMLE AŞMAK

“Seni Şişli Tünel tramvayında ikinci mevki vagonunda biletçi dahi yapmazlar!”

Bir küçük çocuğun daha duyar duymaz dünyasını karartmaya yetip de artacak bu sözleri 1930 lu yıllarda akrabası Osmanlı döneminin eski polis müdürlerinden Samuel Efendi, o sıralarda Fransız ilkokuluna gitmekte olan Moris’e (Gabbay) söylemektedir.

Dilersen, sözü doğrudan Moris Gabbay’a bırakalım:

“… Bu sözler uzun zaman benim aklımda yer etti. Okul döneminde bazı arkadaşlarım ‘ben Kuleli , Deniz Lisesi’ne gideceğim’ veya ‘pilot olacağım’ diyorlardı. Daha yolun başında, çocukluk yıllarımda benim için bu yolların kapalı olduğunu görüyordum. Bu durum bir çocuk için ileriye dönük hayaller kurma adına çıkmaz bir sokaktı. Geleceğini veya istediğin bir şeyi yapamıyor olmak bir çocuk için ağır bir travmaydı. Bu durum ister istemez okulda arkadaş çevrende de seni etkiliyor, hayallerde bile farklılaşma başlıyor. Müslüman bir Türk arkadaşın hayalleri ile bir Musevi’nin veya bir başka gayrımüslimin hayalleri aynı olmuyor, giderek hayata bakış açılarında da farklılıklar başlıyor…”

Okuduğum anda, tüylerimin diken diken olduğu yukarıdaki satırlar, dostum Moris Gabbay’ın özyaşam öyküsünü anlattığı “Cumhuriyetle Birlikti Büyüdüm” adlı kitabından alınma.

***

Kitabın yukarıya aldığım bölümünü okurken, aklıma başka bir dostum Stelyo Berbarakis geldi. Eşimin hemşehrisi (ikisi de Giresun ‘lu) Stelyo’nun da çocukken en büyük tutkusu subay olmakmış.

Ama demokrat Türkiyemiz, bunca devrimi başarmış olmasına karşın, ne bir Rum ne de bir Yahudi Türk’ü subay olarak kabl edemezdi.

Nitekim öyle de oldu.

Azınlık olan onlar, “öteki” idiler. O kadar ki, çocukluk hayalleri bile bizimkiyle bir olamazdı.

Şimdi Sevgili, bu yazdıklarımı okurken, Moris Gabbay’ın, kitabının bir çok yerinde bir acının , dizginlenmiş de olsa bir öfkenin bir ukdenin izlerini aramaya kalkma!

Bulamazsın!

91 yaşına varmış olmasına karşın, hala Nazım Hikmet Vakfı’ndaki görevini sürdüren Moris Gabbay, sapına kadar, bu toprukların çocuğu ve bu vatanın evladı.

Biz ne kadar onu ötekileştirmeye çalışırsak, çalışalım, o bunu aşmayı başarmış.

Böylelikle durumun, utancı ötekileştirenlere düşerken, onuru onun payında kalmış.

Tabii bu durumda insan soruyor kendi kendine” nasıl başarmış?” diye.

Yanıtın anahtarı Moris Gabbay’ın mükemmel eğitiminde ve dünya görüşünde.

O, ötekileştirilmeyi, kendi sosyalist dünya görüşü sayesinde aşmayı becermiş.

***

Moris Gabbay bu olayı şöyle anlatıyor:

“Savaş süresince başta Fransa’da , Almanlar’a karşı kurulan direniş örgütlerinde komünist ve sosyalist partilerin öncü olarak görünmeleri bu hareketlere karşı ilgimi arttırdı. Bu havanın etkisiyle ‘bir şeyler yapmanın sırası geldiği düşüncesiyle üniversitede solcu olduklarını bildiğim arkadaşlarla Yüksek Tahsil Gençlik Derneği’ni kurduk…

Kendimi büyük bir aile içinde hissetmeye başladım. Artık dünyadaki ve Türkiye’deki siyasal ve politik gelişmeleri daha farklı bir gözle kavramaya başlıyordum… Kolejde aldığım temel eğitim Markiszimi kavramamı daha da kolaylaştırıyordu… Artık kendimi ‘öteki’ gibi hissetmiyor, ülke sorunlarının çözümü için yeni bir gözle çözüm yolları arıyordum. Bu süreç Türkiye İşçi Partisi’ne katılmama zemin oluşturdu. Yaşamım boyunca benim için çok önemli bir dönemi Türkiye İşçi Partisi’Nde geçirdim”.

İşçci Partisi’Nde yıllarca önemli görevler yapan ve Mehmet Ali Aybar’ın her zaman yakınında bulunmuş olan Moris Gabbay’ın anılarını okurken, tarihimizin çok önemli bir dönemine de tanıklık etmek olanağını buluyorsun.

Herkese salık verebileceğim bir kitap “Cumhuriyetle Birlikte Büyüdüm”.

Teşekkürler Moris Gabbay, her şey için teşekkürler!