SİMONLAR HANEFİ AVCI’DAN İNTİKAM ALDI

“Tüm illegal yapılarla yıllarca mücadele ettik. Daha eylemlerine başlamadan, en gizli saklı hücrelerinde onları tek tek yakaladık”.

Böyle özetliyor Hanefi Avcı yıllar süren polislik kariyerini.

Onu illegal örgütlerle, mafyayla, organize yapılarla mücadeleden bir terör örgütü davasında hükümlüye dönüştüren süreç aslında bir sonraki paragrafta gizli:

“Geçmiş yıllardaki anlayışıma göre, bütün radikal muhalefeti yok etmeli ve bunu yapacak sistemi kurmalıydım. Mesleğe yeni başladığım Mersin’de görev yaptığım yıllarda, benim için sistemin ve rejimin muhalifi olan; devleti, orduyu ve polisi eleştiren herkes kötü niyetli, hain ve ajandı. Tüm solcular Rus ajanı ve dünyamdaki büyük değişimlerin olduğu, anlatılamaz şeylerin ruhuma çarptığı o çileli günlerim ve biraz da karşımda olan insanlarla temasım sonucunda, onların inançları uğruna katlandıkları kişisel fedakarlıklarını görerek demokratik muhalefeti hoş görmeyi öğrenmiştim”.

Avcı’nın yaşadığı bu “aydınlanma” onu bir dönem yakaladığı örgüt üyelerinin oturduğu sandalyeye yerleştirdi. Yıllar önce kötü muamele ettiği ve yıllar sonra özür dileyerek arkadaş olduğu solcu Necdet Kılıç’la ilişkisi bahane edilerek önce Devrimci Karargah davasından tutuklandı. Ardından Ergenekon’la ilişkili olmakla suçlanarak bir kez daha içeri atıldı. Hakkında TİKKO ve PKK propagandası yapmaktan soruşturma açıldı. Öyle ki Avcı’ya açılan davaların sayısı toplamda 30’u buldu. Tüm davaların ortak noktasıysa sadece Haliç’te Yaşayan Simonlar kitabıydı. Mahkemeler utanmış olacak kazandığı tek dava Önder Aytaç’ın “kabahat sende değil, bende ve benim gibi olanlarda. Çünkü senin g..ünü biz kaldırdık. Ama kalkan g…ünü indirmek de benim boynumun borcudur” sözlerine karşı açtığı tazminat davasıydı.

Avcı’nın başına gelenlerin tek bir nedeni vardı: yazdığı Haliç’te Yaşayan Simonlar isimli kitap.

Avcı mahkemede “bir insanın bu kadar örgütle aynı anda ilişki kurması mümkün değildir” diyordu. Yıllardır illegal örgütlerin peşinden koşan biri olarak bu örgütlerin aralarındaki farkların altını çiziyordu. Ama nafile…

O devletin yeni sahiplerine ihanet etmişti.

Yazdığı kitapla polis içinde örgütlenen cemaat yapılanmasını, bu yapının sahte delillerle insanları nasıl tutukladığını, yasadışı dinlemeleri, fişlemeleri her şeyi ama her şeyi anlatmıştı.

“Bilmeden yapılan hata yanlışlıktır, bilerek yapılan hata ise ihanettir” diyor Brecht.

Hanefi Avcı, bilerek ve isteyerek Emniyet içindeki cemaat yapılanmasını deşifre etmişti.

Cemaate göre bunun adı ihanetti. İhanetin cezası ise ölüm.

Ortaçağda yaşasa diri diri toprağa gömülecekti.

Kitabını yazdığı günlerde Fethullah Gülen “Allah taksiratını affetsin” diyerek ferman verdi. Avcı Silivri’ye gömüldü. 3 yıldır Silivri’de.

HALİÇ’TE YAŞAYAN SİMONLAR

Avcı’nın kitabı 20 Ağustos 201 günü piyasaya bomba gibi düştü. Kitap çıktığında Ergenekon, Balyoz gibi davalarda sahte deliller çoktan ortaya çıkmıştı. Ancak sahte delilleri devreye sokan merkez konusunda soru işaretleri vardı. Avcı kuşkuların tamamını ortadan kaldırdı. İşaret ettiği yer İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Dairesi’ydi.

Kitapta anlattığına göre Emniyet içinde örgütlenen cemaat, artık polislik değil cemaatin yoluna çıkanları sindirmek için yasadışı her işi yapıyordu. Özel yetkili savcı ve hakimler ise bu yapıyla işbirliği içinde çalışıyordu.

Avcı cemaatin elinde gelinen noktayı şöyle özetliyordu:

“Gördüğüm manzara korkunç; kadrolu devlet adamları devleti yönetmiyor, Emniyet Genel Müdürü, hatta İçişleri Bakanı haklı olduğunu bildiği bir kişiyi, doğruluğundan emin olduğu bir olayı ya da davayı savunamıyor, güvendiği ve inandığı adamları tuzağa düşürülüyor, haysiyetleri ile oynanıyor ama onlar bu kişilere sahip çıkamıyor. O zaman bu teşkilatı kim yönetiyor?”

Avcı’nın kastettiği tuzağa düşrülenler Orhan Özdemir’den Sabri Uzun’a, Emin Arslan’dan Mustafa Gülcü’ye cemaatin birer birer tasfiye ettiği polislerdi.

Avcı kitabın ardından adı geçen kimselere soruşturma açılamayacağını aksine kendisini kötü günlerin beklediğini açıkça söylüyordu.

Gerçekten de dediği gibi oldu.

Kitaba ilişkin haberler sansürlendi. Kitabın yerine tartışma konusu Hanefi Avcı’nın özel hayatı oldu. Belden aşağı vuran haberler, hayat arkadaşıyla ilişkileri, kaldığı evin değeri; cemaat tartışmasının yerini aldı. Bu sırada kitapta adı geçen eski düşmanı yeni dostu Necdet Kılıç ve Kılıç’ın eski siyasi grubundaki arkadaşları Devrimci Karargah Operasyonuyla tutuklandı.

Aslında Devrimci Karargah adındaki örgüt, küçük ve etkisiz bir radikal grupçuktu.

SDP’nin kuruluş sürecinde bu partinin içinde yer alan bazı insanlar bir süre sonra SDP’yi terk etmiş radikal faaliyetlere yönelmişti. Ancak hedef Avcı olunca önce bu küçük gruptan SDP’ye ve onunla birlikte parti kurmaya çalışan sol gruplara cadı avı başladı. Ardından bu hareketle eskiden ilişkisi olan Necdet Kılıç’la kitaptaki irtibatı nedeniyle Hanefi Avcı.

28 Eylül 2010 tarihinde Avcı, Marksist-Leninist Devrimci Karargah örgütüyle ilişkili olmakla suçlanarak tutuklandı.

Tutuklanmasaydı ertesi gün kitabıyla ilgili önemli açıklamalar yapacaktı.

Hanefi Avcı’yı itibarsızlaştırma operasyonu devam etti. Bu süreçte nasıl oluyorsa kısa sürede toplanan Emniyet belgeleriyle Avcı’nın polislik yaşamı kitaplaştı. Taraf ve Zaman gibi cemaat medyası sayesinde Hanefi Avcı “cemaati deşifre eden müdür”lükten “eski işkenceci yeni Marksist komiser” liğe terfi etti.

Kısacası Hanefi Avcı, Türkiye’nin son döneminde tüm muhaliflerin başına geldiği gibi şeytanlaştırıldı.

Ancak ortada bir “Haliç’te Yaşayan Simonlar” gerçeği vardı.

29 Eylül-3 Ekim 2010 tarihleri arasında televizyona çıkan ve köşe yazarlığı yapan cemaate ve polis kaynaklarına yakın 5 gazeteci (Adem Yavuz Arslan, Şamil Tayyar, Mehmet Baransu, Emrullah Uslu, Önder Aytaç) kitabı Avcı’nın değil Ergenekon’un yazdığı imasında bulunuyorlardı.

Söz konusu televizyon programlarını kaynak gösteren polis, Avcı’nın altını çizdiği bir başka savcı Kadir Altınışık’ın izniyle kitabı soruşturmaya başladı.

14 Şubat günü Odatv ofisini basan polisin bilgisayarlarda Avcı’nın kitabını aslında Ergenekon talimatıyla yazdığını gösteren dijital notları eliyle koymuş gibi bulması pek de zor olmadı. Avcı bir kez daha Odatv davasından tutuklandı. Halen bu davadan da tutukluluğu devam ediyor.

BİR SALON İKİ DAVA

Hanefi Avcı tam üç yıl boyunca Devrimci Karargah tutuklusu olarak kaldı. İntikam öyle büyüktü ki Hanefi Avcı’nın karısı Şenay Avcı bile Devrimci Karargah davası sanıklarından biri oldu.

Bu süreçte diğer dava sanıklarıyla birarada yargılama yapılamadı. Sanıkların önemli kısmı “bizi Hanefi Avcı’yla yargılayamazsınız” şeklinde tepki gösterince salonda adeta iki Devrimci Karargah Davası görülmeye başlandı. Önce Avcı ifade veriyor, o çıkarıldıktan sonra diğer sanıklar savunma yapıyordu. Bu usul davanın özündeki komployu birlikte açığa çıkarmayı zorlaştırdı. Devrimci Karargah davası cemaatin komplosunun tartışıldığı bir eksende yürütülemedi.

Devrimci Karargah örgütüne hukuksuz bir şekilde üye olmakla suçlanan kimseler çok şükür ki birer birer tahliye oldu. Ancak örgüte yazdığı kitapla yardım etmekle suçlanan Avcı, tutuklu yargılanmaya devam etti. Bu garip çelişkinin herkesin gözüne batmasını elbette davanın hakimleri umursamadı.

Aynı anda süren Odatv davası sayesinde Hanefi Avcı’yla tanışma şansım oldu.

Örgüt arkadaşım olduğu söylenen Avcı’yla ilk kez mahkeme nezarethanesinde sohbet ettik. Bir dönem polisin içinde efsane olan ve benden farklı görüşleri benimseyen Avcı’nın yalnızlığı şaşırtıcıydı. Meslektaşları uğradığı komployu açığa çıkarmak için hiçbir şey yapmıyordu. Kendisi gibi cemaatin gazabına uğrayan polisler hariç onun yanında duran insan sayısı çok azdı. Ailemizin bize gönderdiği yemekleri paylaşırken yaptığımız sohbet doğal bir işbölümüne dönüştü. O kurulan tuzağın teknik yanını bir dedektif edasıyla anlatırken, biz siyasi yanını gösteriyorduk. İstanbul Emniyeti’ndeki cemaat yapılanması hariç devletin hiçbir kurumunun Ergenekon örgütünün varlığını ciddiye almadığını onun savunmaları sayesinde öğrendik. Odatv davası büyük oranda çöktü. Ancak Hanefi Avcı’ya karşı duyulan kin onu içerde tutmaya devam ediyor.

DEVRİMCİ KARARGAH KARARI

Geçtiğimiz hafta Devrimci Karargah davasında karar çıktı. 24 kişi beraat ederken 15 kişiye örgüt üyeliği suçundan ceza verildi. Hanefi Avcı, 15 yıl 4 ay 5 gün hapis cezası ve 10 bin TL para cezasına çarptırıldı. Birçok sanıktan farklı olarak Avcı’nın Yargıtay kararına kadar içerde kalmasına “devam” denildi. Cemaat hakkında kitap yazmanın bedeli sadece bir davada 15 yıl hapisti.

Avcı’nın suçlama gerekçesi olan Savcılık mütalaasında deliler şöyle anlatılıyordu:

"Kamuoyunda ve terör örgütü mensupları arasında; Devrimci Karargah terör örgütü, kısaca dk olarak yazılmaktadır. Bu bağlamda sanıkta bulunan dijital malzemelerin içerisinde d.k isimli bir adet word belgesi ved.k (2) isimli klasörün kısa yolu bulunmasına karşın, bu bilgilerin bilgisayardan silindiği dolayısıyla temizlik yapılarak delillerin ortadan kaldırıldığı intibaına varılmıştır".

İşin komik yanı silinmek bir yana Avcı’nın el konulan bir bilgisayarı olmamasıydı.

Hanefi Avcı’nın yardım ettiği iddia edilen ve Devrimci Karargah örgütü üyesi olduğuna mahkeme tarafından karar verilen Necdet Kılıç 5 sene hapis cezası aldı. Ancak Kılıç’a yardım-yataklık yaptı denilen Hanefi Avcı sadece yardım yataklık suçundan 5 yıl 7 ay 15 gün ceza aldı. Eklemelerle cezası 15 yılı aştı.

Devletin yargısını elinde tutan güç Hanefi Avcı’yı cezalandırırken aslında onun şu sözlerini kanıtlıyordu: “Olay bir örgütün, cemaatin devlet içerisindeki elemanları vasıtasıyla yürüttüğü örgütsel bir faaliyettir, karşımızdaki kişiler polis, hâkim ve savcı değil, örgütün / cemaatin elemanlarıdır”.