GENERALLERİ YAHUDİ İLAN MEVSİMİ

Kamus-i Türki’de mevsimin karşılığı olarak “bir şeyin muayyen vakti” deniyor. Arapçada hayvanlara belli zamanlarda damga vurulmasını anlatan “vesm” kelimesinden gelmektedir. Uygundur. Günümüzde de damgalamak için muayyen vakitlerden bahsetmek mümkündür. Örneğin ülkemizde yaz mevsiminin belli kesimler tarafından askerleri Yahudi ya da Sabetaycı diye damgalama vakti olarak kabul edildiğini söyleyebiliriz.

Kısa bir arşiv çalışması bize bu geleneğin yıllardır sürmekte olduğunu gösterecektir.

Burada yanıtlanması gereken soru “neden”dir. Neden yaz dönemiyle birlikte ordu içinde Yahudi-Sabetaycı avı başlamaktadır? Yanıt Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantılarının tarihinde gizlidir. YAŞ, ağustos ve aralık aylarında olmak üzere senede iki kez toplanmakta, ama kritik atamalar genellikle ağustos ayında yapılmaktadır. Söz konusu atamaları etkilemek ve böylece Türk ordusuna şekil vermek isteyenlerin yaz başında harekete geçmesi eşyanın tabiatına uygundur. Bu yüzden haziran ayıyla birlikte generallerin Yahudi ya da Sabetaycı ilan edildiği muayyen vakitler başlamaktadır.

Ağlama Duvarı’nın önündeki resimler

Kısa bir hatırlatma yapmak için AKP’nin iktidara geldiği 2003 yılından sonraki YAŞ toplantılarına bakalım. Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın Yahudi kökenli olduğuna dair ilk haberler Genelkurmay Başkanı olduğu 2006 yılında ortaya atılmıştı. Bu iddialara göre Yahudi bir aileyle dünür olan Büyükanıt’ın büyükbabası da Kudüs’te gömülüydü.
2007 yılında başlayan Ergenekon Tertibi’yle birlikte mesele daha da farklı bir boyut kazandı. Bu dönemde neredeyse bütün rejim muhalifleri bu furyadan nasibini aldı. AKP iktidarıyla birlikte gündeme gelen sermayenin el değiştirmesi operasyonu halka “Beyaz Türklere karşı mücadele” şeklinde sunulmuş; bu siyasi atmosfer içerisinde orduya yapılan saldırılar da artmıştı. Bu yüzden 2007 Haziranı’yla birlikte “Yahudi-Sabetaycı General” haberleri fazlalaştı. Örneğin 2008 yılında Genelkurmay Başkanlığı’na atanmasının hemen ardından Orgeneral İlker Başbuğ’un Ağlama Duvarı’nın önünde çekilmiş resimleri basına “servis edildi” ve Yahudi olduğu söylendi. Söz konusu haberi basına servis edenler Kudüs’e giden ve Ağlama Duvarı’nı ziyaret eden bütün turistlerin başlarını örttükleri gerçeğini saklayarak, bu durumu “gizlenen Yahudiliğin kanıtı” olarak sunmuşlardı. Benzer bir kampanya 2010 Haziranı’nda Tümgeneral Atilla Gürdere hakkında da yürütüldü ve böylelikle ağustos ayındaki şura etkilenmek istendi. Bu kampanya esnasında Gürdere’nin, yine aynı çevreler tarafından Yahudi olduğu ileri sürülen Orgeneral Çevik Bir’in özel kalem müdürü olduğu özellikle belirtildi.
Bu dönemde benzer bir kampanya da Ergenekon ve Balyoz Tertipleri’yle tutuklananlar hakkında yürütülmüştü. Hükümete yakın basın organlarında çıkan haberlerde Orgeneral Hasan Iğsız, Orgeneral Çetin Doğan, Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve Tümamiral Ramazan Cem Gürdeniz’in damatlarının Yahudi olduğu söylenmişti.

Aleviler Yahudi mi?

Ergenekon Tertibi’ni düzenleyenlerin Yahudilikle ilgisi bu kadarla sınırlı değildi. Örneğin Ümit Oğuztan tarafından hazırlandığı ve Veli Küçük’ün bilgisayarında bulunduğu ileri sürülen “13. Kabile” isimli bir belgeye dayanarak Ergenekon örgütünün Alevilerin aslen Yahudi olduğu propagandasını yaptığı iddia edildi. Söz konusu örnek tertipçilerin dünyaya bakışlarını ve dolayısıyla kimliklerini göstermesi açısından anlamlıydı. Nitekim benzer ifadeler Ergenekon İddianamesi’nde de yer almış ve iddianamede “Alevi Devleti” kurmayı amaçlayan ve aralarında Orgeneral Çetin Doğan’ın da bulunduğu bir “Alevi Cunta”nın ordu içinde çalışma yaptığından bahsedilmişti.

Sıra Mısır Ordusu’na geldi

Geçtiğimiz günlerde Orgeneral Bekir Kalyoncu hakkında çıkan haberleri de bu çerçevede ele almak gerekmektedir. Hatırlanacağı üzere YAŞ’ın hemen ardından Kalyoncu’nun Sabetaycı olduğuna dair iddialar ortaya atılmıştı. Geleneğin devam ettiği görülmektedir. Ama zamanlama önemlidir. Bu kez haziran değil ağustos ayı seçilmiştir. İddiaları servis edenlerin kendilerine güvenmeye başladıkları ve artık YAŞ’ı etkilemek gibi bir dertlerinin kalmadığı anlaşılmaktadır. Bu kez etkilemek değil yapılan tasfiyeleri meşrulaştırmak hedeflenmiştir. Söz konusu değişiklik “Yahudi ilan etme” yönteminin artık kullanılmayacağı şeklinde yorumlanmamalıdır. Nitekim benzer iddialar şimdilerde uluslararası planda da kullanılmaya başlanmış; malum çevreler Mısır Ordusu’ndaki “Yahudilerin” peşine düşmüştür.

Buraya kadar anlatılanlar, Yahudi-Sabetaycı general avına çıkanların hakiki maksatlarını gözler önüne sermektedir. Komplo teorileri bu kez de Türk Ordusu’na karşı açılan psikolojik savaşın hizmetindedir. Bahsi geçen iddiaların zamanlaması bu hizmetin en önemli kanıtıdır. Büyük Ortadoğu Projesi’ni hayata geçirmek için canla başla uğraşanlar, kendilerine karşı çıkanları yavuz hırsız misali İsrail ile ilişkili göstermeye çalışmaktadırlar. ABD’nin ve İsrail’in Ortadoğu’da önünü açmak için yürütülen bu psikolojik savaş, komplo teorilerinin aslında kimlerin işine yaradığını gösteren eşsiz bir emsaldir.