BİZ ATSİNEKLERİ….

Evet yanlış okumadınız. “Biz atsinekleri…” diye başladım yazıya. Haftasonu Sol Gazete’de “Kurulu düzene karşı olanlar bir cins atsineğidir” başlığını okuyunca ‘tamam’ dedim. İşte buydu aradığım.

Çünkü uzun bir süreden beri kendimi at sineği gibi hissediyorum. AKP iktidarının çevresinde sürekli dolanan vızıldayan, canını sıkan bir atsineği. Kurulu düzenin çarpıklıklarını eleştiren, karşı çıkan, direnen…Demokrasi yalanı arkasında fiilen yaratılan otoriter rejime boyun eğmeyen..Siz de benzer düşüncede olduğunuz için kusura bakmayan sizi de kattım bu tanımlamaya. Hem zaten Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da hepimize atsineği muamelesi yapmıyor mu? Hem eylemleriyle…Üzerimize gaz bombaları atarak, tazyikli sular sıkarak…Hem ağzından sürekli olarak dökülen ayrılık, ötekileştirme ve nefret söylemleriyle.

Kendini muhafazakâr “çoğunluğun” lideri olarak algılayan başbakanın karşısına, özgürlük ve demokrasi talepleri ile çıkan toplumun diğer kesimine karşı bakış açısı bu, yani karşısındakini atsineği gibi görmek. Onu sürekli ezmeye, sindirmeye çalışmak, muhalefete zerre kadar tahammül edememek..

Dedim ya küçümsemeyin. Siyasi terminolojiye girmiş bir sözcük Atsineği. Sokrates savunmasında “Ben Tanrı tarafından bu devlete gönderilmiş bir at sineğiyim. Ve bu devlet, koca cüssesi nedeniyle yavaş hareket edebilen ve canlanması gereken bir attır. Ben de Tanrı’nın bu devlete musallat ettiği bir at sineği gibi bütün gün boyunca her yerde sizi uyandırıyorum, hareketlendiriyorum, azarlıyorum ve ikna ediyorum. Ve eğer Tanrı sizi düşünerek bir at sineği daha göndermezse, hayatınızın geri kalanını uyuyarak geçirirsiniz” demişti. Ama bu sözleri bile ölüme mahkum edilmesini önleyememişti. Sokrates sözlerini şöyle sürdürmüştü: “Kurulu düzene muhalif olanlar bir cins atsineğidir. Siz onu kolaylıkla ezip yok edebilirsiniz. Ama bu hareketiniz toplum için büyük zararlara yok açacaktır. Topluma yol gösterme işlevi gören muhalifler yok edilirse bundan ancak toplumun kendisi zarar görecektir”

Tıpkı bugün AKP iktidarının herkesi susturmaya çalışması gibi. Gezi Parkı olaylarının ardından tribünlerde protestoların yayılmasından korkarak tribünlere yönelik baskı önlemlerini yaygınlaştırması, CHP’li vekil ve parti yöneticilerinin katıldığı tüm etkinliklerin emniyet tarafından takip edilip, fişlenmesi susturma sürecinin hızlanacağını gösteriyor.

Peki ya atsinekleri hızla çoğalırlarsa? Artık ezip yok edilemez kadar artarsa sayıları?

Pazar akşamı Erdemit’te Zeytinli Belediyesi’nin düzenlediği panele katılan İhsan Eliaçık’ı dinlerken bir yandan da bunları düşünüyordum. Biliyorsunuz İhsan Eliaçık Antikapitalist Müslümanların lideri. Gezi Parkı ile başlayan süreçte oynadıkları rol de, her kesimi buluşturdukları Yeryüzü Sofraları da yadsınamaz. Kayserili, Fatih’te oturuyor ve iktidarı sürekli olarak eleştiriyor. Biz kendimiz söylüyor kendimiz dinliyoruz ama o onları kendi mahallelerinde açıklıkla eleştiriyor. Örneğin “İktidarlar adaletten saptıkları an gayrimeşru olurlar” diyor, “Bir insanı hangi cemaatin adamı olduğuna göre değerlendirmek dinimizde yoktur” diyor, “vicdanınızı iktidara dahi teslim etmeyin” diye sesleniyor. Camilerde vaaz veriyor, kahvehanelerde anlatıyor. “AKP rant kokusu almazsa 3 kilometre yol yapamaz hale geldi” diyor.

Orhan Bursalı ve Can Ataklı ile aynı panelde konuştu Eliaçık. Bizim mahalleye seslendi yani. Ve izleyicilerden inanılmaz alkış aldı. Özellikle “annemi muktedire olan müthiş inancından şüpheye düşürdüm” sözleri. “AKP’nin tabanını eleştiriyorum diyorlar ama o partinin tabanı benim annem. Gezi Parkı’na giderken her gün aradı beni. Gitme orada seni tuzağa düşürürler dedi. Sarhoş onların hepsi dedi. Camiye ayakkabı ile girip içki içiyorlarmış dedi. Ben de hepsini yalanladım. Bıkmadan. Sonunda annem ‘demek ki o da fırıldak çevirmeye başlamış” diye anlattı.

İhsan Eliaçık’a göre iktidarı eleştirmek, muhalefet etmek gerçek ibadet. “Çünkü vergiyi onlar topluyor ve nereye harcanacağına onlar karar veriyor, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını onlar yönetiyor, örtülü ödeneğe de imza atan onlar. Dolayısı ile doğru bulmadıklarımızı eleştirmek ile yükümlüyuz. Bu gerçek ibadettir” diyor.

Evet toplumsal muhalefete düşen rol atsineği olmak. İktidar, kendi gücünü denetlemesi gereken tüm bağımsız kanalları, demokrasinin olmazsa olmazlarını saf dışı bırakırken, bu ezberi bozmaya yönelik toplumsal muhalefetin güçlü hale gelmesi yaşamsal önemde. Ancak ne yazık ki toplumsal muhalefet biçimleri garip bir bencillik, ideolojik içe kapalılık ruh haliyle bir türlü yan yana gelemiyor, dayanışamıyor, duvar olamıyor. Gezi Parkı bu duvarın ilk tuğlalarını döşer gibi oldu ancak Gezi söylemiyle “bu daha başlangıç”. Alınması gereken çok yol var. Ve umarım at sineklerinin sayısı artar ve at sinekleri taklidi yapanları fark edebilirler…